İNCİ MERCAN GERDANLIĞI (3)

Osman Zinnureyn

Ahmet Poçanoğlu

Emekli Konya İl Müftüsü

3.HADİS

حديث أَميرِ الْمُؤْمِنِينَ أبي عبد الله عثمان بن عفان بن أبي العاص بن أمية بن عبد شمس بن عبد مناف بن قصي بن كلاب بن مرة بن لؤي بن غالب بن فهر العدوي القرشي عَنْ حُمْرَانَ مَوْلَى عُثْمَانَ بنِ عَفَّانَ أنَّه رَأَى عُثْمَانَ بنَ عَفَّانَ 

دَعا بإناءٍ فأفْرَغَ علَى كَفَّيْهِ ثَلاثَ مِرارٍ فَغَسَلَهُما، ثُمَّ أدْخَلَ يَمِينَهُ في الإناءِ فَمَضْمَضَ واستنشق، ثُمَّ غَسَلَ وجْهَهُ ثَلاثَا ويَدَيْهِ إلى المِرْفَقَيْنِ ثَلاثَ مَرار، ثُمَّ مَسَحَ برَأْسِهِ، ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَيْهِ ثَلاثَ مَرارالي الكعبين، ثُمَّ قالَ: قالَ رَسولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ: مَن تَوَضَّأَ نَحْوَ وُضُوئِي هذا، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ لا يُحَدِّثُ فِيهِما نَفْسَهُ غُفِرَ له ما تَقَدَّمَ مِن ذَنْبِهِ.

     Mü’minler’in Emiri Ebi Abdillah Osman İbn-i Affan İbn-i Eb’il As İbn-i Ümeyye İbn-i Abd-i Şems İbn-i Abdi Menaf İbn-i Kusay İbn-i Kilab İbn-i Mürre İbn-i Lüey İbn-i Galib İbn-i Fihr El Adeviyyi El Kuraşiyyi Hadisi:

     Osman İbn-i Affan’ın mevlası Hırman Osman’ı gördü:

     Osman bir kap isteyip; ellerine üç ker su döküp yıkadı, sonra elini kab’a daldırdı ağzını çalkaladı ve burnuna su verdi. Sonra yüzünü ve kollarını dirseklerine kadar üç kere yıkadı. Sonra başını meşhetti. Sonra iki ayağını üç kere topuklarına kadar yıkadı. Sonra şöyle dedi:

     Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

  • Her kim şu abdestim gibi abdest alıp, hatırına bir vesvese (namaz ile münasebeti olmayan) bir şey getirmeksizin iki rek’at namaz kılarsa; o kişinin geçmiş günahı affolunur. (Buhari; 159, Müslim;226)

     BU HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

     Temizlik ve güzellik anlamında abdest; ‘Cennetin anahtarı olan namazın anahtarıdır,’ bazı ibadetlerin yerine getirilmesi için alınır; ama kendisi de bir ibadettir.

     Abdest; kendisi temiz olan ve temizleri seven Rabbimizin huzuruna tertemiz bir kul olarak duruvermektir. İşte bu duruş nimetin ve saadetin tamamlanmasına ve şükre sebep olur.

     İmam Buhari’nin yukarıdaki hadisten hemen sonra naklettiği (160 numaralı) hadiste, ‘’Kur’an’da bir ayet olmasaydı size bunu anlatmazdım.’’ şeklinde bir ziyade vardır. Ulema burada bahsedilenin şu ayet olduğunu aktarır:

 اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَۙ

     İndirdiğimiz açık delillerle hidayet bilgisini -kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah lânet eder hem de lânet okuyanlar lânet eder. (Bakara; 159)

     Biz bu hadisten; sahabenin, Rasul-i Ekrem’in ağzından çıkacak her sözü, yaptığı her hareketi dikkatli bir şekilde takip ettiğini, Rasulullah efendimizin ‘’Burada bulunanlar sözlerimi burada bulunmayanlara nakletsin.’’ emrine bağlılıklarını, “Allah, benim sözümü işitip, onu iyice anladıktan sonra, başkalarına tebliğ edenin yüzünü ak etsin.” duasını almak için yarıştıklarını öğreniriz.

     İşte sahabe neslinin Rasul-i Ekrem’e gösterdiği bu bağlılık ve teslimiyetle İslam dini kök salıp yayılmış ve doğru anlaşılmıştır.

     OSMAN Zİ’NUREYN (R.A)

     Fil vakasından altı yıl sonra Taif’te doğdu. Babası Affan, annesi Erva bint-i Kureyz’dir. Soyu, Abdimenaf b. Kusay’da Rasulullah (sav) efendimizin nesebiyle birleşir. Rasul-i Ekrem’den altı yaş küçüktür.

     Osman b. Affan Rasulullah (sav) efendimizin kızlarından önce Rukıyye, sonra Ümmü Külsüm ile evlenmesi sebebiyle Zi’n- Nureyn, Yine Rasul-i Ekrem tarafından Uhud Dağının sallanması üzerine ‘’Sakin ol ey Uhud dağı senin üzerinde bir Nebi, bir sıddık, bir şehit bulunmaktadır’’ buyurması sebebiyle eş-Şehid lakaplarıyla anılır. Osman denildiğinde haya akla gelir. O, ‘’Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimse’’dir.

     Hz. Ebu Bekir’in delaletiyle Müslüman oldu ve ilk on Müslüman arasında yer aldı. Müslüman olması sebebiyle işkence gördü, Müslüman olmasından kısa bir süre sonra Rasulullah (sav)’ın kızı Rukıyye ile evlendi, hanımıyla birlikte ilk kafilede Habeşistan’a hicret etti. Yola çıktıktan sonra onlardan bir süre haber alınamamış, Habeşistan’a ulaştıklarına dair bilgi Hz. Peygamber’e geç ulaşmıştı.Osman’ın eşini bir merkebe bindirmiş vaziyette gördüğünü kendisine haber veren Ḳureyş kabilesine mensup bir kadının bu haberi üzerine,  Hz. Peygamber kadına, “Osman, Lûṭ’dan sonra ailesiyle ilk hicret eden kimsedir.” buyurmuştur. Osman (r.a) Habeşistan’da doğan oğlu sebebiyle Ebu Abdullah künyesiyle anılmıştır.

     Onlar Habeşistan’da iken, Mekkeli müşriklerin İslam’ı kabul ettikleri şeklinde bir söylenti yayıldı. Bunu üzerine Hz. Osman, eşi ve diğer muhacirlerle birlikte Mekke’ye geri döndü. Ancak Mekke’ye yaklaştıklarında bu haberin gerçek olmadığını öğrendiler. Hz. Osman, baskı ve işkenceler devam edince ikinci kez Habeşistan’a hicret etti. Bir yıl sonra tekrar Mekke’ye dönen Hz. Osman, Rasul-i Ekrem’in hicretinden kısa bir süre önce, eşi Rukiyye ile beraber Medine’ye hicret etmiş ve Ensar’dan Evs b. Sabit’in evine misafir olmuştur.

     O sıralar Medine’de büyük bir su sıkıntısı oldu. Sıkıntıyı giderebilmek için Hz. Peygamber (sav), Rûme kuyusunu satın alıp Müslümanların hizmetine sunacak kimseyi cennetle müjdeledi. Hz. Osman kuyuyu haris Yahudi’den satın alıp Müslümanların hizmetine sundu.

     Bedir savaşına hanımı Rukiyye’nin ağır hastalığı sebebiyle katılamadı. Uhud ve daha sonraki savaşlarda Rasulullah’ın (sav) hep yanında oldu. Hudeybiye Anlaşması sırasında da Hz. Peygamber, onu Mekke’ye elçi olarak göndermiş, onun gelmesinin gecikmesi ve Mekke’de öldürüldüğü haberleri üzerine ashabından biat almıştı. Rıdvan Beyatı adı verilen bu hadisede Hz. Osman’ın hayatta olduğunu öğrenen Hz. Peygamber, bir elini diğer eli üzerine koyarak Hz. Osman adına ‘’Allah’ım! Bu beyat da senin elçinin hizmetinde olan Osman içindir.’’ buyurmuştur.

     Hz. Osman’ın katıldığı belki de en çok üzerinde durulması gereken seferlerden birisi Tebük seferidir. ‘Zorluk seferi’ diye anılan bu sefer için Hz. Osman malının üçte birini vakfetmiş, binlerce mücahidi donatmış, yüzlerce deve bağışlamış, ayrıca nakdi yardımda bulunmuştur. Rasulullah efendimiz, onun yaptıklarından memnun kalarak; ‘’Osman’ın yaptığı bu yardım, bundan sonraki yapacaklarına kefarettir. Allah’ım! Kendisinden razı olduğum Osman’dan sen de razı ol.’’ diye dua etmiştir.

     Ruḳiyye’nin vefatından sonra Hz. Peygamber, Osman’ı diğer kızı Ümmü Külsüm ile evlendirmiştir. Hicretin 9. senesinde Ümmü Külsüm de vefat etmiştir.

     Hz. Osman, Hz. Ebu Bekir döneminde meselelerin görüşüldüğü, halifenin görüş aldığı istişare heyetinin üyelerindendi.  Hz. Ebu Bekir için Hz. Osman, Hz. Ömer’le birlikte ikinin ikincisiydi.

     Hz. Ömer’in yanında ise, Hz. Osman’ın önemli bir konumu vardı. İnsanlar Hz. Ömer’e bir şey sormak istediklerinde, onu Hz. Osman ve Abdurrahman b. Avf aracılığıyla sorarlardı. Hz. Osman ‘redif’ olarak isimlendirilmekteydi. Bu kelime ‘ikinci adam’ anlamına gelmektedir. Hz. Ömer döneminde Hz. Osman, adeta vezir konumundaydı. Hz. Ebu Bekir döneminde Hz. Ömer’in konumu neyse, Hz. Ömer döneminde de Hz. Osman’ın konumu oydu.  

     Hz. Ömer, 27 Zilhicce 23 (4 Kasım 644) tarihinde sabah namazını kıldırdığı sırada Mugîre b. Şu‘be’nin kölesi Ebû Lü’lü tarafından yaralanınca Abdurrahman b. Avf’ı namazı kıldırmak üzere vekil tayin etti ve ardından evine kaldırıldı. Aldığı yaralar sebebiyle öleceği anlaşılınca, Hz. Ömer’in tayin ettiği şura tarafından Hz. Osman halife seçildi.

     Hz. Osman dönemine kadar süregelen İslam fütühatı, onun devrinde de devam etmiştir. Hz. Osman, öncelikle cihada teşvik için hilafete gelir gelmez İslam askerinin maaşına büyük bir artış yaptı. Bundan sonra Mısır üzerinden Kuzey Afrika’ya, Şam üzerinden Anadolu içlerine ve Kıbrıs’a, Kûfe üzerinden İran, Azerbaycan ve Ermenistan’a, Basra üzerinden de Horasan’a doğru fetihler gerçekleştirildi. Fetihler neticesinde gerçekleşen zenginleşmeyle birlikte toplumda lüks ve refahın arttığı Hz. Osman döneminde; İslâm ordusu doğuda Türkistan’da ilerlerken batıda İspanya’ya girmeye başladı. Elde edilen ganimetler; İslam Devleti’nin ekonomisinin hızlı değişimine ve toplumda refah düzeyinin artmasına sebep oldu. Hz. Osman dönemindeki değişim, olumlu olmaktan çok ‘yozlaşma’, ‘bozulma’ içeriğine sahip olumsuz bir değişimdir. Bu yozlaşmada sahabe neslinin sonlarına gelinmesi de çok önemli bir faktördür. Abdulah b. Sebe’ gibi fitneciler delilsiz şeyler yaydılar. Razı olmadıkları yöneticileri, kendileri daha liyakatli olmadıkları halde ayıpladılar. Adalet ve dindarlık iddiasıyla ümmet’e ‘katilden daha şiddetli olan fitneyi’ soktular.

     656 yılının Nisan ayında Mısırlı, Kûfeli ve Basralılardan oluşan muhalif gruplar, hac gerekçesiyle yola çıktılar. Bunlar halifenin görevden uzaklaştırılmasını istiyorlardı. Hz. Osman bu gurup hakkında şöyle der:’ Hendek Savaşı’ndaki hiziplere veya Uhud’da bizimle savaşanlara benziyorlar.‘

     Hz. Ali (r.a) Mısır’dan gelen bu asilerle konuştu. Bu görüşmelerden sonra görevden alınan Mısır valisinin yerine Hz. Ebu Bekir (r.a)’in oğlu Muhammed vali tayin edildi. Ancak asileri hiçbir düzenleme ikna etmeye yetmediği gibi, şu konuşması da ikna etmeye yetmedi.

      Hz. Osman, evi muhasara edildiğinde (kendisini öldüreceklere) evinden baktı ve ‘’Allah aşkına size sorarım. Allah Rasulü’nün Uhut (dağının sarsıldığı) günü dağ harekete geçtiğinde dağa tekme atarak ‘Uhut, sakin ol! Üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehit var.’ dediğini ve benim de orada bulunduğumu bilmiyor musunuz?’’ dedi. İnsanlar onu onayladılar ve Hz. Osman şöyle devam etti: “Allah aşkına size sorarım. Rasulullah Rıdvan biatı günü beni Mekkeli müşriklere elçi olarak gönderdiğinde ‘işte bu elim, bu da Osman’ın elidir’, diyerek (bir elini diğer elinin üzerine koyup) benim için biat etmedi mi?”

     İnsanlar onu onayladılar. Hz. Osman devamla şöyle dedi: “Allah aşkına size sorarım. Allah Rasulü ‘Bizim için bu mescidi genişletene Allah da cennette bir ev versin’ dediğini, benim de orayı kendi malımla satın aldığımı ve mescidi genişlettiğimi bilmiyor musunuz?”

     İnsanlar onu onayladılar ve Hz. Osman devamla şöyle dedi: “Zorluk (Tebük) gazvesi günü Rasulullah’ın ‘Allah tarafından kabul edilecek bir harcamayı kim yapar?’ dediğinde ordunun yarısını kendi param ile donattığımı bilmez misiniz? “

     İnsanlar yine onu onayladılar. Hz. Osman devamla şöyle dedi: “Allah Rasulü, ‘Kim Rûme kuyusunun suyunu Allah rızası için sebil olarak satın alır.’ dediğinde onu kendi paramla satın alıp, Allah rızası için vakfettiğimi bilmez misiniz?”

     İnsanlar onu onayladılar. Ancak Hz. Osman (r.a), evi asiler tarafından 22 gün muhasara edildikten sonra 17 Haziran 656 Cuma günü Medine’de şehit edildi. Şehit edilirken Hz. Hasan ve Kelb kabilesinden olan eşi Nâile bint-i Ferâfisa yaralandı. Hz. Osman’ın na’şı, geceleyin hanımı ve birkaç samimi dostu tarafından gizlice defnedildi.

      Hz. Osman’ın şehadeti sahabe neslini çok üzdü. Şöyle ki‚ Bedir Ehli, Hz. Osman şehit edildikten sonra evlerinden çıkmadılar. Onlar evlerinden sadece vefat ettiklerinde kabirlerine götürülmek için çıkarıldılar.

     Şemseddin Sivasi, mesnevisinde Hz. Osman’la ilgili şöyle der:

        “Kızarırdı güneş hayâsından

        Utanırdı melek likâsından

        Aşr-ı zilhiccede idi saim

        Ona kasd etti bir nice zalim

        Mushaf’ın okur idi o sultan

        Tattı şehd-i şehâdet (Şehadet balı)i o ân.”

     Hz. Osman’ın, dönemindeki en önemli olay; Hz. Ebu Bekir döneminde toplanan Mushaf’ın çoğaltılmasıdır. Azerbaycan-Ermenistan dolaylarındaki cihat hareketlerinde Şam ve Irak askerlerinin Kur’ân okumadaki kıraat farklılıklarının, birbirlerini tekfir edecek kadar askerleri birbirine düşürmesi orduda bulunan Hz. Huzeyfe tarafından Hz. Osman’a bildirilmiş ve acil tedbir alınması istenmiştir. Hz. Osman, ashabın büyükleri ile de istişare ettikten sonra Hz. Ebu Bekir döneminde toplanan Mushaf’ı Hz. Hafsa’dan geri iade etmek şartıyla almış ve Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir komisyon görevlendirmiştir. Bu komisyon Mushaf’ı dikkate alarak Hz. Peygamber’in son arzındaki okuyuşa göre Kur’an’ı istinsah etmişlerdir.

     “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” hadis-i şerifini Hz. Peygamber’den (sav) bizzat işitmesi onun Kur’an’la olan münasebetinin şekillenmesinde rol oynayan önemli sebeplerden biridir. Zira Kur’an’ı çoğaltıp birer öğretici-okuyucu ile birlikte Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e göndererek, Kur’an öğretim ve öğrenim faaliyetine ve ümmetin birliğine çok büyük katkı sağlaması sebebiyle Hz. Osman bu hadisin tavsif ettiği en hayırlı kimsedir.

     Hz. Osman; Resul-i Ekrem’den 146 hadis rivayet etmiştir. Buhari 21 hadisi zikretmiş, Müslim 25 hadise yer vermiş, 3 hadiste de ittifak etmişlerdir.

     Allah O’ndan razı olsun…