Yedi Güzel Adamdan Biri Olabilmek

“Yedi Güzel Adam”, daha çok, Mavera dergisinin kuruluşunda yer alan kişiler olarak yorumlanagelmiştir. Hâlbuki ilk beş şiir Edebiyat dergisinde yayımlanmış, kitap olarak da Mavera dergisinin ilk yayın yılından yaklaşık dört yıl önce, 1973 yılında Edebiyat Dergisi Yayınları arasında çıkmıştır. Bu bakımdan söz konusu kitapta uzun soluklu şiire de ad olan ‘yedi güzel adam’ ifadesini daha farklı anlamak veya yorumlamak gerekebilir.

Dr. Mehmet Kahraman

Cahit Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam” adı altında yayımladığı şiirlerin toplam sayısı altıdır. Hatta Yedi Güzel Adam adıyla yayınlanan kitapta beş şiir yayımlanır. Altıncı şiir Menziller’de yer alır.

“Yedi Güzel Adam”, daha çok, Mavera dergisinin kuruluşunda yer alan kişiler olarak yorumlana gelmiştir. Hâlbuki ilk beş şiir, Edebiyat dergisinde yayımlanmış, kitap olarak da Mavera dergisinin ilk yayın yılından yaklaşık dört yıl önce, 1973 yılında Edebiyat Dergisi Yayınları arasında çıkmıştır. Bu bakımdan söz konusu kitapta uzun soluklu şiire de ad olan ‘yedi güzel adam’ ifadesini daha farklı anlamak veya yorumlamak gerekebilir.

Gerçi Mavera dergisini planlayan ve hayata geçiren insanlar ‘yedi’ sayısı ile ifade edilecek kadar varlardır. Yazanlar dışında omuz verenler de hesaba katılırsa sayı daha da fazladır. Zaman zaman bunların kimler olduğu da bizzat isimler sıralanarak sayılmaktadır. Aynı kişiler televizyonda ‘yedi güzel adam’ adlı bir diziye de konu olmuş, orada, hepsi değilse bile bazı kişiler karakterize edilmiştir.

İnsanlar, somut bilgilere daha çok itibar ettikleri için ‘yedi güzel adam’ın en azından adlarını bildiğimiz kişiler olduğunu kabul etmek kolayımıza gelmektedir. Ta lise yıllarından itibaren beraber olmuş, sıkı bir edebiyat çevresi oluşturmuş, önce Edebiyat dergisi etrafında daha sonra da Mavera dergisi etrafında yer almış bu kişiler, yaklaşık ‘yedi’ kadar da oldukları için açıklaması kolay bir yorumla anlaşılmaya devam edilmiştir.

Bu arada, “Yedi Güzel Adam” adını taşıyan altı bölümlük şiirde ne var, şiir kimlere, nasıl insanlara işaret ediyor diye onlara dönüp bakılmadığı anlaşılıyor. Zarifoğlu’nun anlaşılması zor bir şair kabul edilmesinin de, bu şiirlerin, ‘yedi güzel adam’ ifadesinin ne olduğu konusunda dikkate alınmamasında önemli bir payı olmalıdır. Genellikle de bu ifadenin kimleri kapsamış olabileceği yani bu kişilerin kimler olabileceği konusu bazı genellemelerden yola çıkılarak hep gündemde kalmıştır. Hâlbuki sözkonusu şiirlere baktığımızda daha başka gerçekliklerle karşılaşmaktayız.

Bu konuda birinci adım, ‘yedi’ rakamı ile ilgili olabilir. Kültürümüzde ‘üçler’, ‘yediler’ ve ‘kırklar’ şeklinde anılan çok özel şahsiyet kümeleri vardır. Evrende Allah’ın gizli olarak görevlendirdiğine inanılan bu kümelerin, çok özel görevler ifa etmekte olduklarına da inanılır. ‘Yedi güzel adam’, bunlardan ‘yediler’i de çağrıştırmaktadır. Ama her dönemde var olduklarına inanılan ve kim oldukları hiçbir şekilde bilinemeyen bu şahsiyetler, bu şiirde anlatılan kişiler olmamalıdır. Çünkü metinlerden böyle bir anlam çıkarmak mümkün gözükmüyor. Ancak ‘yedi güzel adam’ ifadesi, bu ‘yediler’i hatırlamamızı sağlamış oluyor. Onların ‘sır’ olan varlıklarına değilse bile, tahmin edilen fonksiyonlarına bakarak, ‘yedi güzel adam’ı daha kolay algılayabiliyoruz.

Öyleyse “Yedi Güzel Adam” adlı şiir metinlerinden neyi veya kimleri anlamalıyız, şeklinde bir soruya cevap aramamız, bu vesile ile ikinci adımı da atmamız gerekiyor.

Bu anlamdaki merakımızı gidermek için metinlere birlikte bakıyoruz:

Şiirlerin en başında, yani birinci bölümden önce adeta şiirlerin önsözü gibi küçük bir bölüm yer almaktadır:

“Bu insanlar dev midir

Yatak görmemiş gövde midir

Bir yara açar boyunlarında

Kolkola durup bağırdıklarında

 -Yar kurbanın olam

Dağlar önüme durmuş

Ki dağlanam

Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden

Durdular ite çakala karşı yârin kapısında”  

Bu bölümde dağ gibi sorunlar karşısında el ele vererek bir şeyler yapmak için yola çıkmış kişilerin anlatılacağına dair bazı önemli ipuçları verilmektedir. Ortada bir ‘sevgili’, bir ‘yâr’ vardır ve onun korunması gerekmektedir. ‘Yâr’, yaşamamız boyunca çevriminde olmamız gereken yegâne ‘var’lık sebebimizdir. Metinlerde anlatılacak kişiler de onu korumak için hayat yoluna birlikte çıkmış güzel insanlar olmalıdır. Erzurum’da okumakta olan ve kendilerinden ‘edebiyatçılar’ olarak bahsedilen gurubumuz, bu şiirleri sayısız kere ve birlikte okumuş, bu son iki mısrayı ‘evlatlar’ veya ‘oğullar’ olarak yorumlamıştı. Yani bu koruma, kol kola girmiş ‘yedi güzel adam’la sınırlı kalmamış, ileriye doğru nesiller boyu bu kutsal görev aksatılmadan sürdürülmüştür.   

Şiirin birinci bölümü şu mısralarla başlıyor:

“Yedi adam biri bir gün

bir kan gördü

gereğini belledi

yâri alsa koynuna

Ayırmaz kanı yanından”

Bu bölümdeki şiirin girişinden, sözkonusu kişinin bir savaşçı olabileceğini çıkarıyoruz. ‘Kan’, bu çıkarımı yapmamıza imkân veriyor. Yani bu kişi, ölümüne yola çıkmıştır; ölümü göze almıştır. Bir şey uğruna savaşmak, anlayabileceğimiz ve hatta kabullenebileceğimiz en tabii durumdur. Bir şey yapmaya niyetlenmiş ve yola da çıkmışsak, çetin bir savaş vermeye de hazır olmamız gerekir. Karşılaşacağımız her durum ve şartta savaşmamız gerekecektir çünkü.

İkinci bölüm de şöyle başlıyor:

“Yedi adam biri bir gün

bir aşk gördü

 gereğini belledi

 ölüm girse koynuna

Ayırmaz aşkı yanından”

Bu mısralardan, anlatılacak ikinci kişinin ‘âşık’ olabileceğini düşünüyoruz. O, bir aşk görüyor ve onun gereği ne ise ısrarla onu yapıyor. Bu aşk, bu adam için, her şeyden daha kıymetlidir. Ondan hiçbir şekilde vazgeçmez. Aşkı için ölümü göze alacaktır. Ama paradoks da tam buradadır. Aşk, onun kendisine yöneldiği bir merkez değildir. Şiirin devamında geçen bir mısra şöyledir: “Aşkla bileniyorum” Yani aşk, onu, gitmesi gereken yolda yaya bırakmayan, onu güçlendiren, ayakta tutan şeydir. İşini aşkla yapan bir insan sözkonusudur burada.

Üçüncü bölümün girişi de şöyledir:

“Yedi adam biri bir gün

 bir yâr gördü

gereğini belledi

yâri alsa koynuna

Ayırmaz yâri yanından”

Bu bölümde anlatılacak kişinin, uğrunda ölünebilecek bir ‘yâr’i vardır. Bütün gayreti onun uğrunadır. Bu yâr, sevgilinin dışında, başka bir ‘yâr’dır. Bu ayrımı kavramak çok kolay değildir, ama şiir okundukça anlaşılmaması da mümkün değildir. 

Dördüncü bölümün başında da şu mısralar vardır:

“Yedi adam biri bir gün

 Bir bela gördü

Gereğini belledi

Yalvarsa evleri harap kadınlar

Ve ağlayan birkaç çocuk

Kamalar salınsa karnına

Ayrılmaz belalı yanından”

Bu ‘bela’, sanki bir ‘macera’dır, bir ‘zorlu iş’tir. Sözkonusu kişi de zor da olsa yapacağı işten yılmayacak, onu tamamlamak için sonuna kadar gidecektir. Onu, bu zorlu işten kimse alıkoyamaz. Burada, başka bir şairin “Yalvarmak, yakarmak nafile bugün / Gözünün yaşına bakmadan gider” mısralarındaki duruş sözkonusudur. Ev, bark, çoluk çocuk, hastalık, hiçbir şey onu yolundan çeviremez. Gözünü kırpmadan, hedefe kilitlenmiş bir bomba gibi hedefine doğru gider. 

Beşinci bölüm de şöyle başlamaktadır:

“Yedi güzel adam

 Biri bir gün bir dağ gördü

 Gereğini belledi.”

Bu kişi bir dağcıdır. Ama bu dağcılık, dağın zirvesine tırmanmayı amaç edinmek demek değildir. Bu dağcı, dağı anlamaya, yorumlamaya, dağın künhüne varmaya çalışmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, dağcının dağı, bir taş toprak yığınından ibaret de değildir. Bu dağ, kanlı canlı bir varlıktır. Onun da bizim gibi çok önemli görevleri vardır. Sözgelimi dağ, bizim gibi, insanlar gibi, insanlara bakar, imrenir ve secdelere kapanır.

Altıncı bölümün ilk mısraları da şöyledir:

“ Yedi güzel adam

Biri bir gün

Bir sofra gördü

Gereğini belledi.”

Bu kişi de sofra sahibi, yani ‘cömert’tir.

“Yedi Güzel Adam”dan alıntıladığımız bu mısralarda ortaya çıkan en dikkate değer gerçeklik, yedi güzel adamın evrene pürdikkat bakmaları ve orada, uğruna hayatlarını verecekleri şeyleri görerek bir karar vermeleri ve bu kararlarını sonuna kadar götürmeleridir; kararlı adımlarla yol almalarıdır.

Bu şiirlerde sözkonusu olan kişiler, hep birer mahareti, birer becerisi olan kişilerdir. Onları ‘güzel’ kılan, bu maharetleridir. Onların her biri kendi vadilerinde güzel işler kotarmış, dolayısıyla kendilerinden bahseden bir şiire konu olabilmiş kişilerdir.

Evrende gösterilebilecek sonsuz sayıda maharet vardır. Cahit Zarifoğlu, bu şiirinde maharetlerden bir demet sunuyor. ‘Yedi güzel adam’, ilk girişte kol kola durup bağırdıklarına göre, maharetlerini gösterirken, aynı zamanda bir dayanışma örneği de göstermektedirler.

İşte bu iki nokta, ‘yedi güzel adam’ı anmaya değer kılıyor: Tek başlarına da olsa bir şeyler kotarmak üzere yola çıkıyorlar. Ama bunun için belli donanımlar ediniyorlar. Her biri, bir alanda temayüz etmişler. Kendilerini berkittikleri, güçlü kuvvetli hâle geldikleri, mâhir bir maharet sahibi oldukları için, alanlarında dikkate değer bir başarıyı da yakalıyorlar. Yani aslında tek başlarına bir konunun üstesinden gelecek durumdalar. Bu yüzden bir amaç uğruna tek başlarına da olsa yola koyuluyorlar.

“Yedi adamdan bir dağ göreni / Buyruğu dağa diyeni / Dağdan buyrukla kente ineni / Suları yürüyerek geçeni / Çekip mavzerini çıkardı oyluk etinden / Durdu yârin kapısında”

Ama bu yolda yalnız da değiller. Yalnız da olsa başarabilecek durumdalar, ama yalnız değiller. Yedi güzel adam, teker teker başarının sırlarını çözmüş ve bunu uygulamaya koymuş olarak, kendisi gibi yola çıkmış olanlarla da bir şekilde bir araya gelmiş ve birbirlerine destek olmuşlardır. Birlikte güzel şeyler kotarmışlardır.

“Bu adamlar dev midir / Yatak özlemez gövde midir / Gül açar boyunlarında / Kol kola durup bağırdıklarında / Bomba düşmüş gibi deprenir toprak / Konuştuklarında”

Mavera dergisi ile bir bağlantı kurulması belki de bu dayanışma durumuyla açıklanabilir. Genellikle dergiler bir kişinin sırtında yürür; dolayısıyla o bir kişiyle anılır. Mavera dergisi ise her biri başka vadilerde temayüz etmiş bir yazarlar gurubunun ciddi bir dayanışma içinde kurup yürüttükleri bir dergidir. Onların bazısı şair, bazısı hikâyeci, bazısı deneme yazarıdır. Ama hiçbiri de diğerlerine göre daha öne çıkmaz. Elbette içlerinde daha çok koşturanlar olmuştur. Ama “Yedi Güzel Adam” şiirinin daha başında dendiği gibi el ele verip bu uğurda ‘kol kola’ yürümüşlerdir. Yani Mavera, tam anlamıyla bir arkadaşlar gurubu hareketidir.

İşin bu Mavera tarafı, olmuş, bitmiş, tarihe mâl olmuş bir konudur. Hiçbirimiz o zamanlara dönüp o gurubun arasına karışamayız. Bendeniz ilk sayıdan itibaren yazar kadrosu içinde yer aldım. Ama dergiye omuz veremedim. Çünkü hep uzaklardaydım. Mesela ilk sayı çıktığında Şırnak’taydım.

Ama konuya öbür cepheden baktığımızda ‘yedi’lerden biri değil, ama ‘yedi güzel adam’dan biri olmak elimizdedir. Bir maharet sahibi olmak elimizdedir. Bir şey uğruna yola çıkmak elimizdedir. Bizim de bir yârimiz, kapısında dururken takınacağımız pırıl pırıl mavzerimiz, tırmanacağımız yüce dağımız olabilir. Çünkü aslolan, ‘yedi güzel adam’ı görmek, gıptayla seyretmek değil, onlar gibi olabilmektir; onlardan biri gibi olabilmektir. Asıl maharet budur. Maharetini kullanarak güzel bir şey kotarabilmektir. Yapmakta olduğumuz şeyi en iyi yapmaktır. Dostlarla kol kola durmaktır, dayanışmaktır.

Bir elin nesi vardır; iki elin sesi vardır; üç elin gücü vardır; dört elinse, kimsecikler onların ellerine su dökemez.