ÖRNEKLERLE KURBAN VE KURBİYET

Kurban görünüşte maddi bir eylem olmakla birlikte aslında kulun Allah için dünyevî bağlardan vazgeçebilmesini, nefsini kontrol ve terbiye edebilmesini anlatmaktadır. Bu davranışın hedefi ise Allah’a yakınlaşarak/kurbiyet kesbederek O’nun dostluk ve takdirini kazanmaktır.

Sami Kılınçlı

Doç. Dr., Çukurova Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi

Yakın olmak ve yaklaşmak anlamlarına gelen “karibe” fiilinden türeyen kurban, kelime anlamıyla kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık (kurbet) sağlamak amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.

Kurban görünüşte maddi bir eylem olmakla birlikte aslında kulun Allah için dünyevî bağlardan vazgeçebilmesini, nefsini kontrol ve terbiye edebilmesini anlatmaktadır. Bu davranışın hedefi ise Allah’a yakınlaşarak/kurbiyet kesbederek O’nun dostluk ve takdirini kazanmaktır. Allah’a kurbiyetin temel şartı takva olduğu için Hac sûresi 37. âyette “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır.” şeklinde meselenin takva merkezli olduğu açıklanmaktadır.

Habil’in Kurbiyeti: Takva

Kurban konusunda bize anlatılan ilk örnek Hâbil ve Kâbil’in yaşadıklarıdır. Mâide 27. âyette Hâbil’in kurbanının kabul edilme sebebi onun muttakiiliğine bağlanmıştır. Fâtır 10. âyette tayyib/güzel sözlerin Allah’a yükseleceği onu da salih amellerin yükselteceği açıklanmaktadır. Bu durumda özünde takva barındırmayan söz ve amellerin Allah katında herhangi bir karşılığının olmadığı anlaşılmaktadır.

İbrahim ve İsmail’in Kurbiyeti: Teslimiyet

Hz. İbrahim putları kırdıktan sonra ateşe atılmış, mü’minlerin velisi olarak Allah Teâlâ onu ateşten kurtarmıştı. “Ben Rabbime hicret ediyorum. O bana mutlaka bana yol gösterecektir”[1] diyerek hicret eden Hz. İbrahim salih bir evlat için dua etmiş ve ilerlemiş yaşında kendisine evlat lütfedilmişti. Evladının kurban edilmesi emrine teslimiyet ve sadakatle karşılık veren baba ve oğul bu büyük imtihandan yüz akıyla çıkmışlardı. Bu konunun anlatıldığı âyetlerde sabır, teslimiyet, sadakat, muhsin, mü’min, müjde ve ödül gibi kavramlar geçmektedir. “İbrahim’e selâm olsun”[2] buyrularak onun mükâfat lütfedilen mü’min ve muhsin kullardan olduğu açıklanmıştır.[3] Bu olayda hem kurban edilmeyi kabul eden evlat hem de kurban emrini yerine getiren baba özel olarak övülmektedir. Çok sevdiği evladını kurban etmeyi göze alan babayı Allah Teâlâ’nın “İbrahim’e selâm olsun” diye selamlaması Yüce Allah ile sadakat, teslimiyet ve ihsana dayalı ilişki kurulabildiğinde Allah’a ileri derecede bir kurbiyetin imkân dâhilinde olduğu görülmektedir. Aslında bu örnek Allah-kul ilişkisinin mesafeli ve soğuk olmadığını anlattığı gibi bu tür ilişkiye sahip olmak da bize örnek ve hedef olarak gösterilmiş olmaktadır. Allah-kul ilişkisindeki mesafe ve soğukluk âyetlerde de[4] anlatıldığı üzere kulun Allah’ı unutup terk etmesinden kaynaklanmaktadır. İnsanın imtihanlar çemberinde yapması gereken ilk ve son şey Allah’ı unutmamaktır.

Hanne’nin Kurbiyeti: Adamak

Kurban konusunda Hanne’nin ihlaslı bir şekilde henüz gebelik sürecinde iken evladını/Hz. Meryem’i Allah’a adaması da başka bir örnektir. Hanne’nin kızını ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’ın korumasına verdiği, Allah Teâlâ’nın da bu adağı en güzel şekilde kabul ederek Hz. Zekeriyyâ’nın gözetiminde en güzel şekilde yetiştirdiği açıklanmaktadır.[5] Bu örnekte de ihlas, samimi yakarış, sıcak ve samimi Allah-kul ilişkisi, ilahi koruma ve destek konuları ön plana çıkmaktadır.

Mücahidlerin Kurbiyeti: Can ve Malı Allah İçin Fedâ Etmek

Allah Teâlâ Hendek savaşında korkaklık gösterenlere, kalbi hastalıklı olanlara ve münafıklara istikametlerini koruyan mü’minleri örnek göstererek “Müminlerden bazı kimseler Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler, kimileri onun yolunda can verdiler, kimileri de ecellerini bekliyorlar; (vaadlerini) asla değiştirmediler.”[6] şeklinde övmektedir. Bu âyet “Allah Teâlâ’nın mü’minlerden muştu konusu olarak canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almasını”[7] ve “Cehennem azabından kurtulmanın şartı olarak gösterilen Allah’a ve rasulüne iman, mal ve canlarla cihad şeklinde gerçekleşen ticareti”[8] hatırlatmaktadır. Bu hayatta herkes kendine göre birileriyle ticaret yapmakta, bir şeyler alıp satmaktadır. Ticaret getirisi çok olduğu için her zaman rağbet görmektedir. Ancak ayetlerden en hayırlı ticaretin benliğimizi, mal ve canımızı Rabbimize satarak yapılan ticaret olduğu anlaşılmaktadır. Bu ticaret gerçekleştirenler Allah’ın adamları, erleri olarak övülmektedirler. Hak yolda bu bilinçle yürüyenler, devamlı tesbih ve zikir halinde olanlar “Ticaretin de alış verişin de kendilerini Allah’ı zikretmekten, namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamadığı adamlar/erler”[9] olarak övülmektedir. Bu durumda âyetler insanlarla yapılan ticarete, kazanılan para ve imkânlara aldanılmadığında en karlı ticaretin hem çarşı pazarda hem de cihad meydanlarında yapılabileceğini anlatmış olmaktadır.

Mü’minin Kurbiyeti: İmtihana Rıza

Bakara Sûresi 155. âyette mü’minlerin korku, açlık, mal, ürünler ve canlardan eksiltme ile imtihan edilecekleri anlatılarak sabredeneler müjdelenmektedir. 156. âyette bu ağır imtihanlardan geçen sabır ehlinin “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn/Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve mutlaka O’na döneceğiz” dedikleri bundan dolayı da Allah’ın salâtı ve rahmetinin onları kuşattığı ve hidayete erdirildikleri anlatılmaktadır. Âyetteki “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” ifadesine istircâ‘ denilmektedir. Bu ifadenin “Canımız dâhil sahip olduğumuz her şey aslında bize değil Allah’a aittir. Tüm mülkün tek sahibi O’dur ve mülkünde istediği tasarrufta bulunur. Yaşadıklarımızda O’nun tasarrufu olduğu için yaşadıklarımızdan, olanlardan dolayısıyla O’nun hükmünden razıyız. Herhangi bir şikâyet, itiraz ve isyanımız söz konusu değildir” anlamında olduğu kaydedilerek rıza ve tevekkül kapsamında ele alınmaktadır. Bu durumda bu âyetlerde anlatılan, örnek gösterilen Müslümanlar tam bir teslimiyetle kendi canları da dâhil olmak üzere her şeylerini her an Allah’a kurban etmeye hazır olduklarını ilan etmiş olmaktadırlar. Bunun karşılığı olarak Allah’ın salâtını yani övgü, takdir, sahip çıkması, yakınlığı ve korumasıyla mükâfatlandırılmış olmaktadırlar.

Buraya kadar değindiğimiz olay ve konulara genel olarak baktığımızda Allah’a takva üzere kurbanını sunan Hâbil; evladını tam bir teslimiyetle kurban etmeyi kabul eden Hz. İbrahim; doğmamış evladını Hakk’ın yoluna adayan Hanne; Hendek ve diğer savaşlarda canlarını feda eden sahabiler; dünyevi ticaret ve alışverişin kendilerini aldatamadığı mü’minler ve en ağır imtihanlardan yüz akıyla çıkan salih insanlarıdan bahsedildiğini görmekteyiz. Örnek gösterilenler Allah Teâlâ ile kaybı olmayan ticaretlerini yapmışlar, bu alışverişlerinin sonuçlarını yaşarken gördükleri gibi, ölüm anı ve sonrasında da görmüş ve göreceklerdir. Hz. İbrahim’e ilahi selamın verilmesi, Hanne’nin adağının kabul edilmesi, imtihanlardan yüz akıyla çıkan mü’minlerin Allah’ın salâtına muhatap olmaları, şehitlerin ve sözünde duranların Allah’ın ricali/has adamları olarak tavsif edilmeleri takva üzere yaşam yolunun ne gibi manevi mertebe ve makamlarla dolu olduğunu, kul Rabbini unutmadığında muhabbete dayalı sıcak ve ileri derece de bir ilişkinin kurulabileceğini göstermektedir. Aslında bütün meselenin Allah’ın rızasına giden yola takva azığı ile revan olup bu yolculukta bize engel olan her şeyden vazgeçebilmek olduğu anlaşılmaktadır.


[1] Sâffât, 37/99; Ankebût, 29/26.

[2] Sâffât, 37/108.

[3] Sâffât, 37/101-113.

[4] Taha, 20/106; Tevbe, 9/67; Haşr, 59/19.

[5] Âl-i İmrân, 3/35-37.

[6] Ahzâb, 33/23.

[7] Tevbe, 9/111.

[8] Saff, 61/10-13.

[9] Nûr, 24/37.