Hayatın Vazgeçilmez Unsuru

Milyonlarca gencin okulları ve üniversiteleri doldurmaları, toplumun geliştiğine ve ilerlediğine işaret etmez. Şayet bu kalabalıklar cemiyet hayatında huzuru sağlayan güzel ahlak ve dürüstlük gibi mühim unsurları eğitimle kazanabiliyorlarsa, işte o zaman eğitimde başarı sağlanmış demektir.

Mucahid YILDIZ

Günümüzde eğitim kavramı yalnız başına içinde mutlaka öğretimi de bulunduran bir ifade olarak kullanılıyor. Eğitim olmadan öğretim mümkün olmakla birlikte öğretimin olmadığı bir eğitim asla düşünülemez. Herhangi bir canlıyı eğitebilmek için öğretmek gerekir. Öğretimin karşılığını tedrisat yani ders alışverişi, eğitimin karşılığını da terbiye olarak ele aldığımızda bu ikisini birbirinden ayırmak imkânsız gibidir. Ancak terbiyenin ya da eğitimin şart olmadığı tedrisat da vardır. Mesela müspet ilimler şeklinde ifade edilen dünyevi ilimlerle verilen bilgilerin hepsinde mutlaka eğitim bulunmaz. İki artı iki dört eder diyerek bir çocuğa matematik bilgisi verdiğimizde, terbiye karşılığını ifade edecek bir eğitim vermiyoruz.

Biz burada eğitimi tedrisat ve terbiyeyi bünyesinde barındıran bir kavram olarak değerlendirelim. Her şeyden önce daha önceki birçok fırsatta âcizane dile getirdiğim gibi burada da şunu ifade etmek istiyorum ki, eğitimde esas olan kemiyet yani sayının çokluğu değil keyfiyet yani nasıl olduğu önemlidir. Yani nicelik değil nitelik. Milyonlarca gencin okulları ve üniversiteleri doldurmaları, toplumun geliştiğine ve ilerlediğine işaret etmez. Şayet bu kalabalıklar cemiyet hayatında huzuru sağlayan güzel ahlak ve dürüstlük gibi mühim unsurları eğitimle kazanabiliyorlarsa, işte o zaman eğitimde başarı sağlanmış demektir. Toplumun gelişmişliğini kesinlikle ekonomik refah seviyesinin artması olarak değerlendiremeyiz. Maalesef günümüzde yeryüzünde hâkim olan kapitalist anlayış tüm cenahları etkisi altına almakta ve neredeyse tüm insanlar hemen her konuyu maddi zaviyeden değerlendirmekte.

Batı Avrupa’da sanayileşmeyle birlikte şehirleşmenin ya da ulaşım gibi daha çok büyük şehirlere mahsus imkânların her yerde artması eğitimin de daha kolay yapılmasını sağladı. Almanya’ya ve komşularına baktığımızda çok büyük metropol şehirlerin olmadığını görüyoruz. En kalabalık şehirlerin nüfusu 2 milyonu geçmiyor. Ancak alt yapının her yerde aynı gelişmiş seviyede olması eğitim hizmetlerinin de her yerde aynı seviyede yüksek olmasını sağlıyor. Bunları ifade ederken kalitenin de her yerde aynı seviyede yüksek olduğunu söylemek istemiyorum. Memleketimizde şöyle bir anlayış var, ya da gerçekten bu böyle; eğitim seviyesinin ve kalitesinin yüksekliği okulların bulunduğu şehirlerin büyüklüğü ile doğru orantılı. Bu formülü batı Avrupa ülkelerindeki eğitim durumu için söyleyemeyiz. Çok küçük bir şehirdeki bir üniversite eğitim kalitesi ile başkentlerdeki üniversite eğitim kalitesi arasında hiçbir fark göremezsiniz.

Hepimizin bildiği gibi eğitim yalnızca okullardaki öğretimle sağlanan bir kazanım değildir. Eğitimimizde önce ailenin, sonra yaşadığımız çevrenin, okuduklarımızın, seyrettiklerimizin, oynadığımız oyunların vesaire hepsinin bir etkisi vardır. Eğitimden iyi netice almak istiyorsak bütün bunları değerlendirmek ve elimizden geldiği kadar yeni neslimizin daha iyi yetişmesi için bütün bu tesirlere dikkat etmemiz gerekir. Günümüzde insanın şartlandırılarak yönlendirilmesinde en önemli rolü internet oynamaktadır. Genç ebeveynlerin çocukların tedrisat ve terbiyesinde en çok dikkat etmeleri gereken husus internettir. Bugün meselenin bilincinde olanlar çocuklarına 12 yaşına gelinceye kadar cep telefonu ya da internete rahatlıkla girebilecekleri tablet türü bilgisayarlar ya hiç vermiyorlar ya da çok sınırlı kullanıma müsaade ediyorlar.

Eğitimin en mühim aracı lisandır. Dilin anlaşılması ve insanlar arasındaki iletişimin sağlıklı olabilmesi için lisanın zengin olması şarttır. Ne demişler; hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır. Gününüzde yine üzülerek belirtmek gerekir ki, dilimiz yabancı tesirlerle yozlaştırılmakta, kendisine yabancılaştırılmaktadır. Tabiri caizse bütün dünya tek bir merkeze odaklanarak her toplumun kendine mahsus lisanı adeta katliama tabi tutulmakta. Medya aracılığıyla İngilizce hâkimiyeti yaygınlaştırılması devam ettirilmekte. Aynı şekilde bazı tabirleri kullanırken birçoklarının kendi öz lisanımızda olduğu gibi kullanmak yerine, İngilizce’den tercüme ettikleri hiç de uygun olmayan yanlış kavramları kullanmaktalar. Eğitimde başarının daha yüksek seviyede olmasını istiyorsak elbette lisan konusunda daha hassas davranmalıyız.

Otuz beş yılı aşkındır Almanya’da gözlemlediğim kadarıyla ve kendimde bir baba olarak okullarda edindiğim tecrübelerimde, eğitimde esas olarak çocukların kendilerine özgü yeteneklerinin izlendiğini ve buna göre yönlendirildiklerini gördüm. Ancak burada önemli bir mesele de Almanya’nın bazı eyaletlerinde özellikle Türklere karşı yönelik menfi ayrımcılık konusudur. Maalesef ebeveynleri hadisenin farkında olmazsa yüzlerce kabiliyetli gencimiz öğretmenlerin yanlış değerlendirmeleri sonucu, daha da başarılı olabilecekleri bölümleri okuyabilecekleri halde, daha basit işlere yönlendiriliyorlar. Çok güncel bir örnek vermek gerekirse koronaya karşı kullanılan aşının geliştiricisi Prof. Nuri Şahin’den bahsetmek gerekir. Alman komşularının müdahalesi olmasaydı, öğrenci Nuri en yüksek seviyeli ‘gymnasium’ adı verilen lisede okuyamayacak, tıp dalında bir profesör de olamayacaktı. Zira okulundaki öğretmenler onun bu liseyi okuyabilecek durumda olmadığını iddia ediyorlardı.

Her şehir ve ‘daire’ tabiriyle ifade edilen küçük yerleşim yönetimleri tarafından özel eğitim kurumları görevlendirilerek ‘potenzialanalyse’ adı verilen bir çalışma yapılıyor. Mali külfeti eyalet yönetimleri aracılığıyla kısa adı ESF olan Avrupa Sosyal Fonundan karşılanıyor. Öğrenciler birtakım testlerden geçirilerek hangi becerilerinin olduğu ve hangi bölümlerde daha başarılı olabilecekleri tespit ediliyor. Elde edilen sonuçlara göre öğrencilere tavsiyeler yapılıyor. Sonuçta öğrenci kendi isteği doğrultusunda bir bölümde eğitimine devam ediyor. Bu çalışmalar öğrenciler 7. sınıfta iken başlıyor.

Velhasıl kelam huzurlu bir cemiyet hayatımızın olmasını istiyorsak neslimizin tedrisat ve terbiyesine azami ehemmiyet vermeli ve bunu mutlaka Kur’an ve Sünnet sınırları içinde gerçekleştirmek zorundayız.