Macar tarihi biraz da Hollywood filmlerine benziyor. Hani güzel kız kötü adamların elinden yakışıklı bir jön tarafından kurtarılır. Fakat bu defa kurtarıcının eline düşer. Macarlar 150 yıllık Osmanlı hakimiyetinin sonunda Avusturya’nın ‘yardımıyla’ Osmanlılardan ‘kurtuluyor’. Ne var ki bu defa Avusturya’nın eline düşüyor
Kemal KAHRAMAN
Dr., Tarihçi-Yazar

Macaristan denince ne yazık ki bir mülteciye çelme atan Macar gazeteciyi hatırlıyoruz. Ciddi bir tepki almadığına göre bu bireysel bir davranış değildir. Macar yönetimi, Müslüman mültecilere karşı Avrupa ülkelerinden daha şahin bir tavır almayı tercih etti. Oysa bunu yapacak en son ülke olması beklenirdi. Çünkü kendi tarihlerinde çok önemli mültecilik tecrübeleri, mağduriyetleri vardır.
Bağımsızlık mücadelesi sırasında birçok Macar devlet adamı Osmanlı topraklarına sığınmak zorunda kaldı. Çok iyi muamele gördü. Osmanlı alicenaplığı her zaman mazlumların yanında oldu. Yıldırım Beyazıt Timur’la Ankara’da karşılaştığında, savaşın önemli bir sebebi, Osmanlı’ya sığınan Karakoyunlu beylerini Timur’a teslim etmemesiydi. Bakar mısınız, merhametli Sultan, kendisine sığınanları teslim etmemek için tacını tahtını nasıl tehlikeye atıyor.
Endülüs faciasında İspanya’dan kaçan Yahudiler, sonraki dönemde Polonyalılar, İsveç Kralı, hep Osmanlı sehavetine sığındı. Macarlarda ise başı sıkıştığında Osmanlı’ya sığınmak adeta milli bir gelenek haline geldi. Hem de öyle askerler, subaylar seviyesinde değil, en üst düzeyde.
17. Yüzyıl sonlarında Osmanlı tarafından tanınan Macar Kralı Tököli Imre’dir. Dikkat buyurun II. Viyana Kuşatması zamanı. Kendisi, askerleriyle Osmanlı’nın yanındadır. Rivayete göre mühründe şöyle yazıyor;
muin-i al-i osman’ım itaat üzreyim emre
kıral-ı orta macar’ım ki namım tököli imre
Viyana bozgunun ardından Budin düşüyor (1686). Nemçe Budin’i Macarlara teslim edip gitmiyor. İşgal ediyor. Macar halkı Tököli İmre liderliğinde isyan ediyor. Başarılı olamıyor.
Macar kralı kaçıyor. Eşi İlona Zrini ile birlikte Osmanlı’ya iltica ediyor. Yüz elli yıldır beraber yaşadığı insanlara sığınıyor. Osmanlı hakimiyeti nasıl bir şeymiş ki Macarlar onu dindaşlarına tercih ediyor. Macar kralı Türk toprağında altı yıl kaldı. İzmit’te 1705’te öldü. Büyük bir Türk dostu. Türkçe öğrendi ve eserlerinde Türkçeye geniş yer verdi.
Macarlar yenilgiyi kabul etmedi. Kısa bir zaman sonra yeni bir başarısız isyan. Bu defa Macar Kralı II. Ferenc Rakoczi Osmanlı ülkesine sığındı (1711). Yıllar sonra Tekirdağ’da öldü (1735). Tarihe dikkat, 24 yıl ülkemizde kalıyor. Her iki krala hizmet eden, tercümanlık yapan ve Müslüman olan Macar asıllı İbrahim Müteferrika, İstanbul’da Mehmet Said Efendi ile beraber ilk matbaayı kuruyor. Risale-i İslamiye adlı eseri meşhurdur.
Avrupa’yı etkileyen 1848 isyanları Macaristan’a da sıçradı. Bu defa Macar Kralı Lajos Kossuth bağımsızlık mücadelesinde başarısız olunca Osmanlı’ya sığınmak zorunda kaldı. Ruslar ve Nemçe (Avusturya) sığınmacıların teslimi için ültimatom verdi. Ama dönemin Osmanlı sultanı Abdülmecid’i etkileyemedi. Padişah, pek de beklenmedik bir şekilde onlara meydan okudu; “Tacımı tahtımı veririm ama bana sığınan mültecileri vermem”.
Bu tavır Avrupa’da büyük bir sempati uyandırdı. Kırım harbindeki ittifaka zemin hazırladı. Kossuth öyle üç beş yıl değil, 1802-1839 arasında Osmanlı’nın misafiri oldu. Uzun yıllar Kütahya’da yaşadı. Ona ve maiyetine devlet hazinesinden maaş, tahsisat, eleman ne gerekiyorsa verildi. Macar ulusundaki sempati duyguları had safhaya ulaştı.
Üç Macar kralın ikamet ettiği evler bugün müze halindedir ve ziyaret edilmektedir; Tekirdağ’da Prens Rakoczi, İzmit’te İmre Tököly, Kütahya’da Kossuth Müzesi. Adana Osmaniye’de bile Macar besteci Bela Bartok adına bir müze mevcuttur. Mülteciler arasında yüzbaşı rütbesiyle yer alan Josep Hutter’in 1851’de aldığı notlardan oluşan Von Orsova bis Kiutahia (Orsova’dan Kütahya’ya) adlı eser önemlidir.
II. Abdülhamid devri Türk-Macar ilişkileri için çok özeldir. Macarlı doğu bilimciler, krallarının geleneğine uyarak önemli Türkoloji çalışmaları yaptı. Ignaz Goldziher şarkiyatçılığın kurucuları arasında sayılır. Gezgin şarkiyatçı Vambery, Osmanlı sarayıyla yakın ilişki kurdu. Bu konuda Mim Kemal Öke’nin Saraydaki Casus adlı eserine bakılabilir.
93 harbine giden süreçte ilişkiler iyice yakınlaştı. Macar halkı Rusya’ya karşı şiddetle Osmanlı’yı destekledi. Bu bizde pek bilinmeyen bir olgudur. 1877’de Macaristan’a giden Osmanlı heyeti, geçtiği Macar şehirlerinde büyük bir coşkuyla karşılandı. Şerefine törenler, ziyafetler düzenlendi. Peşte’de Hungary Otel’in önünde toplanan yüz binin üzerindeki Macar halkına Osmanlı heyetinden Fazıl Efendi şöyle hitap ediyordu;
Macar kardeşlerim,
Aranıza yetişkin erkekler gibi geldik. Ağlayan çocuklar gibi ayrılıyoruz. Bize ne yaptınız? Dostluğunuz bu kadar mı muazzam, bu kadar mı sarsıcı? Böyle bir değişimi ancak bir kardeş yüreği yaratabilir. Vedalaşırken kalplerimizi burada bırakıyoruz. Bizleri unutmayın.
Bu yakınlık, Macar mültecilerle dolu bir yakın tarihin uzantısıdır. Sonra ne oldu? Günümüz ilişkilerine bakılırsa hafızalar iyice zayıflamış. Zaman her şeyin üstünü örtüyor. Belki birileri örtmeye çalışıyor. Fakat geleneksel yakınlık fırsat buldukça kendini gösteriyor.
Macar tarihi biraz da Hollywood filmlerine benziyor. Hani güzel kız kötü adamların elinden yakışıklı bir jön tarafından kurtarılır. Fakat bu defa kurtarıcının eline düşer. Macarlar 150 yıllık Osmanlı hakimiyetinin sonunda Avusturya’nın ‘yardımıyla’ Osmanlılardan ‘kurtuluyor’. Ne var ki bu defa Avusturya’nın eline düşüyor.
Bitmeyen isyanların sonunda bugünkü Avusturya, Macaristan, Çekya ve Batı Romanya (Galiçya) topraklarında Avusturya – Macaristan İmparatorluğu kuruluyor (1867). Birinci Dünya Savaşı’yla kurtuldum derken Nazi işgali geliyor. Ruslar sayesinde Nazi işgalinden kurtuluyor. Bu defa Sovyet Rusya’nın eline düşüyor. Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Macaristan bugün Avrupa Birliği üyesidir.
Macarlar öteden beri kökenlerini tartışıyor. Bir tarafta Hristiyan ve Avrupalı kimliğini vurgulayan resmi söylem, öbür tarafta ise bilimsel araştırmalar, tarihi gerçekler ve halkın duyguları. Osmanlı’ya iltica eden Macar Kralı Kossuth Şumnu’da yaptığı konuşmada şöyle diyordu:
Atalarımız Asya’dan geldiler. Biz onların torunları, şimdi onların geldikleri yere dönmek zorunda kalıyoruz.
Macar Türkolog Rásonyi, Macarların kökeni ile ilgili şunları söylüyor: “Türkler Macarların babası, Fin-Ugorlar ise anasıdır.”

Macar Türkolog Pal Fodor, Türk ve Macar kardeşliğinin çok eski tarihlere dayandığını belirtiyor. İki ulus birinci binin sonlarına doğru Orta Asya’da yaşıyor. O zaman aynı inanç (Şamanizm) ve adetlere sahipler. Türk ve Macar dilinde birçok ortak kelime ve isimler mevcut: Sakal, balta, arpa, tepsi, elma… Ünlü Macar Türkolog Gyula Nemeth Macarcanın Türkçeyle aynı dil ailesine (Ural – Altay) mensup olduğunu belirtiyor. Halk oyunları, giyim kuşamları önemli benzerlikler taşıyor.
Büyük göçler sırasında Kıpçak Türkü olan Macarlar Kuzeyden Orta Avrupa’ya, Oğuz Türkleri ise güneyden, İran üzerinden Anadolu’ya uzanıyor. Macarların Hunlarla birlikte geldiği de rivayet ediliyor. Batı Hun İmparatorluğu’nun başkenti Etzelburg yani Atilla’nın şehri, Budapeşte’den başka bir yer değildir. “Hungary” kelimesini buna bağlayanlar var.
Oğuz Türkleri daha Horasan’da iken İslam ile tanışıyor. Macarlar ise daha sonra Bizans ile temas halinde Hıristiyanlığa meylediyor. Bizans İmparatoru Macarlara Türk anlamında “Tourkoi” diyor. Macaristan ise “Tourkia”, yani bildiğimiz Türkiye’dir. Bizans İmparatoru M. Duckas’ın (1071-1078) Macar kralı I. Geza’ya (1074-1077) hediye ettiği tacın üzerinde şöyle yazıyor; Geovitzas pistos kralies tourkias: “Türklerin sadık kralı Geza’ya”. Arap kaynakları da Macarları Türk boyu olarak kaydediyor.
9. Yüzyıla gelindiğinde Aşağı Tuna ve Dinyeper vadisinde oturuyorlar. Peçenek baskısıyla Batıya hareket ediyorlar, Arpad adındaki beylerinin öncülüğünde Karpatları aşıp bugünkü Macaristan toprakları olan Orta Tuna boylarına yerleşiyorlar. Devlet kuruyorlar. 1000 yılı civarında Kral I. İstvan zamanında Hristiyanlığı kabul ediyorlar.
Bu devlet zamanla Karadeniz’den Adriyatik’e kadar genişliyor. Belgrad, hatta Viyana, Macar hakimiyetine giriyor. Kökenleri Orta Asya’ya dayanan iki ulusun tarihleri arasındaki paralellikler gayet ilgi çekicidir. Yüzyıllar sonra Osmanlı devrinde Türk ve Macar devletleri, Orta Avrupa’da karşılaşarak büyük bir savaşa tutuşuyor. Harbiye Askeri Müzesi’nde Mohaç Savaşı’ndan kalan malzemeleri görebilirsiniz.
Ama daha sonra Macaristan ne çektiyse Avusturya’dan çekiyor. Türkler ve Macarlar yakınlaşma evresine giriyor. İkinci Viyana Kuşatması biraz da Macarlara yardım bahanesiyle yapıldı. Macarlar Fransız ihtilalinden çok etkilendi. Avusturya’ya karşı defalarca ulusal isyan başlattı. Ama olmadı. Ta ki bu zoraki birlik (Avusturya – Macaristan İmparatorluğu) yıkılana kadar. Bugünkü bağımsız Macaristan, I. Dünya savaşından sonra kurulabildi.
Ulusların oluşum macerası gayet önemlidir. Biz de Orta Asya’daki gibi durmuyoruz tabii. Anadolu kültürleri ile harmanlanmasaydık şimdi dilimiz, kültürümüz, hatta görünüşümüz bu kadar değişmezdi. Bizim kimliğimize İslam yazılmış. Bizimkiler Avrupa içlerine i’lâ-yi kelimetullah için gitmiş. Bizans’tan sonra karşılarına çıkan en önemli güç, Macarlar olmuştur.
