Sezai Karakoç’un 1957 Yılı

1957 yılı içinde Sezai Karakoç’un yayınladığı şiirlerden en çok ses getireni “Balkon” olur. İki atıf yapılır bu şiire. Biri, Cemal Süreya’dan diğeri Attila İlhan’dan gelir.

Suavi Kemal Yazgıç

Sezai Karakoç’un 1957 yılından bahsedeceksek, öncelikle genel olarak 1957 yılından bahsedelim. Zira Karakoç’un 1957 yılı uzay boşluğunda aniden karşımıza çıkmıyor. Dünyada ilk frizbinin üretildiği, Gana’nın ve Malezya’nın bağımsızlığını ilan ettiği, Avrupa Birliği’nin temellerinin atıldığı Roma Antlaşması’nın imzalandığı, Atatürk Üniversitesi’nin Erzurum’da kurulduğu, Sovyetler Birliği’nin uzaya ilk uydu Spurnik1’i ve Sputnik2 ile Layka isimli bir köpeği uzaya gönderdiği, Türkiye’de genel seçimlerin yapılıp Demokrat Parti’nin 27 Mayıs darbesinden önceki son kez iktidara geldiği yıldır 1957. Daha kim bilir ne olaylar gerçekleşti o yıl. O kadar teferruata girmeye zannediyorum ki gerek yok. 

Gelelim asıl konumuza. Sezai Karakoç, 1957 yılında 24 yaşındadır ve İstanbul’da Maliye Müfettiş Muavini göreviyle çalışmaktadır. Üniversiteyi parasız yatılı okuduğu için 1955’te Maliye Bakanlığı’nda mecburi göreve başlamış, 1956’da aynı bakanlık bünyesinde yapılan müfettiş yardımcılığını kazanmış, 11 Ocak 1956’da yeni görevine geçmiştir. Karakoç’un annesi o yılın haziran ayında vefat eder. Şairimiz bu kaybının etkisiyle ağustos ayında “Yoktur Gölgesi Türkiye’de” şiirini yazar. Bu şiir, Karakoç’un o yıl yazdığı tek şiir olmaz. 1956’da Sovyetler Birliği’nin Macaristan’daki isyanı bastırmak için yaptığı işgali konu edindiği “Kan İçinde Güneş” şiiri, o yıl şubat ayında yayınlanır. 

Görevi gereği o yılın yaz aylarını Balıkesir’de geçiren şair, Pazar Postası’nın ağustos sayısında “Balkon”, eylül sayısında “Deniz”, ekim sayısında “Yoktur Gölgesi Türkiye’de” şiirlerini yayınlanır. 1950’lerde başlayan ve 1962’ye kadar devam edecek Cezayir’in bağımsızlık savaşının en hararetli yıllarındandır ve Karakoç bu mücadeleden etkilenerek 1957’de kaleme aldığı “Kutsal At” şiirini 1958’de yayınlayacaktır. Karakoç, iki sayılık bir ömrü olan “Şiir Sanatı” dergisini 1954’te çıkarmış, adıyla ve düşünce dünyasıyla özdeşleştirilen “Diriliş” dergisini 1960 yılında çıkaracaktır. Onun 1957 yılında aktif olarak yer aldığı yayın organı 2. Yeni Şiiri denince akla ilk gelen Pazar Postası olur. Pazar Postası 1951 ile 1959 arasında Mehmet Barlas’ın babası Cemil Sait Barlas’ın çıkardığı haftalık bir gazetedir. Pazar Postası’nın Yazı İşleri Müdürü ise “II. Yeni”nin isim babası Muzaffer İlhan Erdost’tur. 

Karakoç’un 1957’de yayınlanan şiirleri, yayınlanma sırasına göre ilk kitabı “Şahdamar” ve ikinci kitabı “Körfez”de yer alır. (İlk kitaplarına alınmayan ve Karakoç’un aksi taleplere ve kimi korsan yayınlara rağmen uzun yıllar kitaplaştırmadığı şiirlerini bir araya getirdiği “Monna Rosa” yayın sırasına göre son şiir kitabıdır.) 

1957 yılı içinde Sezai Karakoç’un yayınladığı şiirlerden en çok ses getireni “Balkon” olur. İki atıf yapılır bu şiire. Biri, Cemal Süreya’dan diğeri Attila İlhan’dan gelir. Cemal Süreya, Pazar Postası 1 Eylül 1957 sayısında “Sezai Karakoç’un “Balkon”u güzel şiir. Fakat asıl önemi yeni ve daha güzel şiirler yazdıracak bir yatırım olmasında toplanıyor.” yazar. Attila İlhan ise Dost Dergisi Aralık 1957 sayısında “Karakoç’un… ölçülü, içten, efendice bir şiir olan “Balkon”u gerek şiir gerek nesir yönünden kim “anlamsız” bulabilir?” der.  

1957 yılında sadece şiir yayınlamaz Sezai Karakoç. Pazar Postası’nın 1957 yılının 20 Ekim tarihli nüshasında “Pergünt Üçgeni”, 24 Kasım tarihli nüshasında “Pergünt Piramidi” ve 1 Aralık’ta “Pergünt Heykeli” yine 29 Aralık tarihli nüshasında ise “Şiirde İnsan” başlıklı yazılara imza atar. Bu yazıları daha sonra ilk baskısı 1982’de yapılan Edebiyat Yazıları’nın ilk cildinde yer verir. “Pergünt Üçgeni”, “Pergünt Piramidi” ve “Pergünt Heykeli” başlıklı yazılar, kitapta “Şiirin Oluşumu” ortak başlığı altında bir arada yer alır. Pergünt kelimesi bir tiyatro oyununa atıftır. 

Henrik İbsen’in Peer Gynt’ü dilimize ilk olarak 1933’te çevrilmiş ve 1956’da Seniha Bedri Göknil’in yaptığı bu ilk çeviri yeniden yayımlanmıştır. Karakoç’un oyuna derin atıfları bulunan yazılarında Sartre, Bernard Show, Oscar Wilde, Kant, Eliot, Camus atıfları dikkat çekicidir. Albert Camus’nün bu atıftan üç yıl sonra 46 yaşında bir trafik kazasında ölmüş olması bile Karakoç’un o tarihte güncel edebiyatın nabzını tuttuğunu ispatlamaya yeter. Bir üçgen kurar Karakoç bu yazısında. Üçgenin üç köşesi onun poetikasının  üç ilkesidir. “Şair kendisi olmalı.”, “Şair kendisine yetmeli.” “Şair, kendinden memnun olmalı.” cümlelerinin açılımları “Şiirin Oluşumu” başlığını ayağı yere basan bir metne dönüştürür. Karakoç’un şiir dünyasının poetik ilkelerini vazettiği bu önemli yazısının son kısmı “Diriliş” muştusu olması bakımından dikkat çekicidir. “İçi şiir dolu bir çerçeve olur şiir. Ceset ayağa kalkar ve yürür. Diri, yeni, değişmez ve başka.”

“Şiirde İnsan” yazısı, Karakoç’un genel olarak poetikasını konumlandırdığı temel yazılarından biridir. Romanı “özel isim sanatı”, şiiri “nitelikler sanatı” olarak tanımlayan Karakoç, romanın somut insanı şiirin ise “soyutlaştırılmış insanı” konu edindiğini ifade eder. Modern Türk ve dünya edebiyatından örnekler vererek konuyu açan Karakoç, “Şiirine insan ya da insanlık fonunu koymayanlar kaybedecek, okur, şiirlerinde bozuk bir geometriden başka bir şey bulunmayanları fark edecektir hemencik.” diyerek sözlerini bağlar. Sadece poetik bir tavır değildir bu elbette. “Diriliş” külliyatının da temel hareket noktalarından birisidir aynı zamanda. Karakoç’un poetikasıyla politikasını birbirinden ayırmak neredeyse imkânsızdır. Bir diğer yandan şiir ve yazılarındaki “geometri” vurgusunun ayrı bir yazı konusu olabilecek kadar zengin olduğunu ve bu zenginliğin köklerinde 1957’de yazdığı poetik yazılarının da izinin sürülebileceği söylenebilir. Karakoç’un şiirlerindeki imgeleriyle nesirlerindeki imgelerin bu denli “ortaklık” içinde olması, Diriliş’in sadece bir dergi ve yayınevi ismi olmaktan çıkartır ve bir Karakoç imgesi evreninin adına dönüştürür. Evet, Sezai Karakoç’un poetik metinlerinde sadece poetika yoktur. Onun “diriliş” fikriyatının nice tohumu bu poetik metinlerde bulunabilir. Beri yandan da onun şiirini, genel politik fikrinin yedeğine veya güdümüne teslim etmek de bir haksızlık olur. Onun bütün şiir dünyasını bir araya getirdiği “Gün Doğmadan”ı oluşturan on üç sağanak, yirmi dört yaşında yazdığı poetik metinlerinin çok uzağına düşmez. 1957’de “Balkon”u yazan yirmi dört yaşındaki Sezai Karakoç ile otuz bir yıl sonra “Ağustos Böceği Bir Meşaledir” şiirini yazan olgun Sezai Karakoç arasında poetik ve etik olarak büyük bir savrulmaya rastlayamayız.     

1957 yılı Sezai Karakoç’un yirmi dört yaşında şair olduğu bir yıldır. Sezai Karakoç’un bir genç olarak portresi yazılacaksa, pekâlâ 1957 yılı seçilebilir diye düşündüm kendi hesabıma. 

1957 yılı sadece “Balkon” şiirinin yazıldığı yıl olarak bile konuşulmaya değer bir sene değil mi?

KİTABİYAT

Mustafa Kirenci, “Sabah Yıldızı”, Ocak 2021.

Sezai Karakoç, “Edebiyat Yazıları1”, 1988. 

Sezai Karakoç, “Gün Doğmadan”, Haziran 2000. 

Turan Koç, “Doğu’nun Yedinci Oğlu: Sezai Karakoç”, Eylül 1998.