Eczaneye iki gazete gelmektedir; İstanbul’dan Cumhuriyet, Ankara’dan Ulus. Bir gün Ulus gazetesinde Ankara’da 21 Kasım 1949’da ilahiyat fakültesi açıldığını okur. Aile genç İsmail’in, ne olduğunu bilmedikleri ama adından dinî bir okul olduğu anlaşılan bu okulda okumasını ister.
Mustafa ÖZEL
Prof. Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak.

İslamî eğitimin Türkiye’de yıllarca kasten amden, bile isteye ademe mahkûm edildiği, sosyo-kültürel tarihî bir hakikattir. Osmanlı Devletinin son yıllarında iyice içinden çıkılmaz bir hal alan, bir sorunlar yumağına dönüşen eğitim, bugün de devasa problemlerle cebelleşmeye devam etmektedir. Yeni dönemde şekillendirilmeye çalışılan din-devlet, din-toplum ilişkilerinin istendiği biçimde bir kıvam bulabilmesi için öncelik, İslamî eğitimden uzak durulmaya verilmiştir. Zecrî ve cebrî uygulamalarla, milletin evlatları dinî bilgilerden uzak yetişmiştir. Bunların istisnaları elbette olmuştur. Bu istisnalar, annelerin babaların, ninelerin dedelerin her türlü riski göze alarak çocuklarının dinsiz büyümemeleri konusunda gösterdikleri ısrarları neticesinde ortaya çıkmıştır.
İşte onlardan biri, 25 Ekim 2022 Salı günü dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya güzerân eden muhterem Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu hocamızdır. 1929 doğumlu olan Cerrahoğlu hocamız, babaannesinin teşvik, gayret ve rehberliğiyle ilkokula başlamadan önce, yedi yaşında Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenir, hatim yapar. İlkokulu doğduğu ilçe olan Hendek’te, ortaokulu Adapazarı’nda tamamlar. Lise tahsili için İstanbul’a gider, Kabataş Lisesinin fen bölümünden mezun olur. Ailesi, amcasının eczacı olması, soyadlarının Cerrahoğlu olmasından dolayı, tıp veya eczacılık okumasını isterler. Ancak kontenjanlar oldukça sınırlıdır; tıp 80, eczacılık ise 60 öğrenci almaktadır. Hoca yedeklere kalır, memleketine döner, eczanede amcasının yanında çalışmaya başlar.
Eczaneye iki gazete gelmektedir; İstanbul’dan Cumhuriyet, Ankara’dan Ulus. Bir gün Ulus gazetesinde Ankara’da 21 Kasım 1949’da ilahiyat fakültesi açıldığını okur. Aile genç İsmail’in, ne olduğunu bilmedikleri ama adından dinî bir okul olduğu anlaşılan bu okulda okumasını ister. Bu işe en çok sevinen, yıllardır torununa İslamî eğitim vermeye çalışan babaannedir.
Bir posta arabasıyla Ankara’ya yola çıkar, okula gider, kaydını yaptırır, fakülteye başlar. Ankara’da hava o kadar soğuktur ki, elbiseleriyle yatağa girip öyle ders çalışırlar ve uyuya kalırlar. Derslerin çoğunu Dil-Tarih’ten alırlar. Tefsiri, hadisi bırakın, Kur’an ve Arapça bile yoktur derslerin arasında. Necati Lugal hocadan Arapça dersi almak için Dil-Tarih’e giderler. Suut Kemal Yetkin, Yusuf Ziya Yörükan ve Remzi Oğuz Arık, hocaları arasındadır. Yıl 1949’dur, Ankara çok soğuktur. İsmail Cerrahoğlu hocamız, bu soğuk Ankara’ya sadece yirmi gün dayanabilir. Kaydını sildirir, memleketi Hendek’e geri döner. Okumaya gidişine çok sevinen babaanne bu dönüşe çok üzülür.
Okumaya giderken evli olan hoca, geri dönünce millet dedikoduya başlar, “Eşinin ayrılığına dayanamayıp geri geldi.” der. Gençliğin verdiği rahatlıkla kahveye gitmeye başlar. Babası durumdan rahatsız olur, oğlunun istikbalini düşünür. Mahalledeki vaiz İsmail Baykal hocadan Arapça dersler almasını sağlar. Klasik usulle Molla Câmî’ye kadar okur. Hocası, öğrendiklerini tatbik etmek amacıyla Halebî okutmaya başlar.
Hakkında yapılan dedikodu, ileri geri konuşmalar hocayı kamçılar. Atlar, Ankara’ya gider bir daha. Birinci sınıfa başlar tekrar. Yirmi bir kişidirler. Derslerde arkadaşlarına yardımcı olur. Hoca eksiği vardır fakültenin. Dışardan takviye ders almaya çalışırlar. Zamanın Diyanet İşleri başkan yardımcısı Kâdi’l-Kudât mezunu olan Hüsnü Lostar hocadan ders okumak için başkanlık binasına giderler. Kendisinden fıkıh, Arapça, ferâiz okurlar. İki sene sonra fakülteye Muhammed Tayyip Okiç hoca gelir (1951). Hocanın akademik kadroya katılmasıyla birlikte müfredata tefsir, hadis, fıkıh gibi dersler konur. Tefsir derslerine, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin altıncı Diyanet İşleri başkanı olacak olan Hasan Hüsnü Erdem gelir, Celâleyn tefsirini okutur.

Fakülteyi bitirir, askere gider. Tayyip hoca kendisini asistan olarak alacağını söyler. Altı ay sonra Tayyip Okiç, Muhammed Tanci ve Annemarie Schimmel’den oluşan jürinin yaptığı imtihanda başarılı olur, 1956 Kasımında, Hüseyin Atay ile birlikte asistanlığa başlar. 1961 yılında Kur’ân Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Veren Âmiller başlıklı doktorasını tamamlar. Savunmada Okiç ve Tanci hocalardan başka Ahmet Ateş hoca vardır.
1963 Eylülünde, Talat Koçyiğit, Mehmet Maksudoğlu ve Selim Biçer’le birlikte Tunus’a giderler. İki yıllığına gittikleri Tunus’ta ekonomik sebeplerden dolayı ancak yirmi ay kadar kalabilirler. Döndüklerinde “Niye erken döndünüz?” diye ihtar alırlar. Orada Muhammed Fadıl b. Aşur’un derslerine katılır, babası allâme fakih, müftü ve müfessir Tahir b. Aşur’la da tanışır. Yahyâ b. Sellâm ve Tefsirdeki Metodu adlı tezle 1967 yılında doçent olur. Doçent olduktan sonra, Kayseri İslam Enstitüsü’nde ders vermeye başlar. İki sene boyunca ayda bir gün ders vermeye gider; gittiği gün akşama kadar tefsir dersi yapar. 1973 yılında İngilizce öğrenmek için İngiltere’ye gider. Profesör olabilmek iki yabancı dil bilmek gerekmektedir çünkü. Kendisinin yabancı dili Fransızcadır. O dönemde Arapça kabul edilmemektedir. Londra’dan hacca gidip gelir.
1976 yılının Mayıs ayında Erzurum’a görevlendirilir. Merhum hocamız bu durumu şöyle anlatır: “Orada sıkıştım, kaçmak mecburiyetinde kaldım oradan. Kaçmak mecburiyetinde kaldığım için geldim Erzurum’a.” 1978 Mayısına kadar sürer bu vazife. Oraya gittiği hafta dekan seçilir, yirmi ay devam eder bu dekanlık. Hocaları Tayyib Okiç ve Muhammed Hamidullah’a dekanlık yapar. Birkaç densizin ortalığı karıştırması yüzünden istifa eder.
Diyanet İşleri başkanlığı teklif edilir, kabul etmez; kendisine haber verilmeksizin Din İşleri Yüksek Kurulu’na aday gösterilir ve seçilir ancak gitmez. Erzurum’daki zorunlu idareciliği dışında yöneticilikten hep uzak durur. Cerrahoğlu hoca bu tavrını şöyle izah eder: “Zamana ve zemine göre, girilen işten bir netice almak lazım. Ama bu zamanda netice alma imkanı yok. Diyanet’te olsun, Fakülte’de olsun, o görevleri alsam bile mevcut mevzuat dahilinde bir hizmet yapmam mümkün değildi.” Hemşehrilerinin milletvekili olma ısrarlarını da geri çevirir.
1996 yılında 67 yaşında emekli olur. Emekliliğinin ardından kardeşinin vefatı, hocayı çok sarsar. Müteakiben annesinin ve eşinin rahatsızlıkları Cerahoğlu’nu, ilmî ve akademik çalışmalardan ailevî hizmetlere yönlendirir. Oldukça zengin olan kütüphanesini, yeni nesiller faydalansın diye Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne bağışlar. Eşinin vefatından sonra 1949 yılından beri yaşadığı Ankara’dan ayrılır, memleketi Hendek’te inzivaya çekilir. İki kız, bir erkek evladı olan İsmail Cerrahoğlu hocamız, ardından yüzlerce talebe, onlarca çalışma bırakmıştır.
19 yüksek lisans, 16 da doktora tezi yöneten hocanın doktora öğrencileri arasında Orhan Karmış, Şevki Saka, Mevlüt Güngör, Mehmet Sait Şimşek, Mustafa Çetin, Musa Kazım Yılmaz, İdris Şengül, Ömer Özsoy, Salih Akdemir gibi isimler vardır.
Hayatını hem ders okutarak hem de eser vererek geçiren hocamızın birçok çalışması vardır. Onlarca makalesini burada tadat etmeye imkân olmadığından sadece kitaplarını zikredeceğiz.
Kitapları:
Telifleri:
1) Kur’an Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Veren Amiller, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1968.
2) Yahyâ İbn Sallâm ve Tefsirdeki Metodu, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1970.
3) Tefsir Usulü, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1971.
4) Din Bilgisi, MEB Devlet Kitapları, 1976, (Prof. Dr. Talat Koçyiğit ve Doç. Dr. Mücteba Uğur ile birlikte, Orta I, II, III. sınıflar için.)
5) Prof. M. Tayyib Okiç Armağanı, haz. İsmail Cerrahoğlu… [ve öte.]. Ankara 1978.
6) Kur’an-ı Kerim Meal ve Tefsiri, Talat Koçyiğit, İsmail Cerrahoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1984.
7) Tefsir Dersleri, MEB Devlet Kitapları, Ankara, 1985, (İmam-Hatip Liselerinin XI-XII. Sınıfları için, Yrd. Doç. Dr. Şevki Saka ile birlikte.)
8) Tefsir Tarihi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1988.
9) Kur’an-ı Kerim’den Öğütler, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara
1991.
10) Tefsir Usulü, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995.
11) Kur’an-ı Kerim Nasıl Bir Kitaptır? Nasıl Anladılar? Nasıl Anlıyoruz? Nasıl Anlamalıyız? Altın Kalem Yayınları,1993.
Tahkikleri:
1. Ahmed b. Hanbel, Ebû Abdullah Ahmed b. Muhammed eş-Şeybani, Kitâbu’l-İlel ve Ma’rifetü’r-Ricâl (thk. Talat Koçyiğit, İsmail Cerrahoğlu), Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1963.
2. Ebû Abdullah Muhyiddin Muhammed b. Süleyman Kafiyeci (879/1474), Kitâbü’t-Taysir fî Kavâidi İlmi’t-Tafsîr, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Ankara 1989.
Editörlüğünü Gökhan Atmaca ile Ali Karataş’ın yaptığı Tefsire Adanmış Bir Ömür İsmail Cerrahoğlu (Fecr 2019) adlı eseri hatırlatarak yazımızı sonlandıralım.
Hocamızın mekânı cennet, makâmı âlî, hatırası azîz olsun.
Kaynakça:
Özsoy, Ömer ve Koç, Mehmet Akif “İhtiyat, İntizam ve İnziva Dolu Bir Hayat: İsmail Cerrahoğlu ile Söyleşi”, İslamiyât, Bülten Sayı:6, Mart 2003, ss. 3-10.
Savut, Harun – Ayşenur Özbakkal, “Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu’nun Hayatı ve Eserleri”, Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017, cilt: IV, sayı: 2, s. 157-176
Teber, Hatice, “Tefsir İlminin Çınarlarından Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu: Hayatı, Kişiliği ve İlmî Çalışmaları”, Tefsir Araştırmaları Dergisi, 2019, cilt: III, sayı: 2, s. 284-316
Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu ile “Hayat Tecrübesi” Üzerine Bir Söyleşi, hazırlayan: Sadık Kılıç, Şehmus Demir, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2009, sayı: 31, s. 217-238
