“Günümüzde, Kudüs ve Filistin’in yerli Hristiyanları, işgale karşı direniş ve Siyonist çizgiye bakış noktasında Filistinli Müslümanlara yakın durmaktadır. Ama elbette devletler bazında baktığımızda, Kudüs’te Hristiyanların karşılaştığı baskı ve ayrımcılığı İsrail nezdinde protesto edecek bir muhatap da görünmüyor.”
Gazeteci-Yazar Taha Kılınç’a Filistin’i sorduk.
İNSİCAM

S- İsrail’in ihdas edilmesinden sonra Filistin’de yaşanan hep, “Filistin sorunu” olarak lanse edildi. Bölgede dün yaşanan, bugün de yaşanmakta olan sorunu, siz nasıl adlandırıyorsunuz?
C- Ben daha çok “Filistin meselesi” demeyi tercih ediyorum. “Sorun” kelimesini Filistin’le birleştirdiğimizde, sanki problemin kaynağı Filistin’miş gibi anlaşılabiliyor zira. Oysa problem, tümüyle ve baştan sona Siyonist işgalden kaynaklanmaktadır. Araplar, Filistin meselesini izah sadedinde “kadiyye” (dava) kelimesini kullanır. Bizde “dava” kelimesinin iç siyaset çağrışımları da yoğun malum.
S- İslam coğrafyasını gezen, gören ve tanıyan biri olarak İslam âlemi Filistin ve Kudüs’te olup bitenleri ne kadar biliyor? Gündemlerinde ne kadar yer tutuyor Filistin ve Kudüs?
C- İslâm dünyasında Filistin ve Kudüs konusunda genel bir duyarlılık olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu duyarlılık bazı ülkelerde dönemsel ve konjonktürel, yani İsrail saldırıları yoğunlaşınca veya sıcak bir gündem olduğunda sahneye çıkıyor. Bunun dışında, Arap milliyetçiliği sâikiyle meselenin ön plana çıkarıldığı ülkeler var. Türkiye’de, “Osmanlı mirasını ve misyonunu sürdürmek/ ecdad emanetine sahip çıkmak” şeklinde bir şuuraltı mevcut. İran ise, Filistin ve Kudüs meselesini kendi mezhepçi gündeminin kamuflajı olarak kullanıyor. Tüm bunlara ilaveten, Filistin ve Kudüs’ün, İslâm dünyasının her ülkesinde aynı zamanda bir “iç politika malzemesi” olduğunun da altını çizmek istiyorum.
S- Filistin deyince aklımıza hemen Kudüs geliyor. Kudüssüz bir Filistin düşünemiyoruz. Sizce Kudüs Filistin’in nesi olur, neresine düşer?
C- Belki bu soruyu, “Filistin neresi?” diye de sorabiliriz. Çünkü biz Filistin dediğimizde, tek parça ve bütün bir toprak parçasını anlıyoruz. Oysa maalesef Filistin bugün dört parçaya bölünmüş durumda: 1) 1967’den beri işgal altında bulunan tarihî Kudüs, 2) Batı Şeria, 3) Gazze 4) İsrail içindeki Arapların yaşadığı bölgeler. İsrail işgal yönetimi, belli bir strateji ve süreç çerçevesinde bu “dört Filistin’i” birbirinden ayırmaya, fiziksel açıdan bağlantısını koparmaya ve ahalisinin karakterini farklılaştırmaya çalışıyor, ki günün birinde Filistin devletinin kurulmasını kabul mecburiyetinde kalacak olursa, müstakil bir Filistin’den söz edilemesin. Yerleşim/ kolonizasyon faaliyetleri de hep bunun için.
Bu fiziksel ayrımı bir kenarda tutarsak, elbette Kudüs, bütün Filistin’in ve Filistinlilerin kalbini oluşturuyor. Kudüs’e ve Mescid-i Aksa’ya herhangi bir saldırı gerçekleştiğinde, sözünü ettiğim “dört Filistin”in tamamı ayaklanıyor ve tepki gösteriyor.

S- Kudüs, bugün, Doğu Kudüs ve Batı Kudüs şeklinde ikiye ayrılmış durumda. Bu taksim ne kadar doğru? Kudüs’ün doğusu neyi ifade eder, batısı neyi ifade eder?
C- 1948’e kadar, Kudüs’te doğu-batı şeklinde bir ayrım yoktu. Ancak “Birinci Arap-İsrail Savaşı” sona erdiğinde, içinde Mescid-i Aksa’nın da yer aldığı kadîm Kudüs, Ürdün’ün kontrolüne geçti. İsrail de, surların hemen batısından itibaren geri kalan bölgeyi elinde tuttu. Araya dikenli tellerden oluşan bir sınır çekildi, böylece Kudüs “doğu” ve “batı” olmak üzere ikiye ayrıldı. 1967’de ise İsrail, Doğu Kudüs’ü de işgal etmek suretiyle, bugünkü durumu meydana getirdi. Günümüzde Doğu Kudüs, hâlâ İsrail işgali altındadır. Bu taksimin, işgalin getirdiği sunî bir netice olduğunu söylemeye gerek bile yok elbette.
S- Bize Kudüs’ün yönetimini anlatabilir misiniz? Mescid-i Aksâ’nın da içinde bulunduğu Doğu Kudüs’ü kim, nasıl yönetiyor? Mescid-i Aksâ’daki hizmetleri kim yapıyor?
C- Temel şehircilik hizmetleri, Kudüs Belediyesi’nin işi. İsrail, işgalden sonra hem şehrin sınırlarıyla oynayarak hem de sürekli yerleşimci Yahudileri çevreye iskân etmek suretiyle Kudüs’ü fiziksel açıdan genişlettiğinden dolayı, bugün belediye yönetimi Yahudilerde. Doğu Kudüs’teki Müslüman mekânlarının idaresi ise, İsrail’le Ürdün Krallığı arasında 1994’te imzalanan barış anlaşması çerçevesinde, Ürdün’ün yetki alanında bulunuyor. Ürdün Evkâf (Vakıflar) İdaresi, Mescid-i Aksa’nın bakım ve onarımından, görevlilerin tayin ve kontrolüne, Aksa’nın her şeyiyle ilgileniyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin devreye girip bir şeyler yapmaya çalışmasının ise, ancak çok uzun ve dolambaçlı bir takım diplomatik hamleler sonucunda gerçekleşebildiğini de söylemeliyim.
S- İsrail’in kurulduğu 14 Mayıs 1948’den beri topraklarını genişlettiğini görüyoruz. İşgalcilerin bu genişleme siyaseti, sizce daha ne kadar sürer? Buna karşı ne yapılabilir?
C- İşgal edilen topraklardaki “yerleşim” siyaseti, klasik bir kolonizasyon faaliyetidir. Şu anda sadece Batı Şeria’da 500 binden fazla Yahudi yerleşimci yaşıyor. ABD yönetimi, söz konusu siyasete karşı olduğunu açıklıyor, ancak konu Birleşmiş Milletler (BM) gündemine getirildiğinde sürekli veto ederek İsrail’den yana tavır takınıyor. Hem uluslararası sistemdeki dengeler hem de İslâm dünyasının meseleye yaklaşımındaki çelişkiler sebebiyle, Yahudi kolonilerinin artacağını, ancak bu durumun İsrail’i içeriden kemiren bir krize dönüşerek, sonunda yönetilemez bir kaosun ortaya çıkacağını öngörüyorum.
S- Bildiğiniz gibi Kudüs’te hatırı sayılır derecede Hristiyan nüfus da var. Siyonist devletin onlara karşı izlediği politikadan da söz edelim isterseniz. Çeşitli mezheplere mensup Hristiyanlar, işgal ve baskı politikalarından nasıl etkileniyorlar?
C- Ortodoks Hristiyanlar, Kudüs’teki “semâvî” din mensupları arasında en eski ve köklü nüfusu oluşturuyor. Yahudiler, özellikle M.S. 70’de Romalılar kendilerini Kudüs’ten ve Filistin topraklarından sürgün ettikten sonra, 1800’lü yıllara kadar kitlesel bir geri dönüş gerçekleştiremedi. Haçlı işgaliyle (1099) şehre akın eden Frenkleri de düşündüğümüzde, Kudüs’te tarih boyunca Hristiyanlığın baskın bir tesiri ve görünürlüğü ola geldi. İsrail kurulduktan sonra, Siyonistlerle Avrupa merkezli Hristiyanlık arasında göreceli olumlu ilişkiler geliştirilirken, Kudüs’te yaşayan Ortodokslar ve Siyonistlerin yıldızı barışmadı. Bunda Yahudilerle Hristiyanlar arasındaki ihtilaflar kadar, işgalin kilise mülklerine tasallutu da etkili oldu. Günümüzde, Kudüs ve Filistin’in yerli Hristiyanları, işgale karşı direniş ve Siyonist çizgiye bakış noktasında Filistinli Müslümanlara yakın durmaktadır. Ama elbette devletler bazında baktığımızda, Kudüs’te Hristiyanların karşılaştığı baskı ve ayrımcılığı İsrail nezdinde protesto edecek bir muhatap da görünmüyor.
S- Son yıllarda siyonistlerin, işgalcilerin Mescid-i Aksâ’yı zaman zaman işgal ettiğine, Müslümanları taciz ettiğine, zulmettiğine şahit oluyoruz. Bunun sebepleri ve gerekçeleri nedir? İşgalciler bunu neye dayandırıyorlar kendilerince?
C- Mescid-i Aksâ, dünya çapında Müslümanların gözünü ve gönlünü çevirdiği bir hedef olması bakımından, sürekli gündemde. Dolayısıyla İsrail de Aksâ’ya yoğunlaşan bu ilgiyi dağıtmak veya en azından başka odaklara yönlendirmek siyasetini takip ediyor. Bu çerçevede Filistinlilerin “terörist” olduklarına dair medya bombardımanı sürdürülürken, Kudüs’teki herhangi bir gerilime orantısız karşılık verilerek olaylar hızla tırmandırılıyor. Ellerinde taş parçalarından başka bir şey olmayan gençlerin otomatik silahlı ve tam teçhizatlı işgal askerlerine karşı bir şey yapamayacakları da biliniyor elbette. İsrail, Kudüs ve Aksâ’ya saldırıları, genç Filistinlileri tahrik için de sahneye koyuyor. Yeri-yurdu işgal edilmiş, aile fertleri ve arkadaşları hapsedilmiş, şehri ve mescidi sürekli tehdit altında olan gençlerin, bu türden tahriklere uzun süre direnmeleri de çok zor açıkçası. İsrail bu zaaf noktasını bildiğinden, bilhassa Yahudiler arasında gerilimlerin tırmanışa geçtiği dönemlerde, Kudüs ve Mescid-i Aksâ kasten hedef haline getiriliyor.

S- Size bir de Filistin’in iç dinamiklerini sormak isteriz. Hepimiz Kudüs’ün siyonistlerin elinden kurtulmasını diliyoruz. Filistin dâhilinde bulunan aileler, kabileler, cemaatler, teşkilatlar bunu sağlayabilecek bir bütünlüğe, birliğe, güce sahipler mi?
C- Sahaya baktığımızda, böyle bir birliktelik görüntüsünün olmadığını söylemek zorundayım ne yazık ki. Ama yine de Kudüs ve Mescid-i Aksâ konusunda kitlesel bir duyarlılık var, bu görülüyor. Söz konusu duyarlılığın organize bir harekete dönüştürülmesi ve neticeye ulaşması ise, daha kapsamlı çalışmaları ve güçlü bir liderliği gerektiriyor.
S- Kudüs hakkında okuma yapmak isteyenlere neleri tavsiye edersiniz? Sizin Kudüs kitaplığınız hakkında bilgi verir misiniz?
C- “Kudüs kitaplığı” deyince, meseleye bizim baktığımız yerden bakmayan, hatta içinde hoşumuza gitmeyecek şeyler barındıran metinleri de okumamız gerektiğini düşünüyorum. Ki muhataplarımızın meseleyi hangi açıdan ele aldığını görelim ve buna göre bir duruş geliştirelim. Bu çerçevede Simon Sebag Montefiore’nin “Kudüs – Bir Şehrin Biyografisi”, önemli bir metin. Müslümanlara karşı gayet önyargılı ve kaba bir bakışa sahip olsa da yazarının Yahudi kimliği sebebiyle, Kudüs’ü Siyonistlerin nazarından değerlendirmek oldukça öğretici. Şehri fiziksel açıdan tanımak üzere, Bünyamin Erul Hoca’nın “Kudüs ve Aksâ” kitabı çok iyidir. Resimli bir rehber kitap olarak da düşünülebilir. Ve nihayet, Avi Shlaim’in “Demir Duvar”ı da muhakkak okunmalı. Özellikle İsrail’in iç yapısı ve devletin tarihini anlamak bakımından, vazgeçilmez bir çalışma.
S- Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
C- Çok teşekkür ederim, bereketli yayınlar dilerim.
Vakit ayırıp verdiğiniz kıymetli bilgilerden dolayı teşekkür ederiz.
