Bakkal Amca

Kapitalist dünya düzeninin bizi getirmiş olduğu son noktada bakkallar varlıklarını koruma ve sürdürme çabası, hatta neredeyse hayatta kalma savaşı verir hale geldiler maalesef. Dileğimiz odur ki istedikleri kıymet ve rağbeti görmüş olurlar.

Öznur GÖRÜR KISAR

Çocukluk çağlarıma dair derin iz bırakmış, belki de benim için o demlerin en önemli figürlerinden bakkal Dursun amca ve aşağı mahalledeki bakkal Hüseyin amcayı, hep derin bir saygı ve hürmetle anar, hatırlarım. Onlarla geçirdiğim vakitleri hatırlamak, bana çocukluğumun gizli hazinelerine sanki yeniden ulaşmışım gibi, mutmain bir gönül huzuru yaşatır. Uzaklara, çocukluk ülkesinin sokaklarına alır, götür.

   Bana katılır mısınız bilmem; fakat bakkalların kendilerine has ilginç bir kokusu vardır. Biraz şekerleme, çikolata, biraz da tüm bunlara karışıp, onların rayihasını kısmen bastıran deterjan kokusu. Ve elbette ekmek dolabından yükselen mis gibi ekmek kokusu.

   Dursun amca uzun boyu, iri yarı, koca cüssesine rağmen, gönlü tam bir pamuk yumuşaklığı ile sarmalanmış merhameti ile aslında mahallenin tüm çocuklarına abur cubur, evlere ekmek, yiyecek malzemesi satmaktan ziyade, mutlu çocukluk ve harika çocukluk hatıraları satarmış, şimdilerde anlamlandırabiliyorum bunu.

    Aslına bakarsak, çocuk sevmeyen biri bakkal olmamalı. Çocuk cıvıltısını, neşesini, saflığını aynı çocukluk temizliği ve neşesi ile karşılayıp dükkânında ağırlayacak olanların bir bakkal dükkânı olmalı.

   Dursun amcanın özenle arkaya taradığı beyaz saçları ve neredeyse her daim üzerinde bulunan kahverengi takım elbisesi ile, işini epey ciddiye alırdı. Dükkânına bir çocuk geldiğinde ona bir çikolata, şekerleme ikram etmenin bir yolunu mutlaka bulurdu. Bana o günlerde bakkala adım atar atmaz: “Ooo gel bakalım hoca hanım, hadi bakalım ilk siftah sizin!” deyip ilk açtığı çikolata kutusundan bir çikolata uzatıverirdi. Hoca hanım yakıştırması ise; o yıllarda Kur’an-ı Kerim öğrenmeye çok küçük yaşlarda hevesli olup, okuyuşumu mahalledeki yetişkinlerin beğenip, beni yüreklendirmek için neredeyse her ortamda, hadi bir besmele çek bakalım kızım, deyip heyecanla dinlemelerinden kalma bir alışkanlıktı. Dursun amcayı ve bakkalını o kadar benimsemiştim ki diğer çocuklar geldiğinde bakkal kapısında durup, ellerimi ve ayaklarımı açıp kendimi siper yapar, bakkal bizim, deyip onları içeri almazdım. Dursun amcanın bu benimseyiş çok hoşuna gider ve gülümseyerek yanıma gelir, beni bir şekilde çocukları içeri almaya ikna ederdi. O yıllarda yoğun ilgisinin yalnızca bana karşı olduğunu düşünüp iyiden iyiye havaya girdiğim Dursun amcanın, aslında diğer çocuklara da aynı özeni, sevgiyi ve yaklaşımı sergilediğini hatırlıyorum şimdilerde… Onunla kimi zaman toz şeker tartar, kimi zaman ekmekleri gazeteye sarar, kimi zaman kibrit, mum ve çeşitli abur cuburlar satardık. Bazen zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz, evden yemek vakti ekmek bekleyen ailemin beni merak edip haber göndermeleri ile hatırlardım. Belki de Dursun amcanın hiç okula gitme şansı olamamıştı; fakat bir çocuk kalbinin alfabesini eksiksiz ve su gibi okuyabildiğini, dükkanından gelen çocuk cıvıltılarından anlayabilirdiniz. Her daim gülümseyen aydınlık çehresi, müşfik bir baba yaklaşımı ve sevgisi, kuşatan kalbi ile çocukluğumun en büyük kahramanlarından olmayı başarmıştı bakkal Dursun amca.

    Bir de aşağı mahallenin bakkalı Hüseyin amca vardı ki… Ne Dursun amca ondan daha iyi, ne de Hüseyin amca ondan daha merhametli sayılabilirdi. Her ikisi de o mahallenin ve çocukların başına gelebilecek en tatlı ve neşeli iki bakkal amca idi.

    Bakkal Hüseyin amcanın kocaman tepside harika kaymak tutan bir yoğurdu vardı ki, onu hazırlarken Hüseyin amcayı bir seyretmiş olsanız, dünyanın en önemli ve dikkat isteyen işini yaptığına oracıkta ikna olabilirdiniz. Tepsiden istenilen miktarda alınıp kaba yerleştirilen yoğurdun üzerine jelatin poşet örter, onu bir lastik ile tutturur, sabitlerdi. Hüseyin amca kısa boyu, bembeyaz sakalları, eşinin ördüğü yeleği, yaz kış başından çıkarmadığı takkesi ve mahcup gülümsemesi ile müşterilerini ağırlardı.

    Dükkânının bir köşesinde o zamanlarda kullanımı epey popüler olan melamin tabaklar, şekerlikler, çaydanlıklar, cam çay ve su bardakları olurdu. Ben ve kardeşimin elinde biraz harçlık olsa annemize, onu sevindireceğine inandığımız küçük birer şekerlik veya salata tabağı alırdık. Sevinçle hediye verme anının coşkusunu yaşamak, saf çocuk kalbimiz için eşsiz mutluluklardı.

   Yıllar geçtikçe zamanın izlerini saçlarında, yüzlerinde ve yorgun bedenlerinde taşıyan bu iki güzel insandan, önce Dursun amca dâr-ı bekâya göçtü gitti. Ondan yıllar sonra ise bakkal Hüseyin amca. Onların gidişi ile ilk çocukluk hatıraları da iç çekerek hatırlayacağım eski hatıralara dönüştü.

   Çocukluğumun büyülü demlerine denk gelmediği için olacak ki bende eski etki ve sihrini göremediğim, fakat saygıdeğer ve mütevazı duruşu, mütevekkil hali ile anacağım bir başka bakkal, Ahmet ağabey. Ahmet ağabeye hal hatır sorduğunuzda her şart ve ahvalde asla şikâyetçi olmaz, sürekli şükür ve rıza halinde olurdu. Çoğu kez şikâyetlendiğim birçok durumdan onunla sohbetlerimiz sonrası pişmanlık duymuş, kendimi yeniden sigaya çektiğim olmuştur. Şimdilerde Ahmet abi memlekete dönmek için bakkalın devir teslim işlerini tamamladı. Böylelikle, öyle sanıyorum ki bende epey yeri olan bakkal kültürü ve bakkal müessesesi de şimdilik nihayete ermiş oldu.

     Aslında bir bakkal, bir öğretmen, bir polis, bir garson, bir doktor vb. kendi mesleğini icra ederken sadece işini yapmaz, mutlaka bir çocuğun çocukluğunda öyle veya böyle kendine bir yer bulur. Orada saklanır bir ömür boyu. Gönül ister ki çocukluğun büyülü dünyası bizi içine alsın. Güzel ve anlamlı hatıralar ile gönül bahçeleri şenlensin çocukların.

     Kapitalist dünya düzeninin bizi getirmiş olduğu son noktada bakkallar varlıklarını koruma ve sürdürme çabası, hatta neredeyse hayatta kalma savaşı verir hale geldiler maalesef. Dileğimiz odur ki istedikleri kıymet ve rağbeti görmüş olurlar.

     Umuyorum ki günümüz çocuklarının da en az benim çocukluğumun kahramanları gibi bakkal amcaları olsun. Yıllar geçtikçe hatıralar dillendirilirken yüzlerinde bir gülümseme, gönüllerinde bir hoşluk oluşsun. Çocukluk demlerinde farkında olamasalar da çocukluklarında o kıymetli insanlardan mutlaka güzel hasletler ve belli değerleri öğrenmiş olsunlar. O güzelliklerin etkileri hayat boyu daim olsun.

                                                                                                       Rahmetle…