Bir Film Bir Gece: 1948: Creation & Catastrophe…

Tarih yazıcılığını yapısöküm tekniği ile ele alan yönetmenler; Andy Trimlett ve Ahlam Muhtaseb, bu filmi olayların tanıklarından elde ettikleri kafa röportajlarını editöryel bir çaba sergileyerek tarafsızlığı yakalamaya çalışmışlardır. Nitekim bu tanıkların içerisinde Nakbe’de aktif rol oynamış Haganah ve Irgun İsrail milisleri de yer almaktadır.

Reyhan ÖZSOY

Tarihi bir belgeye hangi gözle bakmak gerekir? O zamanın şartlarıyla mı yoksa Foucault’un tarihçiler için söylediği gibi, geçmişe çağdaş söylemler katarak mı?  İkisini de kabul edip yahut birini seçerek de yolunuzu çizebilirsiniz. 1948: Creation & Catastrophe, Türkçeye çevirecek olursak “1948: Kuruluş ve Facia” belgesel filmi gerek sözlü gerek yazılı kaynaklarıyla Holokost- Nakbe ilişkisini hem tarihsel hem de çağdaş bir gözlemle izleyiciye aktarmaktadır.

Tarih yazıcılığını yapısöküm tekniği ile ele alan yönetmenler; Andy Trimlett ve Ahlam Muhtaseb, bu filmi olayların tanıklarından elde ettikleri kafa röportajlarını editöryel bir çaba sergileyerek tarafsızlığı yakalamaya çalışmışlardır. Nitekim bu tanıkların içerisinde Nakbe’de aktif rol oynamış Haganah ve Irgun İsrail milisleri de yer almaktadır. Bu kişiler zaman zaman itiraflarda bulunsalar da şahısların soğukkanlılıkları dikkat çekmektedir. Örneğin filmde, Haganah eski üyesinin, gerçekleştirdikleri zulümleri “kendi sürgünümüzü çağrıştırdı” bir başkasının ise “bize yapılanı biz de onlara yaptık” şeklindeki itirafları Holokost’a bir atıftı. Film, bu söylemleri temellendirerek Nakbe’yi, Holokost’un hem bir uzantısı hem de bir benzeri olarak görmektedir. Bunun yanı sıra ünlü Filistinli yazar Ghada Karmi, Siyonist milisler tarafından hedef alınan kendi halkını “Hitleri’in son kurbanları” olarak görmektedir.Halbuki Filistinlilerin ve dünya kamuoyunun benimsediği bu tabu, çarpık bir Holokost anlayışının bir sonucudur.[1] Filme yönelik bu eleştiri şu şekilde genişletmek mümkündür.

Holokost kavramı, 21.yüzyıl politikacı-tarihçilerin geçmişteki Nazi katliamlarına vereceği bir isimdi. Bu yüzden İsraillilerin devlet kurma istekleri Holokost ile değil, tamamen kendi Siyonist mitolojisiyle alakalıdır. ‘İsrailliler, Nakbe’yi Holokost dolayısıyla gerçekleştirdi’ söylemi 2011 sonrası, İsrail’in Nakbe’yi bir felaket ve yas olarak sayan ülkelerin ekonomik finansmanlarının durdurulmasına yönelik çıkardığı (BDS) kanun tasarısını meşru kılmak için oluşturduğu bir kalıptı. Yoksa bu, soykırıma uğramış Yahudi milletinin, bir başka millet olan Filistinlilere karşı uyguladığı soykırımı haklı çıkarmaz. Bu minvalde, Holokost ile Nakbe’yi birbirinden ayırmak gerekir. Bu ayrım çerçevesinde 1948 filmi, Holokost’u yok sayan yahut Yahudi karşıtlığına varacak bir üslupla değil, tamamen tarihsel bir belge/gerçeklik olarak sunulmaktadır. 

Haganah eski üyesi Hava Keller’ın bir itirafıysa Filistinlilerin topraklarını Kibbutz’un el koyduğunu, Filistinlilerin topraklarını satmadığına yönelikti. Dolayısıyla bu itiraf, dünya kamuoyuna sunulan ‘Filistinliler topraklarını sattı’ söylemine birinci elden sözlü kaynak ile darbe indirmektedir. Ayrıca film, Yahudi- Filistin arasındaki çatışmaları ve Filistinlileri şehir ve köylerden çıkarmak için kullanılan yöntemleri, bu çıkarma işlemine katılanların yanı sıra buna katlananların ağzından da dinleme fırsatını izleyiciye vermektedir. “Filistinliler topraklarını kendileri terk etti” iddiasına yönelik filmde sunulan Dayr Yasin, Raffa , Haifa katliamları da oldukça çarpıcıdır. Militanların anlattıkları başta Dayr Yasin olmak üzere köylerde yapılan katliamlar Filistinlilere yönelik bir göz dağı ve etnik temizlik niteliğini taşımaktadır. Çünkü Filistinliler bu katliamların korkusuyla göç edeceklerini düşünüyorlardı. Ayrıca Siyonist ideolojinin kurucu ilkelerinden birinin de “Topraksız bir halk için, halksız bir toprak” mottosu olduğunu hatırlamakta yarar vardır. Bu konuda başarılı olduklarını da Shmuel Toledano’dan kendi sözleriyle dinlemekteyiz.

Eğer bu ibretlik katliamlar yapılmasaydı ve Filistin halkı bu katliamlarla tehdit edilip yerlerinden edilmeseydi, Yahudiler köylere girip daha çok Filistinliyi öldüreceklerdi. Bu onların aleyhine olacaktı, çünkü bu durumda hem ateşkesi bozan taraf olacak hem de ilerleyen safhalarda Filistinlilerin geri dönüşlerini engelleyecek argümanları ellerinde bulamayacaklardı. Ayrıca köylerdeki katliamları örtbas etmek için çalışmalarda da bulunduğunu aynı sahne içerisinde ifade etmektedir. Filmde bu konunun önemini tarihçi Ilan Pappe’ den duymaktayız. Pappe, D planı ve onu izleyen emirlerin, Filistinli Arapları atalarının topraklarından etnik olarak temizlemek amacıyla resmî olarak verildiğini savunmaktadır. Filistinlilerin kaçmaya zorlanma biçimleri, mülteci statülerini belirlediği için büyük önem taşımaktadır Filistinli Araplar güç tehdidi olmaksızın kendi rızalarıyla ülkeyi terk etmiş olsalardı, toprakla bağları olan mülteciler olarak kabul edilmeyecek ve geri dönme hakkına sahip olmayacaklardı. Bu da savaşın apaçık bir şekilde anlaşılması anlamına gelecekti.

Son olarak filmle alakalı akıllara gelecek bir soruyu paylaşmak yerinde olacaktır; Röportaj veren tanıklar, yaşadıklarını anlatmada nasıl ikna oldular? Bu soruya yönelik cevabı Andy Trimlett ve Ahlam Muhtaseb, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde yapılan bir söyleşi de cevaplandırmıştır. Ahlam Muhtaseb, filmle ilgili süreci ve tanıklarla olan ilişkisini şu şekilde ifade etmiştir:

“İlk günden itibaren röportajları Andy’nin yapmasına karar verdik çünkü ben Filistinliyim, soyadım da Arapça ve ayrıca görünürde Müslümanım, bu yüzden bir İsraillinin benimle oturup 1948’de yaptıklarıyla ilgili bir röportaj yapması imkânsız. Bunun psikolojik yönünün yanı sıra erişim açısından da Filistin’e gittiğimde beni sınırlıyor İsrailliler hayali yeşil ışığı geçmemi engelliyor, bu yüzden fiziksel olarak geçip İsraillilerle röportaj yapamam, Andy’nin bunu yapmasına karar verdik. Andy için süreç sadece dinlemekti ve röportajların çoğu İbranice olduğu için sadece konuşmalarına izin verdi çünkü o da ne dediklerini anlamıyordu, bu yüzden çok fazla destekleyici soru kullanmadı ve sadece konuşmaları ve dinlemeleri için onlara alan tanıdı. Irkçı bir toplumdan bahsediyorsunuz, bu nedenle Andy’nin Kaliforniyalı beyaz bir Amerikalı olması, bence onların kendilerini rahat hissetmelerine ve rahat bir şekilde konuşmalarında büyük bir rol oynadı, pekâlâ bu, her şeyi doğru söyledikleri anlamına gelmiyor, bu yüzden röportajlar sırasında bize söyledikleri bunlar ama ne kadarını sakladıklarını bilmiyorum. Andy başlangıçta İsrailli prodüksiyon asistanlarıyla çalıştı ve onlar, onun için 1948’de yaşamış ve etnik temizliğe gerçekten katılmış İsraillilerin bir listesini hazırladılar. Listedeki bazı isimler, Andy’e İsrailliler hakkında konuşmak istemediğini söylediler ve bazıları ise konuşmaya başladılar fakat sonra durdular, bazılarının eşleri bu konuda konuştukları için onlara çok kızdılar, onları durdurmak istediler ve bazıları da sadece olduğu gibi söyledi ve Filistinliyi vuran Ben gibi umursamadı.”[2]


[1] Ginsberg, T. (2018). Film Review of 1948: Creation and Catastrophe. Arab Studies Quarterly, 40(1), 73-79.

[2] https://www.youtube.com/watch?v=adsW1qdk-X8&t=972s