Her Çiviye Peşkir Asmak

Bir dergâhın yolunu geçtim, adını dahi duymayan, dahası adına dahi tahammülü olmayan bir taifedir bu zümre. Her bir şeyi bilirler. Her bir mevzuda kanaatleri, her bir irapta mahalleri vardır. Zinhar bilmedikleri nane, ütmedikleri misket yoktur. Ezcümle “nefs-i emmâre” taifesi. Benlik davasının erleri.

Derviş Çelebi

Sevgili dostlar, tarih boyunca bu sosyal medya kadar insanın nefsi emmâresini azdıran başka bir mecra oldu mu bilmem, en azından bendeniz şahit olmadım bilgi sahibi de değilim. Beni takip edenler bilir. Sanal alemde bu sosyal medya ile ilgili bazı makaleler yazdım. Özellikle de WhatsApp grupları ve Facebook üzerine merak edenler arayıp bulabilir, tekrar etmek istemem. Lakin bir not, küçük dipnot vermeden geçersem beni bu gece uyku tutmaz, zira okumuş etmiş camiada dahi bu hastalıklar mevcuttur.

Yahu Allah aşkına dostlar, ölenin arkasından WhatsApp üzerinden taziye vermek nedir? Yapmayın birader, gidin arkadaşınızı ziyaret edin, olmadı telefon edin, o da olmadı kendisine doğrudan ismiyle, cismiyle mesaj yazın, grup üzerinden taziye mi olur! Bari içinizden biri cemaate rahmet dese de işin sonu gelse…

Kopyala yapıştır Cuma ve Kandil mesajı “tacizlerine” hiç girmiyorum… Neyse geçelim, bu yazıda daha çok sosyal medyanın bir başka ifsat edici yönüne işaret etmek arzusundayım. Koca koca profesörler, hocalar, alimler Twitter ya da Facebook’ta takipçiyi aydınlatmak maksadıyla bir cümle yazıyor. Aman Allah’ım, ibret alan üç beş teşekkür mesajının ardına yeni yetme, adı sanı belirsiz (namına troll diyorlar), ya da adı belirli tıyneti belirsiz tipler, küfür, kâfir veryansın. Hocanın ne hocalığı kalıyor ne hacılığı….

Burada kalsa iyi, öyle bir mecra ki burası! Mahallenin delisini başımıza “hoca” ediyor, kırk yıllık hocasını deli diye trend topic yapıyor. Mayınlı arazi gibi bastığınız zeminin, ettiğiniz kelamın nerede patlayacağı belli değil. Bir de son zamanlarda bir Müslüman’ın lafına atıfla, “Bu hangi din ise ben bu dinden değilim!” lafını çok duyar oldum.

Sevgili okurlar aman! İtikadımızı pamuk ipliğine bağlamayalım. Laf döner dolaşır, muhatabı layık değil ise sahibini vurur! Boğaz dokuz boğum, her laf için dokuz kez düşün, denmiştir.  Şimdilerde “önce gönder, sonra düşün”. Hatta, “Amaan, ne düşüneceksin, gönder gitsin onlar düşünsün!” diye mi nasihat eder oldu hocalar, nedir?

Gerçi hocayı tanıyan kim! Kur’ân Müslümanlığı diye bir icat çıkarmışlar. (Bizim zamanımızda bunların adı mealciydi). Sünnet’i, hadisi hafife alan, hocayı ne etsin! Amerikan düşmanı lakin fetvayı Google’dan sorar, acayip muhalif bir nesil zuhur etti!

İki kulak vermiş Yaradan iki dinle bir konuş deyu! Fakat, kimi dinleyecek, adam zaten biliyor! Her hocaya çakacak bir lafı, her çiviye asacak bir peşkiri var. Sadece gençler olsa iyi, bu “muhalif” taifenin içinde yaşı kemale ermiş, zatı kemalden nasipsiz bir dolu zevat da var.

İmdi Derviş, bu “muhalif” taifenin hiç mi hakkı yok?

Bu hocaların hepsi pirüpak, ismet sıfatını mı haiz? Elbette değil dostlar.

Hem şimdi durduk yerde bu “muhalif” lafına takılıp “milli birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğumuz zamanda” bir kısım medyanın aklına karpuz kabuğu düşürmeyelim. Bendeniz de son tahlilde muhalifim, her beyanıma tensip buyurdunuz efendim deyu baş sallayan mürit istemem. O sebepten yaşımız altmışa dayandı iki buçuk müridi, üç eyleyemedik dergâhımıza.

Neyse, mevzuyu dağıtmayalım. Muhalif dedimse bu kronik hale gelmiş, hıyar diyene tuz yetiştiren taifedir kastım. Maksadı yanlışa değil, yanlış söyleyene ateş etmek olan bu taife, daha ziyade sosyal medya cemaatidir. Buraya dikkat isterim.

Bir dergâhın yolunu geçtim, adını dahi duymayan, dahası adına dahi tahammülü olmayan bir taifedir bu zümre. Her bir şeyi bilirler. Her bir mevzuda kanaatleri, her bir irapta mahalleri vardır. Zinhar bilmedikleri nane, ütmedikleri misket yoktur. Ezcümle “nefs-i emmâre” taifesi. Benlik davasının erleri.

Nefsin birinci mertebesidir bu dostlar, canlının ilk formu, hayvanlarla aynı kategoriye ait. Nefsin arzularına ram olmuş, bütün canlı cansız varlığın kendi emrinde olması gerektiğini düşünen, hayatın merkezine kendini, kendi hakikatini koyan mertebe yani. Yeni yetmelerin tabiriyle, insanlıkta birinci level. Eğitim şart, cümlesine aldanmayasınız. Çok okumakla, çok gezmekle de geçilmez bu mertebe ha!

Kendinden geçmektir çaresi, kendini kusurlu görmektir, kendi kusurunu görmektir.

Nefsine, kardeşini tercih etmektir!

İmdi bu sosyal medyada, panayır tezgâhında ateş edilince devrilen ördekler gibi salınan, sanal kimliklerden kardeş mi olur Derviş!

Eee sen de haklısın kardeş. Bazen ben de şu müptezele bir laf çaksam, bir kapak yapsam, şu kadar like alırım, şu kadar da takipçi kasarım, dediğim olmuştur. İşte tam da budur bizi ifsat eden “emmâre” dostlar. Klavyenize sahip olasınız. Yoksa Allah korusun, birinci leveldan game over olmak her an mümkün.

Dikkat edin; vakit varken, gün zevaldeyken, siz zevalde kalmayın…