Şu Anda İstanbul’un Sokaklarında Hangi Müzikler Çalıyor?

Türkiye’nin yoğun göç aldığı süreçte yoksulluğun zirve yapmasıyla acının, isyanın, bir yol arkadaşı gibi hayatlarımıza girdiği dönem de bu sefer arabesk şehrin sokaklarına damgasını vuracaktı. Öyle ki bugün dahi arabesk, kültürel DNA’mızda şehirlerde önemli bir yer tutar. Arabesk, hâlâ sosyal hayatın ve şehrin önemli bir parçası. Taşıdığı potansiyel ile birlikte arabesk bir tür olarak şehirlerin salonlarını, müzik festivallerini, konser ve etkinliklerini tıklım tıklım dolduracak büyük bir güce sahip.

Gözde ÇİMEN

Günümüz teknolojisi şu anda yazıyı dondurup başka bir sekmeye geçtikten sonra bir tık ötede aradığımız bilgiyi önümüze sunabilir. Ama ben siz farklı sekmeye geçiş yapmadan cevap vereyim, şu an şehrin sokaklarında farklı coğrafyalara ait etnik müziklerden, müzik endüstrisinin dominosu olan popüler müziklere, kimi çoktan unutulmuş egzotik şarkılardan haritadaki sınırları aşmış farklı türlere ait müziklerle dolu. Şehrin merkezleri ortaya çıkardığı kültürel çeşitlilikle beraber müziğin de başkenti aynı zamanda. Şehirler tarihleri boyunca bu alanın merkezi olmayı sürdürürken müziğin şehre nasıl etkisi olurmuş görelim bakalım…

Şehirler bazen punk kültürü ortaya çıkarmış; bir dönem ironik punk kültürü ile özdeşleşen Zwines’e baktığımızda şehrin gürültücü ve ateşli olduğunu gözlemleriz. Punk, sadece kendine özgü bir tür olarak kalmayıp beraberinde farklı akım ve yaklaşımların da doğmasına sebep oldu. Aynı mekanlar, aynı şehirler punk’ın farklı türlerini ve soundlarını ortaya çıkararak özel anlatımlara dönüştü. Şehrin insanları farklı ilhamlarla tanıştıkça punk kültürü zamanla post punk kültürü olmaktan kendini kurtaramadı.

Şehir ve müzik bağlamında Beyrut ve Feyrouz fenomenine değinmemek, şehir ve insan, şehir ve müziğin en can alıcı noktasına dokunmamak demek olurdu. Ününü dünyanın dört bir yanına salan bu ikonik isim, bazen yasaklanarak bazen politika ile gündeme gelerek Lübnan sokaklarında rüzgarını estirdi. Şehrin merkezi olan iç savaş döneminde yıkılan Şehitler Meydanı’nda verdiği konser ise direnişini sürdürdüğü Beyrut’u müzik cennetine çevirdi.

Rock, blues, jazz, gospel, rap, soul, hardcore punk ile şehirler bu sefer tekno dalgası ile birlikteydi. Şu an dünyada mevcut bulunan elektronik müziğin de farklı hatları aslında. Hepsinin alt yapısında bu dalga mevcuttur. Şehirler, sanayi sonrası çürümüş bu tekno kültürün kaleleri haline gelmiştir. Aynı zamanda şehirlerde var olan ırkçılığa ve ezilmişliğe karşı bir isyan, müzikleri ile bu ayrımcılığa karşı birlik olma görüntüsü ile direniş göstermişlerdir.

Türkiye’nin yoğun göç aldığı süreçte yoksulluğun zirve yapmasıyla acının, isyanın, bir yol arkadaşı gibi hayatlarımıza girdiği dönem de bu sefer arabesk şehrin sokaklarına damgasını vuracaktı. Öyle ki bugün dahi arabesk, kültürel DNA’mızda şehirlerde önemli bir yer tutar. Arabesk, hâlâ sosyal hayatın ve şehrin önemli bir parçası. Taşıdığı potansiyel ile birlikte arabesk bir tür olarak şehirlerin salonlarını, müzik festivallerini, konser ve etkinliklerini tıklım tıklım dolduracak büyük bir güce sahip. Derinde yatan ciddi sosyolojik gerçekliklerimiz arabeski şehrin cazibe merkezlerinden biri haline getirmeye devam ediyor.

Müzik ve şehir, konforlu alanlarda değil çoğu zaman protest bir direniş unsuru ile birlikte ortaya çıkan ikili haline gelmiştir. Sanayi devrimi ile birlikte nefesi tıkanan borular, içinden punk kültürünü çıkartmış, kendi içerisinde ekol müzik okulları oluşturmuştur. Bazı başkentler siyahilere yapılan ayrımcılıktan ve işçi haklarından ötürü şehrin ara sokaklarına sadece siyahilerin girebildiği veya sadece işçi mekânı olarak anılan müzik kulüpleri oluşturmuştur. Her biri birer kanıt niteliğinde şehir-mekân-müzik bağlamında durmaktadır. Afrika’da apartheid rejimleri esnasında şehir ve müzik, bu sefer kendini ifade biçimi olarak ortaya çıkmış, house ritimler ve rap müziğin kalbi haline gelmiştir.

Daha sayısız müzik akımını, şehir, politik olaylar ve mekân ekseninde yansımasını yazılabiliriz. Tarihi, sosyal ve ekonomik gelişmelere baktığımızda şehirlerin tarihi ve müziğin tarihi paralel gitmiş demek abartı bir tespit sayılmaz. Her tarihi etki, tepki olarak kendi sosyolojik ritmini ortaya koymuştur. Bu ritmin kalitesi, aynı zamanda insanın ve mekânın da kalitesini sağlamasıdır. Günümüz şehir ve müzik kültürü için bu “kalite tespiti” eleştiri mahiyetinde bir ufak ipucu olarak önümüzde kalsın. Bir kültür olarak şehirlerin sokaklarında her gün duyduğumuz ritimler, müziğin şu an hangi kültür katmanında dolaştığını fark etmek için bir gösterge. İnsan kalitesi arttıkça gelişen şehir kalitesi, ruhun gıdası olacak müzikleri de dinlettirecek kaliteyi yakalaması temennisiyle buraya kadar gelenlere bir şarkı hediyesi ile yazıma son veriyorum.

Cemali-Duymak İstiyorum