Rifat el-Arîr: Soykırım Günlükleri*

6 Aralık 2023’te bir İsrail hava saldırısında öldürülen Filistinli şair, profesör ve üstat Dr. Rifat el-Arîrin aşağıdaki yazıları daha önce herhangi bir yerde yayınlanmamıştır. Bu yazılar, Yousef M. Aljamal’ın giriş yazısıyla derlenen ve OR Books tarafından yayınlanan el-Arîr eserlerinden oluşan bir seçki olan Ölmem Gerekirse: Nazım ve Nesir‘de de yer alacaktır.

el-Arîr The Electronic Intifada’ya diğer pek çok yazısının yanı sıra, devam eden soykırım sırasında yaşadıklarını anlattığı iki yazıyla katkıda bulunmuştu: “İsrail uyarı yapmadan evimi bombaladı“ 22 Ekim 2023’te yayınlandı, “İsrail’in bir çocuk hastanesindeki ‘terörist faaliyet’ iddiaları yalandı” ise 19 Kasım 2023’te yayınlandı.

Çeviren: Abdülkerim DAYAN

el-Arîr ayrıca soykırımın başlangıcında yapılan The Electronic Intifada canlı yayınlarında birkaç kez yer aldı. Canlı yayının 9 Ekim’de yayınlanan ilk bölümünde el-Arîr, İsrail’in soykırıma varan şiddeti karşısında Filistinlilerin neden adalet ve özgürlük için savaşmakta ısrar ettiklerini anlatırken, izleyiciler ve dinleyiciler arka planda patlayan bombaları duyabiliyordu. el-Arîr’in son canlı yayını 1 Aralık 2023’te, ölümünden birkaç gün önce gerçekleşti. Ancak elektrikleri kesildiği ve bağlantı koptuğu için sadece birkaç dakika sürdü.

26 Nisan 2024’te el-Arîr’in en büyük çocuğu Shymaa, kocası Muhammed Abdülaziz Siyam ve 3 aylık oğulları Abd al-Rahman ile birlikte bir İsrail saldırısında öldürüldü. Bebek, el-Arîr’in ölümünden sonra doğmuştu ve onun ilk torunuydu.

19 Ekim 2023: Gazze’de savaşa alıştık

Korkunç ölüm ve tahribat tecrübeleri Filistinlilerin kültürünü, dilini ve kolektif hafızasını kalıcı olarak etkiledi. 7 yaşında olan ve İsrail’in önceki saldırılarına dair anılarının hala zihninde tazeliğini koruduğu küçük yavrum Amal “Yine mi savaş?” diye soruyor.

Sorunun soruluş şekli, onun geliştirmeye mecbur kaldığı olgunluğu gösteriyor. Geçen yıl Amal, annesine yine “Bir savaş daha mı?” diye sormuştu.

Evet, Gazze’de yine savaş var! Gazze’de savaşa alıştık. Savaş tekrarlayan bir gerçeklik, geçmeyen bir kâbus haline geldi. Zâlimane bir normallik. Savaş, tahammül edemediğimiz ama kendimizi de kurtaramadığımız huysuz, yaşlı bir akraba gibi oldu.

En ağır bedeli çocuklar ödüyor. Davranışlarına ve tepkilerine yansıyan bir korku ve kesintisiz travmayla… Gazze’deki Filistinli çocukların yüzde 90’ından fazlasının travma belirtileri gösterdiği tahmin ediliyor. Ancak uzmanlar, savaş hâlâ devam ettiği için Gazze’de savaş sonrası travma olmadığını da iddia ediyor.

Büyükannem bana yağmur yağacak diye kalın bir kazak giymemi söylerdi. Ve yağmur yağardı! Tüm Filistinli yaşlılar gibi onun da eşsiz bir duyuşu; toprak, rüzgâr, ağaçlar ve yağmura dair bir anlayışı vardı. Yaşlılar zeytinin ne zaman salamura ya da yağ için toplanacağını bilirdi. Buna her zaman imrenmişimdir.

Üzgünüm, büyükanne. Bunun yerine savaşın garipliklerine uyum sağlamış durumdayız. Bu ağır misafir bizi davetsiz, istenmeyen ve arzu edilmeyen bir şekilde ziyaret ediyor, göğsümüze ve nefesimize tünüyor ve sonra yüzlerce ve binlerce kişinin hayatına mal oluyor.

Gazze’de 2008 yılında doğan bir Filistinli, yedi savaşa tanıklık etmiştir: 2008-2009, 2012, 2014, 2021, 2022, 2023A ve 2023B. Ve Gazze’de alışkanlık olduğu üzere, insanlar yedi savaş yaşında da olabilir, dört savaş yaşında da. Benim 2016 doğumlu küçük Amal’ım, dört yıkıcı harekâtı yaşadığı için şu anda savaşlar konusunda lisans derecesine sahip. Gazze’de savaşlar hakkında sık sık akademik dereceler açısından konuşuruz: savaşlarda lisans, savaşlarda yüksek lisans ve bazıları mizahi bir şekilde kendilerini savaşlarda doktora adayı olarak adlandırabilir.

Söylemimiz önemli ölçüde değişti ve dönüştü. Geceleri, İsrail özellikle bombardımanı yoğunlaştırdığında, bu bir “parti”dir: “Parti başlamıştır”, “Bu gece korkunç bir parti olacak.” Ve bir de “Çanta” var, büyük Ç ile. Bu, içinde nakit para, kimlikler, doğum belgeleri ve üniversite diplomaları olacak şekilde alelacele hazırlanan bir çantadır. Amaç, tahliye tehdidi olduğunda çocukları ve tek bir eşyayı almaktır.

Gazze’deki Filistinlilerin kolektif hafızaları ve kültürleri bu korkunç savaş ve ölüm tecrübelerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Gazzelilerin çoğu aile üyelerini, akrabalarını ya da sevdiklerini kaybetmiş ya da evleri hasar görmüş veya yıkılmıştır. Bu aralarındaki savaş ve gerilimin 9.000’den fazla (geçen hafta bu yazıyı yazmaya başladığımda 7.500’dü!) Filistinlinin hayatına mal olduğu ve 60.000’den fazla konutun yıkıldığı tahmin ediliyor.

Ölüm ve savaş. Savaş ve ölüm. Bu ikisi de persona non grata (istenmeyen kişiler), ama onları bizi rahat bırakmaları için gitmeye zorlayamıyoruz.

Filistinli şair Tamim Al-Barghouti**, savaşın getirdiği ölüm ve Filistinliler arasındaki ilişkiyi özetliyor:

Akıllıca değildi Ölüm, yamacımıza gelmen.

Bunca yıldır bizi kuşatman akıllıca değildi.

Bu kadar yakınımızda durman akıllıca değildi,

O kadar yakınız ki çehreni ezberledik

Yeme alışkanlıklarını

Dinlenme zamanını

Ruh halindeki değişimleri

Kalbinin arzularını

Zayıflıklarını bile.

Ey ölüm, dikkat et!

Bizi bir bir aldın diye dinlenme.

Biz çok kişiyiz.

Ve hala buradayız

İşgalden yıllar [yetmiş] sonra

Meşalelerimiz hala yanıyor

İsa topraklarımızda üçüncü sınıfa geçtikten

İki yüzyıl sonra

Seni çok iyi belledik Ölüm.

Ey Ölüm, niyetimiz açık:

Seni yeneceğiz,

Bizi öldürseler bile, birimizi, hepimizi.

Ölüm, kork bizden,

Çünkü buradayız, korkusuzca.

23 Ekim 2023: Gazze’de savaşla başa çıkmanın beş aşaması

Gazze’deki savaşa olan aşinalığımız, benzersiz bir bakış açısı ve benzersiz bir başa çıkma mekanizması geliştirmemize yol açtı.

Bu acımasız çatışmalar sırasında Gazzelilerin geçtiği beş ana duygusal aşamadan bahsedebiliriz. Bu aşamalar inkâr, korku, sessizlik ve hissizlik, umut, hayal kırıklığı ve teslimiyettir.

Bugün 16. gün ve Gazze yetkililerinin bize söylediğine göre İsrail, aralarında 2.000’den fazla Filistinli çocuğun da bulunduğu 5.000’den fazla Filistinliyi öldürdü (birçoğu hala enkaz altında). 15.000’den fazla kişi yaralandı ve 25.000’den fazla Filistinlinin evi yıkıldı. Ve İsrail kara harekâtına hazır olduğunu söylüyor.

Birinci aşama: İnkâr

Bir krizin ilk aşamalarında, genellikle bir inkâr duygusu vardır. Kendimizi bu sefer savaş çıkmayacağına ikna ediyoruz. İnsanlar tekrarlanan çatışmalardan bıkmıştır ve her iki taraf da savaşa giremeyecek kadar endişeli görünebilir. Füzeler düşüp yükselirken, bu seferin geçmiş savaşlar kadar uzun ya da yıkıcı olmayacağını umarak bir tür kısmi inkârı sürdürüyoruz.

Hayır, bu sefer savaş olmayacak. Herkes savaşlardan yoruldu. İsrail savaşa girmek için çok meşgul.

Filistinliler savaşa giremeyecek kadar bitkin ve hırpalanmış durumda. Aşağı yukarı beş gün sürer diye umuyoruz.

İkinci aşama: Korku

Kısa süre sonra, başka bir savaşın gerçekliği ortaya çıktıkça inkâr korkuya dönüşüyor. Gazze, aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin İsrail bombalarıyla saldırıya uğramasıyla felç oluyor. Katliamların, içindeki ailelerle birlikte yerle bir olan evlerin, domino taşları gibi devrilen yüksek binaların resimleri ve videoları inkârı tam bir dehşete dönüştürüyor.

Her saldırı, özellikle de geceleri, tüm çocukların ağlayarak uyanması ve ağlaması anlamına geliyor. Ebeveynler olarak çocuklarımız için korkuyoruz ve sevdiklerimizi koruyamayacağımızdan korkuyoruz.

Üçüncü aşama: Sessizlik ve hissizlik

Bu, İsrail’in sivillerin evlerini bombalamayı özellikle yoğunlaştırdığı zamanlar. Hikâyeler yarıda kesiliyor. Dualar kısa kesiliyor. Yemekler yenmeden bırakılıyor. Duşlar terk ediliyor.

Bu nedenle, İsrail’in getirdiği kaos ve tehlikenin ortasında, Gazze’deki pek çok kişi, özellikle de çocuklar sessizliğe gömülüyor. Etraflarını saran ezici duygular ve belirsizlikle başa çıkmanın bir yolu olarak yalnızlıkta teselli buluyorlar. Sessizlik hüküm sürüyor.

Ardından hissizlik geliyor. İnsanlar kendilerini sürekli gelen üzücü haberlerden korumaya çalıştıkça, kayıtsızlaşıyorlar. Çünkü nereye gidersek gidelim her an ölebiliriz. Bireyler hayatta kalmak için duygularından kopmaya çalıştıkça duygusal uyuşukluk başlıyor.

Dördüncü aşama: Umut

Umutsuzluğun ortasında umut ışıkları belirebiliyor. En karanlık anlarda bile Gazzeliler İsrail’in en azından daha az insan öldürebileceği, daha az yeri bombalayabileceği ve daha az zarar verebileceği inancına tutunabiliyor. En umutlu olanlarımız kalıcı bir ateşkes ya da kuşatmanın ve hatta işgalin sona ermesini diliyor. Ancak bu sadece bir umuttur. Ve umut tehlikelidir.

Politikacıların adam olacağını, ayağa kalkacağını umuyoruz. Umudumuzu, kitlelerin sokaklara dökülerek politikacılarının arkasında olduklarını beyan etmelerine ve İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere yönelik saldırganlığını desteklemeleri halinde gelecek seçimlerde cezalandırılacakları uyarısında bulunmalarına bağlıyoruz.

Beşinci aşama: Umutsuzluk ve teslimiyet

Ne yazık ki umut çoğu zaman geçici olabiliyor. Ve pek çok Gazzeli tekrar eden umutsuzluk döngüleri yaşadı, şimdiye dek. Tekrarlanan can, ev ve güvenlik zayiatı derin bir çaresizlik duygusuna yol açıyor.

Son aşamada, Gazzeliler durumu değiştiremeyecekleri, yalnız bırakıldıkları, dünyanın onları terk ettiği, İsrail’in cezasız bir şekilde öldürebileceği ve yok edebileceği gerçeğini kabul ettikçe, bir teslimiyet duygusu ortaya çıkıyor. Bu, Filistinlilerin devam eden zorluklar karşısında uyum sağlamaya ve sebat etmeye çalıştıkları, sabrın damgasını vurduğu bir aşamadır.

Savaşın bu aşamaları Gazze’deki yaşamın talihsiz bir parçası haline geldi ve İsrail işgalinin dayattığı akıl almaz zorluklar karşısında Filistin halkının direncini ve azmini şekillendirdi.

27 Ekim 2023: İsrail’in binanızı bombalaması nasıl bir şey?

Altı çocuğum var. Ve şimdiye kadar İsrail’in yedi büyük saldırısından yara almadan kurtulduk. Biz ortalama bir aileyiz. Eşim Nusayba ev hanımı, iki çocuğum üniversitede okuyor ve en küçük çocuğum Amal 7 yaşında. Gazze’de Amal dört savaş yaşına geldi bile.

Biz Gazze’de ortalama bir aileyiz ama İsrail’in ölüm ve yıkımından payımıza düşeni aldık.

Şimdiye kadar, 1970’lerin başından bu yana, İsrail saldırganlığı nedeniyle geniş ailemden 20 (ve geçen hafta 15) kişiyi kaybettim.

2014 yılında İsrail yedi daireli aile evimizi yok etti ve kardeşim Muhammed’i öldürdü.

İsrail 2014 yılında eşimin erkek kardeşi, kız kardeşi, kız kardeşinin üç çocuğu, büyükbabası ve kuzeni de dâhil olmak üzere ailesinden yaklaşık 20 kişiyi öldürdü. Ve eşimin ailesinden birkaçının evini yıktı.

Toplamda eşim ve ben 50’den fazla üyemizi İsrail savaş ve terörüne kurban verdik.

2023 Gazze Savaşı

Bombalar düştükçe ve İsrail evlerinde uyuyan aileleri hedef aldıkça, ebeveynler bazı konularda ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Gitmeli miyiz? Ama İsrail tahliye edilenleri yolda hedef alırken ve tahliye edildikleri bölgeleri hedef alırken nereye gitmeliyiz?

Akrabalarımızın yanında mı kalmalıyız? Yoksa akrabalarımız evi nispeten “güvenli” olan bizimle mi kalmalı? Asla emin olamayız. İsrail’in acımasız işgali -ve son 15 yılda altıdan fazla büyük şiddetli askeri saldırısı-  75 yılı aşkın süredir devam ediyor ve biz İsrail’in vahşetini, ölüm ve yıkım zihniyetini bugüne kadar anlayamadık.

Bir de bombalandığımızda ne yapacağımız korkusu var. Bombalardan kaçmaya çalışıyoruz. Ama İsrail aynı eve art arda üç, dört ya da beş bomba attığında bombalardan nasıl kaçabilirsiniz ki?

Filistinli hanelerin tartıştığı en büyük soru, öldüğümüzde birlikte ölmek için aynı odada mı uyumalıyız yoksa bazılarımızın hayatta kalabilmesi için farklı odalarda mı uyumalıyız?

Cevap her zaman oturma odasında birlikte uyumamız gerektiğidir. Eğer ölürsek, birlikte ölürüz. Kimse kalp kırıklığıyla uğraşmak zorunda kalmasın.

Yemek yok. Su yok. Elektrik yok.

Bu 2023 yılındaki savaş farklı. İsrail açlığı bir silah olarak kullanmayı yoğunlaştırdı. Gazze’yi tamamen kuşatan, elektrik ve su kaynaklarını kesen, yardım ve ithalata izin vermeyen İsrail, Filistinlileri aç bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda onları açlıktan ölüme terk ediyor.

Benim evimde, ki biz hali vakti yerinde bir aileyiz, eşim ve ben çocuklarla oturduk ve onlara, özellikle de küçüklere durumu açıkladık: “Karne tutmamız gerekiyor. Normalde tükettiğimizin dörtte biri kadar yememiz ve içmemiz gerekiyor. Paramız yok diye değil, ama yiyecek tükeniyor ve suyumuz bile yok.”

Ve 7 yaşındaki çocuğunuza sabahları iki yumurta yiyemeyeceğini, onun yerine çeyrek bomba yiyeceğini açıklarken bol şans! (İsrail daha sonra yumurtaları bombaladı.)

Bir ebeveyn olarak kendimi çaresiz ve aciz hissediyorum. Çocuklarıma vermem gereken sevgi ve korumayı sağlayamıyorum.

Çocuklarıma sık sık “Sizi seviyorum” demek yerine, son iki haftadır şunları tekrarlıyorum:

“Çocuklar, az yiyin. Çocuklar, daha az su için.” Bir de bunun onlara söylediğim son şey olabileceğini hayal ediyorum ve kahroluyorum.

İsrail binamızı bombaladı

Geçen hafta biraz yiyeceğimiz vardı ise de şimdi neredeyse hiç yok, çünkü İsrail biz içindeyken evimizi iki füzeyle vurdu. Hem de önceden haber vermeden!

Eşim Nusayba çocuklara yakınlarda bir bombalama olursa kaçmalarını söylemişti. Vurulmayı (binamızın) hiç beklemiyorduk. Ve bu altın değerinde bir tavsiyeydi.

Dairemde dört akrabamı ailesiyle ağırlıyordum. Çoğu çocuk ve kadındı.

Koştuk, koştuk. Küçükleri kucağımıza aldık ve Gazzelilerin İsrail her savaş açtığında hazırda tuttukları, içinde paramızın ve önemli belgelerimizin olduğu küçük çantaları aldık.

Bir mucize eseri sadece morluklar ve küçük sıyrıklarla kurtulduk. Kontrol ettik ve herkesin iyi olduğunu gördük. Sonra yakındaki BM okulunun sığınağına yürüdük; sığınak insanlık dışı bir durumdaydı. Diğer ailelerle birlikte küçük sınıflara tıkıştık.

Artık bununla birlikte, son güvenlik duygumuzu da kaybettik. Suyumuzu kaybettik. Yiyeceğimizi ve Amal’ın sevdiği kalan yumurtalarımızı kaybettik.

Biz ortalama bir Filistinli aileyiz. Ama İsrail’in ölüm ve yıkımından payımıza düşeni aldık. Gazze’de kimse güvende değil. Ve hiçbir yer güvenli değil. İsrail 2.3 milyon insanımızın tamamını öldürebilir ve dünya kılını bile kıpırdatmaz.

*İngilizce orijinal yayın için: :https://electronicintifada.net/content/unpublished-genocide-diaries-refaat-alareer/48436

**Tamim Al-Barghouti’nin alıntılanan dizeleri “Askeri Tebliğ” adlı şiirinin ikinci bölümünden alınmıştır.