Kelimelerin ağırlığından kaçamadığımız bu eser, okuyucusunu insan olmanın nakıs tarafının farkındalığıyla yüzleştiriyor. Yüce olanın kapısına ancak bu farkındalıkla varılacağını hissettiren yazar, ünsiyet kurmayı önemsiyor. Muhabbeti de anlamanın bir veçhesi olarak görerek, bizi bu ünsiyetle eşikten alıp yola koyuyor.
Betül YAVUZ

“Herkesin ömrü maksada ulaşacak uzunluktadır.
Yeter ki kendimizi israf etmeyelim.”
Benden Bize, Kaçıştan Yüzleşmeye
İnsanın kendisiyle yüzleşmesinin en cesur göstergesi olan yazı, bir imkanla form kazandığında yazarın dünyasını heyecanla kuşatırken, okuyucu için de merak uyandırır. Ete kemiğe bürünüp, bize iki kapak arasında Aynılığın İmkansızlığı olarak gözüken kitap, Mustafa Eser’in ilk eseri.İnsanı kendi ve toplumsal hafızası içinde ele alan yazar, öncelikli yol güzergahını bireyin şahsi tecrübesinin anlaşılması üzerine kuruyor. Bu tecrübenin anlaşılması ise insanı çepeçevre kuşatan yaratıcıyla arasındaki bağın anlamına odaklanıyor. Varlığına anlam bulmak isteyen her insanın üzerine düşündüğü bu bağ, hayatı ve kendini inşa etmesine sebep oluyor.
Hayatın kırılganlığı ve acziyeti, bizi yaşadığımız çağda güç istenci ve ideal olan üzerine düşündürüyor. Kusurların affı zor olduğu gibi, bazen kendimizi kendimizden dışlarken, bazen de kendimize meftun bir halde her şeyi yapacak bir eşikte buluyoruz. Kendilik ve hayat, tüm bilinmezliği içinde insanı sürekli bir eşikte bekletiyor. Yazarımız, tam bu aşamada, bütün kırılganlıklarını ya da güçsüzlüklerini tanımaya ve anlamaya kararlı olan insana, yaşandığına değecek bir hayatı hatırlatıyor. Bu hatırlatma, eşikte bekleyen, belki de sınırı aşan ya da sınır nedir bilmeyen insana yeni bir düşünce alanı açıyor. Bu alanın inşası, varlığın merkezinde ve zamanın farkında olan bir insan tahayyülü sunuyor. Kitapta bu tahayyül iki başlık altında açılıyor: “eylem ve niyet”, “tasavvur ve seyir”.
Kendi imkanları içinde bir yaşam, insana eşref-i mahlukat olma kapılarını nasıl açar?
Kitabın ilk bölümündeki yazılar, eylemin ve niyetin tutarlılığı üzerine odaklanıyor. Bir yönüyle, yaratıcısını tanıma arzusunda olan insanın bilme ve eylemde bulunma halini tartmasını; ciddiyet ve samimiyet üzerine sorgulamada bulunmasını talep ediyor. Bu talepte, kelimelerin ağırlığını başlıkların bazılarında yoğun olarak hissediyoruz: Arzu ve Mesuliyet, Mesuliyetin Kutsalığı- Ve’l- Asr, Yaşam Yükünden Adil Tasarrufa, Günahın Talimi, Kulak ve Hak…. Ağırlıkların, yüzleşmelerin yükünü kaldırabilen insan, kitabın ikinci bölümünde toplumla olan mesafesinin ve kendisine olan tanıklığının izini sürüyor. Bu iz sürücülük, insana karar alabilme cesareti gösterdiği kadar yeni yollar ve ufuklar açacağının işaretini de veriyor. Yazarın kelimeleri hafifletmeye niyetli olmadığı başlıklar, ikinci bölümde şöyle devam ediyor: Utanç Eşliğinde Mürebbi Keşfi, Sükûnet için Mesken, Temsil mi, Misal mi? Ötekinin Bizliği…
Kelimelerin ağırlığından kaçamadığımız bu eser, okuyucusunu insan olmanın nakıs tarafının farkındalığıyla yüzleştiriyor. Yüce olanın kapısına ancak bu farkındalıkla varılacağını hissettiren yazar, ünsiyet kurmayı önemsiyor. Muhabbeti de anlamanın bir veçhesi olarak görerek, bizi bu ünsiyetle eşikten alıp yola koyuyor.
Aynılığın İmkansızlığı, okuyucusunu eşref-i mahlukat olma uğraşının muhabbetiyle selamlıyor…
