Eskişehir: İstanbul’a Açılan Kapı

Son olarak 2013-2014 yıllarında bugünkü hüviyetine kavuşan cami engellileri de gözeterek yeniden restore edilmiştir. Girişte yürüme engelliler için asansör bulunan camide Cuma günleri hutbe okunurken işitme engelliler için de işaret diliyle hutbenin irad edildiği bir projeksiyon bulunmaktadır. Engelsiz Cami Projesi ilk olarak aynı mahalledeki Hacı Hasan Camii’nde başlatılmıştır.

Zübeyir ŞEKERCİ

Kıymetli bir dostun nişanı için gittiğimiz Afyonkarahisar’dan İstanbul’a dönüşte anı fırsat bilip farklı bir yer görme niyetiyle üç arkadaş yola koyulduk. Şeyh Edebali’ye niyetlensek de yetişmez deyu rotayı Eskişehir’e çevirdik. Eskişehir, günümüzde görece seküler bir yaşantıyla anılan, belli sokaklarının bu çerçevede isimlendirildiği bir şehir olsa da tarihi serencamında İslam’a bayraktarlık yapmış bir şehirdir. Osmanlı’nın ilk fethettiği beldelerden, Haçlılara karşı mümin cephesinin bir güzergâhı olması yanı sıra İstanbul’a açılan bir kapıdır da. Nitekim birçok camii, han ve hamama da ev sahipliği yapmıştır. Şehrin İslamlık tarafını görmeye niyetlenip haritaya Kurşunlu Camii ve Külliyesi, bir diğer ismiyle (Çoban) Mustafa Paşa Camii’ni yazdık.

Şehrin tepesinden aşağı doğru inerken panoramik bir görüntü bizi karşıladı. Eskiden yeniye şehir ayağımızın altındaydı sanki. Aracı park edip indiğimizde Tarihi Odunpazarı’nın Osmanlı tipi evleri göze çarparken Kurşunlu Camii’nin arka giriş kapısı öylece duruyordu. İçeriye ilk adımı attığımızda hayret ve hayranlık bir arada karşıladı bizi. Geniş ve ferah bir avlu, kuş sesleri ve klasik mimarinin tecessümü… Her ne kadar 1519-1526 yılları arasında yapılan camiinin mimarı tam olarak bilinmese de akla gelen en kuvvetli isim Acem Ali’dir. Mimar Sinan’dan evvelki baş mimar olan Acem Ali, Boşnak Vezir Çoban Mustafa Paşa adına inşa ettirmiştir. Nitekim Çoban Mustafa Paşa Camii ismiyle anılsa da kurşunla kaplanan kubbelerden ötürü halk arasında “Kurşunlu Camii” olarak bilinir. Gebze’de de yine Çoban Mustafa Paşa adına yaptırılan ve benzer mimariye sahip bir camii bulunmaktadır. Kurşunlu Külliyesi; medresesinden kervansaraya, yemekhanesinden sıbyan mektebine değin geniş bir hizmete haizdir. Zaten kadim mimari de bunun birçok örneği yok mudur?

Caminin girişinde kıyafetle ilgili uyarı hoşumuza gitmişti ki bu uyarıya harfiyen uyan bir çift görünce tebessüm etmiştim. Oysa olması gereken bu yaklaşımken turistik faaliyeti önceleyen uygulamalardan ötürü ibadethanelere giriş çıkışta kılık kıyafet bir referans olmaktan çıkmış gibiydi. Caminin içerisine girip namazı kıldıktan sonra bir süre dinlendik. Taş işlemelerden ve sade tezyinden oluşan minber, klasik usulde inşa edilmiş kubbe ve eserin ferahlığı kişiye bir başka dinginlik veriyor. Bu hususta dostum Hakan duyduğu huzuru özel olarak dile getirmişti.

Camiden çıkıp aşağı indiğimizde tarihi Odunpazarı evleri karşımıza çıkmıştı. Yoğun turist kalabalığından olsa gerek bolca hediyelik eşya dükkânı, restoran ve kafeler sizi karşılıyordu. Biraz yürüdükten sonra meydana çıkmıştık. Tam ortasında bir heykel, sahi, bize neyi anlatıyordu? Biraz etrafı inceledikten sonra geç dönem Osmanlı eseri olduğu her halinden belli olan Tiryakizade Süleymanağa Camii’ne gelmiştik. 1778 yılında Orta Mahalle sakini Hacı Süleyman Ağa tarafından yaptırılan cami mezkûr ismin kendi mülkünden infak ettiği birkaç dükkân ve altı adet emlak cami imamı, müezzini, hademesi ve diğer görevlilerinin maişetini karşılamıştır. İlaveten tahsis ettiği vakıf malından gelecek paranın diğer kısmıyla cami adına tamir, inşa vb. ihtiyaçları giderilmesi şart koşulmuştur. Vefatından beş sene sonra 1783’te oğulları tarafından merhuma atfen minare inşa edilmiştir. Yaklaşık bir asır sonra 1885’te Alayzade Ali Bey de cami ihtiyaçları için vakıf kurmuştur. Vakıf geleneğine güzel örneklikleri bünyesinde ihtiva eden cami 1909 yılında yıkılıp tekrar yapılmış ve çeşitli restorasyonlar geçirmiştir. Son olarak 2013-2014 yıllarında bugünkü hüviyetine kavuşan cami engellileri de gözeterek yeniden restore edilmiştir. Girişte yürüme engelliler için asansör bulunan camide Cuma günleri hutbe okunurken işitme engelliler için de işaret diliyle hutbenin irad edildiği bir projeksiyon bulunmaktadır. Engelsiz Cami Projesi ilk olarak aynı mahalledeki Hacı Hasan Camii’nde başlatılmıştır. Daha sonrasında tanıştığımız Orta Işık Camii imamı İsmail hoca da bu projeden bahsedecekti bize.

Camiden çıkıp meydana tekrar döndüğümüzde geldiğimiz yolun arka sokağına geçtiğimizde bir başka minare karşılamıştı bizi. 14 yüzyıl eseri olan Ak Camii, çizim planı esas alındığında hamamdan döndüğü ifade edilmektedir. Nitekim cami mahzene girer gibi kemerli girişleriyle bu ihtimali desteklemektedir. 14. yüzyılda yaşamış İshak Fakih’ten mülhem eser İshak Fakih olarak da bilinir. Günümüzde ciddi bir tahribatla karşı karşıya olan camiinin bilhassa minaresi yıkılma tehlikesi barındırmaktadır. Minarenin üzerindeki tehlikeye dikkat çekilen pano yerine restore çalışması olmalıydı diye içimden geçirdim.

Akşam namazına az bir vakit kaldığında soluğu bir diğer 19. yüzyıl eseri olan Orta Işık’ta aldık. Caminin içine girdiğimizde Hafız Ömer’in dikkatini halılar çekti. Pek uyulmasa da kaldırımlardan aşina olduğumuz görme engelliler için tasarlanan özel yürüyüş yolu gibi caminin halıları da bu şekilde tasarlanmıştı. Çok hoşumuza giden bu projenin iyi bir farkındalık kazandıracağını ve İslam’ın meselelere bütüncül yaklaştığı üzerine sohbet ettik. Derken ezan vakti geldiğinde içeri iki kişi girdi. İçlerinden birinin imam olduğunu öğrendikten sonra detaylı olarak tanıştık. Namazı Hakan kıldırınca müezzin ben oldum. Tesbihat sonrasında cami imamı Hafız İsmail hocayla sohbet ederken cami merkezli bir yerleşimi kast ederek “Eskişehir’in bu tarafını görmek çok hoşumuza gitti” dedim. Hocayla latifeli bir şekilde “gel ben seni gündüzleyin gezdireyim” dedi. Neticede İstanbul’un fethine değin 9. yüzyıldan 20. yüzyıla nice İslam erlerine güzergâh olmuş bir belde burası. Bugünkü ahval bize aslı hüviyetini unutturmamalı.

Hocayla uzunca bir sohbetin ardından vedalaşıp yola koyulduk. Bir iki seferdir niyetlenip de seyahat edemediğim Eskişehir’i mezkûr haliyle tanımanın bahtıyla mütebessim bir şekilde beldeden ayrıldık.