Kıbrıs, bugün olduğu gibi Asrı Saadet döneminde de İstanbul’un fethi için çok önemli bir yerde bulunuyordu. Hz. Peygamberimiz bu adanın İstanbul’un fethi için yola çıkan İslam Ordusu tarafından fethedileceğini müjdeledi. Ümmü Haram dahi bu sefere katılabilmek için Hz. Peygamberimizden dua etmesini istedi. Neticede kocası Ubade bin Samit ile bu sefere katılan Ümmü Haram, Larnaka yakınlarında bineğinden düşerek şehid oldu. Bu fetih seferinin asıl hedefi Konstantiniyye idi ve Hz. Osman (r.a.)’ın hilafeti zamanında tertib edildi. İstanbul’da türbesi bulunan Ebu Eyyub el-Ensari dahi bu seferde bulunmaktaydı.
Mucahid YILDIZ

Son günlerdeki siyasi gelişmeler göz önüne alındığında, Akdeniz’de yüzyıllar boyu bizim olan adaların ne kadar büyük bir stratejik ehemmiyeti haiz olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Osmanlı tarihimizde Akdeniz’in tamamı İslam hakimiyeti altında iken, maalesef bu büyük devletin çeşitli tesirler neticesi yıkılmasından sonra meydana getirilen ihanet çemberi sayesinde adeta tamamen yok olmuştur. Bu ihanet çemberi yüzbinlerce kilometrekare toprak kaybı, her şeyden önemlisi de neredeyse tüm dünyada yüzlerce yıllık huzur ve barışın sonunu getirdi.
Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, sadece bir toprak parçası olarak jeopolitik öneme sahip değildir. Bizim için manevi değeri büyük bir yerdir. Zira peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)in akrabası Ümmü Haram bint-i Milhan, namı diğer Hala Sultan’ın türbesi ve daha birçok burada şehid düşen sahabelerin mezarları bu adada bulunmaktadır. Hala Sultan türbesi bugün maalesef Güney Kıbrıs tarafındaki Larnaka şehrinde ve Müslümanlar tarafından rahat bir şekilde ziyaret edilmesi mümkün değil.
Kıbrıs, bugün olduğu gibi Asrı Saadet döneminde de İstanbul’un fethi için çok önemli bir yerde bulunuyordu. Hz. Peygamberimiz bu adanın İstanbul’un fethi için yola çıkan İslam Ordusu tarafından fethedileceğini müjdeledi. Ümmü Haram dahi bu sefere katılabilmek için Hz. Peygamberimizden dua etmesini istedi. Neticede kocası Ubade bin Samit ile bu sefere katılan Ümmü Haram, Larnaka yakınlarında bineğinden düşerek şehid oldu. Bu fetih seferinin asıl hedefi Konstantiniyye idi ve Hz. Osman (r.a.)’ın hilafeti zamanında tertib edildi. İstanbul’da türbesi bulunan Ebu Eyyub el-Ensari dahi bu seferde bulunmaktaydı.
Maalesef tarihi gelişmeleri de çok çabuk unutan insanlar haline geldik. Bu bakımdan yeni neslimizin hem uzak hem de yakın tarihin gerçek yüzlerini çok iyi bilmesi konusunda ciddi çalışmalar yapılması şarttır.
Ege Denizindeki adacıkların nasıl Cumhuriyet sonrası Türkiye’ye verilmesi için teklif gelse de bunu geri çeviren bir ihanetin varlığı mutlaka bilinmelidir. 1974’te merhum Necmeddin Erbakan sayesinde Kıbrıs’ın da en azından bir kısmının yeniden fethedilmesi mümkün oldu. Tamamını dahi almak mümkün iken, yine malum ihanet buna mâni oldu.
Kıbrıs meselesinde olduğu gibi diğer yerler için de biz Müslümanların şiarı, İ’la-yı Kelimetullah’ın daha ileriye taşınması ve yeryüzünde adaletin hâkim olması için yapılması gereken mücadeledir. Şehid kanlarımızın suladığı topraklar daima vatanımız sayılır. Bu mesele kuru bir toprak, arsa, ülke sahibi olma meselesi değildir. Mevzubahis ettiğimiz kutsi dava uğruna her şeyimizi feda edebilmektir. Bu şuur yeni neslimizin kalplerine büyük bir sevda olarak nakşedilmelidir.
Hususen Kıbrıs, umumiyetle tüm topraklarımızın, son şer ittifakının bir araya gelmesini de göz önüne aldığımızda, ne kadar ciddi bir önem taşıdığını daha iyi anlayabiliriz. Memleketimizde hangi fikriyata sahip olursa olsun, sözüm ona demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük gibi değerlere önem veren tüm insanlarımızın bu meselenin ne kadar hassas olduğunu kavramaları elzemdir. Binaenaleyh hep birlikte yediden yetmişe herkesin sahip çıkması gereken bir davadır.
Ayrıca Kudüs, Gazze, Batı Şeria yani tüm Filistin toprakları ve diğerleri de yukarıda zikrettiğimiz gibi hiçbir zaman vazgeçemeyeceğimiz vatan topraklarımızdır.
