Cemil Meriç tanınmış pek çok edebi eseri de zaman zaman sembol olarak kullanır. Bunlar arasında Yogi ve Komiser adını anabiliriz. Yogi ve Komiser, Arthur Koestler’in üç bölüme ayrılmış denemelerinden oluşan bir derlemedir. Meriç, bu kitaba da çok atıf yapar. Koestler’in bu kitabı sembolik iki figür üzerinden dünyayı yorumlar.
Şaban SAĞLIK
Prof. Dr., FSMVÜ Eğitim Fak. Öğretim Üyesi

“İslamiyet Süleymaniye’de kubbe, Itri’de nağme, Baki’de şiir.“
Cemil Meriç
Türkçenin Şiir Hali
Halit Ziya Uşaklıgil meşhur romanı Mai ve Siyah’ta “dil”i insana benzetir ve der ki: “…bir dil ki sanki baştan başa bir insan olsun.”[1] Uşaklıgil’in bu benzetmesinden hareketle biz de şunu söyleyebiliriz: Nasıl ki insanın ciddi olmak, şakacı olmak, öfkeli olmak, duygusal olmak gibi pek çok hali var, aynı haller insanın en önemli iletişim aracı olan “dil” için de geçerlidir. Bu durumda dilin ciddi hâli, dilin şaka (mizah) hâli, dilin duygusal (şiirsel) hâli gibi kavramlar da devreye girmiş olur. Burada özellikle “Türkçenin şiir hâli”ne değinmek istiyoruz.
Çarpıcı olma, insanı etkileme ve sarsma gibi kavramlar şiir sanatından aşina olduğumuz hâlleri ifade eder. Bazı yazarlar bu yolları şiir dışında da kullanırlar. Bu durum için “Türkçenin şiir hâli” diyebiliriz. Bir mülakatımda[2] edebiyat türlerini kan gruplarına benzetmiştim. Bu benzetmeye göre, her bir edebiyat türü bence bir kan grubu gibidir. Edebiyat türleri içinde “0Rh” kan grubuna uyan tür ise “şiir”dir. Bilindiği üzere, 0Rh kan grubu her gruba kan verir ama kendisi başka bir gruptan kan almaz. Şiir de böyledir. Her edebiyat türüne seviye / estetik katar. Mesela şiir herhangi bir romana aksederse, romanın seviyesi yükselir. Buna “şiirsel roman” denir. Şiir mimariye aksederse, mimari eser daha bir güzelleşir. Bu da “şiirsel mimari” olur. Bu şekilde “şiirsel” sıfatıyla başlayan daha pek çok tamlama oluşturabiliriz. Şiirsel sinema, şiirsel zaman, şiirsel mekân vs.
“Şiirsel” sıfatıyla başlayan bu tür dil kullanımlarında Türkçenin tadını hissederiz; Türkçenin gücünü fark ederiz. Kısaca “dil hazzı” dediğimiz bir “estetik yaşantı”yla yüzleşmiş oluruz. Burada “şiir” ile “şiirsellik” kavramlarını farklı bağlamda kullanıyoruz ama, “şiirsellik”in “şiir”den neşet ettiğini de hatırlatalım. Bu arada şu bilgiyi de aktaralım: Zamanla şiirin ve şiirselliğin sirayet ettiği bazı kavramlar oluşmuş ve edebiyat literatürüne girmiştir. Mesela “özdeyişler” (vecizeler), “aforizmalar”, “çarpıcı sözler”, “etkileyici imgeler”, “yergiler”, “taşlamalar”, “mizah”, “ironi” vs.
Burada söz konusu ettiğimiz şiirsel dil için “şiirsel söylem”, “sembolik dil”, “imgesel dil” gibi kavramlar da kullanılır. Şunu da belirtelim ki, şiirsel dilin arka planında mitoloji ve din gibi daha başka unsurlar da vardır. Ernst Cassirer bu konuya özellikle dikkat çeker. Onun düşüncesinde dil, din, mitos ve sanat birbirine bağlıdır. Bu çerçevede Cassirer, dil ve din arasındaki işlevsel bağın sembolik ifadeye başvurduğunu da vurgular.[3]
Gerek Türkçenin şiir hâli gerekse sembolik dil diyelim, bu gibi kavramlar bizi günümüz Türk düşüncesinin önemli düşünürü Cemil Meriç’e götürmektedir. Hatta Cassirer’ın yukarıda yer verdiğimiz görüşleri de Cemil Meriç’i akla getirmektedir. Meriç, “sembol” kullanmayı bir çıkış yolu ya da bir engel aşma tarzı olarak görür ve der ki: “Birçok devirlerde birçok şeyler yasak edilmiş ama gene de söylenmiş. Bazen sembollerle bazen maske takarak…”[4] Dolayısıyla Cemil Meriç, eserlerinde akademik bir üslup kullanmaz. O genellikle şiirsel dil kullanır. Aslında onu okunur kılan da tercih ettiği bu dildir. Biz Cemil Meriç’in tercih ettiği bu dil için “metaforik / sembolik / mitolojik (mitik) dil” ifadesini uygun gördük. Şimdi bizzat kendi görüşlerinden de hareketle bu ifadeye biraz daha yakından bakalım:
Metaforik / Sembolik / Mit(oloj)ik Dil
Öncelikle belirtelim ki, “Ben üsluba çok ehemmiyet veririm”[5] diyen Cemil Meriç, üslubu olan bir yazardır. O kendi üslubu için “alevden bir mızrak” tabirini kullanır.[6] Bir başka yerde ise yazar, “Nesri şiir hâline getirmeye çalıştım”[7] cümlesini sarf eder. İşte bu şekilde geliştirdiği üslup onu tanınır hale getirmiştir. Fikirlerinin etkileyici olmasında da bu üslubun payı büyüktür. Meriç’in üslubunda göze çarpan en önemli özellik, yukarıda da belirttiğimiz gibi “şiirsel söyleme” çokça itibar etmesidir.
Sembolik / metaforik anlatım tercihi, yani şiirsel üslup sadece bir kelime ya da dil meselesi de değildir. Bu tercih aynı zamanda bir düşünme şekli ve de bir “görme biçimi”dir.[8] Yeni bir görme biçimi ile bir imge ya da sembol yeniden yaratılmış ya da yeniden üretilmiş görünüm haline gelir. Dolayısıyla her imge veya sembolde bir görme biçimi söz konusudur. Farklı bir görme biçimi olsa da esasında bir imgeyi algılayışımız ya da değerlendirişimiz aynı zamanda görme biçimimize de bağlıdır.[9]
Cemil Meriç, burada söz konusu olan farklı görme biçimini farklı söylemlerle ve çarpıcı imgelerle ortaya koyar. Daha önce de değindiğimiz şiirsel dilin arka planında din, mitoloji, kültür ve tarih gibi unsurlar vardır. Cemil Meriç buna eski Hint / Asya kültürünü de ekler: “Asya’da fışkıran her düşünce kendiliğinden kıssaya dönüşür ve bir mecaz olur. Asya’nın ortak dili: Efsane. Tecrübeler masal içinde erir.”[10] Meriç, özellikle eski Yunan mitolojisini de çokça kaynak olarak kullanır. Yazar özellikle eski Yunan mitoloji kahramanlarından arda kalan ve sembolikleşen (kavramlaşan) isimleri de çokça tercih eder. Mesela “Sisifos işkencesi”.[11] Bu şekilde çok farklı kaynaklardan esinlenerek kendine etkileyici bir dil bulan Cemil Meriç, bütün eserlerinde kalemi adeta kamçı, neşter ve satır olarak kullandığını da ifade eder.[12] Şimdi onun eserlerinden seçtiğimiz şiirsel dile örnek olacak bazı örnekler verelim:
Cemil Meriç’in Metaforik / Mit(oloj)ik / Sembolik Diline Eserlerinden Örnekler
Cemil Meriç eserlerinde Doğu ve Batı kavramlarının sembolik ifadesine çokça yer verir. Onun “Doğu” ve “Batı” kavramlarının farklılığı konusunda sıklıkla kullanılan en çarpıcı sözü, “Olimpos Dağının çocukları, Hira Dağının evlatlarını asla kabul etmeyecektir” şeklindedir.[13] Buradaki semboller “Olimpos Dağının çocukları” ve “Hira Dağının çocukları” ifadeleridir. Cemil Meriç, Batı medeniyeti için “tilki”, Doğu / İslam medeniyeti için “aslan” sembolünü de kullanır.[14] Cemil Meriç’e göre ayrıca “Orta çağda, Avrupa Doğu, Asya Batı’dır. İbn Haldun Bergson’dan çok daha Batılıdır.”[15] Cemil Meriç Avrupa ve Asya kıtalarına da sembolik anlam yükler. Kendisinin bu kıtalardan hangisine ait olduğu konusunda ise kızı Ümit Meriç şunu söyler: “Cemil Meriç son tahlilde Avrupa’da uzun yıllar fikren yaşamış ama ruhu ile Asyalı bir Avrasyalıdır.”[16]
Cemil Meriç bazı sembolleri de kitap adı olarak kullanır. Mesela Mağaradakiler adlı kitabı adını Eflatun’un “mağara” alegorisinden alır.[17] Meriç’e göre “mağaradakiler”, Batı tesirindeki aydınların örneğidir. Tanzimat’tan sonrakiler mağaradakilerdir. Onlar Batı’nın sadece gölgesini almışlardır.
Cemil Meriç’in sembolik ifadelerle ele aldığı konulardan biri de “dil”dir / Türkçedir. Yazar özellikle uydurma dil ve bozulan Türkçe hakkında fikir beyan eder ve bu işi yaparken mitolojik bir sembole başvurur: “Dil, Penelop’un örgüsü, yirmi dört saatte bir sökülüp örülüyor.”[18] Yunan mitolojisindeki hikâyeye göre Odysseus’un yokluğunda karısı Penelope gündüzleri dokuma tezgâhının başına geçerek kumaşı özenle işler; fakat kimsenin bilmediği bir sırrı vardır: Her gece, gündüz boyunca dokuduğu kumaşı sessizce sökerek yeniden başlar. Bu döngü aylarca, yıllarca sürer. Böylece kumaşın hiç bitmemesini sağlamış olur. Meriç, Türk Dil Kurumunda çalışanların bir adım bile yol almamalarını bu hikâye üzerinden ima eder.
“Aydın” konusu da Cemil Meriç’in çokça üzerinde durduğu bir husustur. O, aydınları kölelere benzetir: “Sakson köleleri boyunlarında bir tasma taşırlarmış; efendilerinin adı yazılırmış bu tasmaya. Aydınlarımız da onlara benziyor; her biri bir şeyhin müridi.”[19] Modernleşme sürecinde bütün tarihi ve milli değerlerimiz adeta yok edildi. Meriç onları zalimliği ile ünlü Moğol imparatoru Hülagu’nun oğulları olarak nitelendirir. “Hülaguzadeler milli hafızamızı söküp atar, kütüphanelerimizi yakarken hakiki aydınlar ya sustular ya yollarına devam ettiler.”[20]
Cemil Meriç özellikle “kitap” konusunda da sembolik ifadeler üretir. Ona göre “Kitap istikbale yollanan mektuptur.” “Meçhule açılan bir kapıdır kitap, meçhule yani masala, esrara, sonsuza.”[21] . “Her kitap tılsımlı bir saraydır.”[22]
Bazı eylemleri de “sembol” olarak kullanan Cemil Meriç’in bu konuda akla gelen ilk sözü şudur: “Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlı’yız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın.” Bu meşhur cümle yazarın Umrandan Uygarlığa adlı kitabının en başında yer almaktadır.
Cemil Meriç tanınmış pek çok edebi eseri de zaman zaman sembol olarak kullanır. Bunlar arasında Yogi ve Komiser adını anabiliriz. Yogi ve Komiser, Arthur Koestler’in üç bölüme ayrılmış denemelerinden oluşan bir derlemedir. Meriç, bu kitaba da çok atıf yapar. Koestler’in bu kitabı sembolik iki figür üzerinden dünyayı yorumlar. Komiser, toplumu değiştirmek isteyen diktatörleri ifade eder. Yogi ise tabii bir süreç takip edip şiddete baş vurmadan bireyi değiştirmek ister. Yani “komiser”, askeri rejimi, “yogi” ise sivil demokratik rejimi ima eder.
Cemil Meriç, Shakespeare’in Fırtına adlı oyunundaki iki karakter olan Prespero ve Caliban’ı da sembolik birer figür olarak kullanır. Kardeşinin ihanetine uğrayan ve kızıyla bir adaya terk edilen Prespero, büyük bir azimle öğrendiği büyü sayesinde ayakta kalır. Aslında bir soylu olan Prespero’nun karşısına bir cadının oğlu olan Caliban çıkar. Eğitimli aydın ve asil olanı Prespero, cahil ve yanlış yolda olanı ise Caliban temsil eder.
Cemil Meriç bazı şiirleri de metafor (sembol) olarak kullanır. Yahya Kemal’in “Mehlika Sultan” şiiri, ona göre Genç (Jön) Türklerdir.
Bazı insani durum ve duyguları da sembollerle ifade eden Cemil Meriç, adeta her bir fikrini “şiirsel” bir forma sokar. Buna aşağıdaki örnekleri verebiliriz:
“Yazmak, ebediyyet karşısında soyunmaktır.”[23]
“Kapitülasyon tilkinin aslana kurduğu tuzaktır.”[24]
“Çiçeklere benzer duygular; gönüllerde yıldız yıldız açılır, meyve olur, ağaç olur; nesiller dinlenir gölgesinde; muzaffer alınlarda taç olur.”[25]
Tanınmış bazı Türk yazarlarını da Cemil Meriç ilginç nitelemelerle gözler önüne serer: “Namık Kemal Batı’nın çırağıdır. Ahmet Hamdi kalfadır ve sonra ustadır. Daha sonra gelenlerde hiçbir şey yok. Gökalp ezeli çıraktır.”[26]
Cemil Meriç, çok renkli ve çoğulcu bir dünya içeren Hint düşüncesi için de“düşüncenin gökkuşağı” tabirini kullanır.[27]
Cemil Meriç, Lamartin’den de bir alıntı yapar ve yaptığı alıntının sembol değerini kullanır: “Lamartin’e sorarlar: “Siz sağda mısınız solda mısınız?” “Ben tavandayım” der. Ben de tavandayım şimdilik.”[28]
Biz burada sadece birkaç örnek aldık. Gerçekte Cemil Meriç’in bütün eserleri bu tarz aforizmatik, sembolik, şiirsel ifade ve tespitlerle doludur.
Sonuç
İster sözlü isterse yazılı olsun iletişim bağlamında muhatabını etkileme, harekete geçirme ya da tahrik etme amacını güden kişiler, Roman Jakobson’un ifadesiyle söylersek, “dilin şiirsel işlevi”ni kullanmış olurlar. Dilin şiirsel işlevi ise çok farklı dil oyunları ve dil kullanımları ile sağlanır. Cemil Meriç çokça önem verdiği Türkçeyi işte böyle bir işlevde kullanır. Onun bir aydın ve yazar olarak sevilmesi, ilgi çekmesi ve eserlerinin her zaman revaçta olmasının sebebi de bizce budur.
Dili bu şekilde kullanma yolunu dünyadaki büyük düşünür ve yazarların da tercih ettiğini burada hatırlatalım. Mesela Batılı filozof ve aydınlar ihtiyaç duyduklarında nasıl Latinceye müracaat ediyorsa, Cemil Meriç de Osmanlı Türkçesinden faydalanır. Yani Cemil Meriç’in dil hassasiyeti bu şekilde de tezahür eder. Böylece o bütün eserlerinde okurlarına çok köklü bir tarih bilinci de aşılmış olur.
Cemil Meriç, bir fikrini ifade edeceği zaman o fikri işte böylesine ilgi çekici bir şekilde dile getirir. Yazarın bu manada ortaya koyduğu fikirler ya bir aforizma, ya bir vecize ya da çarpıcı bir kavram olarak hafızalara kazınır. Bu yüzdendir ki Cemil Meriç’in pek çok vecizesi ya da aforizması adeta anonim bir atasözü ya da deyim gibi kültüre mal olmuştur. Öyle ki Cemil Meriç’in bu tarzda ifade ettiği fikirler dilden dile dolaşmaktadır. Yazar ayrıca bazı aforizmatik ve sembolik cümleleri sadece bir kitabında değil pek çok konuşma ve yazısında da kullanır.
Gerek kitap adları gerek yazı başlıkları genellikle bu tarzda tespit edilen aforizmatik dil unsurlarından oluşur. Mesela Mağaradakiler ve Kırk Ambar adlı kitapları… Mesela Işık Doğudan Gelir kitabının adı da böyledir. Elbette diğer kitaplarının adları ve yazdığı pek yazı da çok çarpıcı dil unsuruna sahiptir.
Cemil Meriç elbette bu başarısını diline, yani Türkçeye borçludur. O sebeple neredeyse bütün kitaplarında ve konuşmalarında bir yolunu bulup sözü dile (Türkçeye) getirir. Türkçe konusundaki hassasiyeti her şeyin üstündedir. Bu manada o, bir dilin koruyucu deposu olan “sözlük”lere çok büyük önem verir. Gerçi Cemil Meriç “sözlük” kavramını pek kullanmaz. Onun yerine ya “lügat” ya da “kamus” kavramını tercih eder. Yazımızı onun “kamus” kavramıyla ilgili aforizmatik bir cümlesi ile bitirelim: “Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır.”[29]
[1] Halit Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah, İnkılâp Kitabevi, İst. 1988, s. 15.
[2] Şaban Sağlık, HİKÂYE / ANLATI / YORUM, Hece Yay. Ank. 2014, s. 380.
[3] Ernst Cassirer, İnsan Üstüne Bir Deneme, (Çev. Necla Arat, Say Yay. İst. 2005, s. 35.
[4] BULUTLARI DELEN KARTAL / Cemil Meriç İle Konuşmalar, (Haz. Mustafa Armağan – Sezai Coşkun), Ufuk Kitapları, İst. 2004, s. 90.
[5] Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran İktisadi İşletmesi, İst. 1993, s. 71.
[6] BULUTLARI DELEN KARTAL, s. 28.
[7] A.g.e. s. 136.
[8] George Lakoff – Mark Johnson, METAFORLAR, (Çev. Gökhan Yavuz Demir), İthaki Yay. İst. 2015, s. 30.
[9] John Berger, Görme Biçimleri, (Çev. Yurdanur Salman), Metis Yay. İst. 2024, s. 10.
[10] Cemil Meriç, Kırk Ambar Cilt 1 / Rumuz-ül Edeb, İletişim Yay. İst. 2005, s. 17-18.
[11]Cemil Meriç, Mağaradakiler, İletişim Yay. İst. 1980, s. 188.
[12]Cemil Meriç, Jurnal Cilt 1 (1955-65), İletişim Yay. İletişim Yay. İst. 1992, s. 115.
[13]“İlbey Dölek, “Cemil Meriç’in Eserlerinde Batı, Hristiyanlık ve Hz. İsa”, Mardin Artuklu Uluslararası Multıdisipliner Çalışmalar Kongresi (Sosyal Bilimler Tam Metin Kitabı), 19-21 Nisan 2019, (Editörler: Hasan Çiftçi – Yasemin Ağaoğlu), İksat Yayınevi, MARDİN, s. 457-465.
[14] BULUTLARI DELEN KARTAL, s. 241.
[15]Cemil Meriç, Jurnal Cilt 1, s. 54.
[16] BULUTLARI DELEN KARTAL, s. 293.
[17] Cemil Meriç, Mağaradakiler, s. 285.
[18] Cemil Meriç, Bu Ülke, Ötüken Yayınevi, İst. 1975, s. 20.
[19] A.g.e. s. 91.
[20] Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, s. 127.
[21] A.g.e. s. 11. 260.
[22] Cemil Meriç, Bu Ülke, s. 28.
[23] Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, s. 167.
[24] Cemil Meriç, Bir Facianın Hikayesi, Ümran Yay. Ank. 1981, s. 82.
[25] Cemil Meriç, Jurnal Cilt 1, s. 104.
[26] Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, s. 178.
[27] BULUTLARI DELEN KARTAL, s. 22.
[28] A.g.e. s. 238.
[29] Cemil Meriç, Bu Ülke, s. 19.
