Tüm bu sürece dönemin süper gücünün bölgede araştırma yapması için gönderdiği Peel Komisyonunun transferi destekleyen önerileri de eşlik etmektedir. Komisyon başkanı Lord Peel, tavsiyelerini sunmadan önce 1937 yılında Filistin’i üç kez ziyaret etti. Komisyon, Filistin’in Ürdün’e ilhak edilmesini ve en az 225.000 Arap’ın kurulması planlanan sözde devletin merkez şehirlerinin dışına çıkarılmasını tavsiye ediyordu.
Elif ATABAŞ
Yazar, https://balkandays.blogspot.com/

İnsicam Dergisi 58.Sayı ile başlamış olduğumuz Filistin Tarihi makale çalışmasına bu sayıda transfer konusu ile devam ediyoruz.
“Ben zorunlu nakli destekliyorum. Bunda gayri ahlaki hiçbir şey görmüyorum.”
David Ben-Gurion
19. yüzyılda Batı’da çoğu ülkede özgürlükler adı altında arşiv belgelerinin gizliliğinin kaldırılmasından sözde İsrailli yetkililer de etkilenmiş, 1980’lerin sonunda çok sayıda arşiv belgesinin gizliliği kaldırılarak, tarihçilerin erişimine açılmıştır. Böylelikle “yeni tarih yazımı” adı verilen bir döneme girilmiş; Ilan Pappé, Avi Shlaim gibi yeni tarihçiler üzerinden daha doğru bilgilere ulaşma imkânımız oluşmuştur. 1947-56 arasında 140.000 dosyanın sadece %10’u incelenmiş olup geride kalanlar araştırmacıları beklemektedir. Yeni açılan arşiv belgeleri Filistin halkının topraklarından sürülmesinde Siyonistlerin ne kadar etkili olduğunu göstermiş ve 1948 öncesindeki on yılda Siyonist liderler arasındaki nakil düşüncesini açığa çıkarmıştır. Siyonizm’in doğası gereği ve 1948’den sonra yaşananlara baktığımızda bunun çok önceden planlanmış olduğunu anlamak hiç de zor olmasa gerek.
Nakil Düşüncesi (1937 – 1947)
En başından itibaren Siyonistler Filistin topraklarını bir Yahudi devletine dönüştürmek istemiş, bunun için de birçok çözüm ortaya atmışlardır. Bunlardan ilki ve en önemlisi bir önceki yazıda bahsettiğimiz aliya yani Yahudi göçleridir. Arapların yüksek doğum oranları nedeniyle bu çözümü bulan Siyonistler göçler sayesinde Yahudi azınlığın demografik olarak Filistin halkını alt edeceklerine inanmışlardır. Devamında ise Yahudiler çoğunluk haline geldiğinde Yahudi devletinin kendiliğinden ortaya çıkmasını beklemekteydiler. Lakin yine bahsettiğim üzere bir müddet sonra Osmanlı, Yahudi göçlerini yasaklamış ve öte yandan Siyonizm de henüz yeterince popüler olmadığı için Yahudilerin çok azı Filistin’e göç etmeyi kabul etmiştir. Çoğu Yahudi dönemin yükselen gücü Amerika ile Batı Avrupa ve İngiltere’ye göç etmeyi tercih etmiştir. Dolayısıyla bu ilk plan görece işlevsiz hale gelir.
İkinci çözüm ise Güney Afrika apartheid modeliydi. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yürürlükte olan, ırk temelli sistematik ayrımcılığa dayanan resmî bir devlet politikasıdır. Apartheid kelimesi “ayrılık” anlamına gelir. Bu sistem, beyaz azınlığın siyah çoğunluk üzerinde sosyal, ekonomik, siyasi ve coğrafi kontrolünü kurumsallaştırmayı amaçlamıştır. Yalnız bu fikir kendilerini batılı ve demokrat gösteren Siyonist elitin çoğunluğunun desteğini alamamıştır.
Üçüncü çözüm ise nakil yani transferde yatıyordu. Madem yeterli sayıda Yahudi gelemiyordu, o zaman Filistin haklı gitmeliydi. Arapların çoğunu nakletmek suretiyle homojen bir Yahudi devleti kurulabilirdi. 1948’de tam olarak da bu gerçekleşecekti. Sözde devletin ilk başkanı David Ben-Gurion tarafından birinci Arap-İsrail savaşından tam on yıl öncesinde desteklenen bu üçüncü çözüm, konunun önemine binaen alenen ilan edilmiyordu. Bu ketumluğu iki kitabında da konudan hiç bahsetmeyen ama günlüğüne de not düşmekten kendini alamayan Theodor Herzl üzerinden tespit etmek mümkün:
“Usul usul istimlak etmeliyiz… Sınır boyundaki beş parasız nüfusu, kendi ülkemizde onları işten yoksun bırakırken, geçiş ülkelerinde onlara iş sağlayarak heveslendireceğiz…Hem istimlak süreci hem de yoksulların ihracı, ihtiyatlı ve temkinli bir şekilde yürütülmelidir.”
Tüm bu sürece dönemin süper gücünün bölgede araştırma yapması için gönderdiği Peel Komisyonunun transferi destekleyen önerileri de eşlik etmektedir. Komisyon başkanı Lord Peel, tavsiyelerini sunmadan önce 1937 yılında Filistin’i üç kez ziyaret etti. Komisyon, Filistin’in Ürdün’e ilhak edilmesini ve en az 225.000 Arap’ın kurulması planlanan sözde devletin merkez şehirlerinin dışına çıkarılmasını tavsiye ediyordu. Yalnız raporun bu çok küçük bir bölgeyi kapsayan kısmı tam da Siyonist akla istediğini vermiş ve vur değince öldüren bu akıl, kastedilen nakli tüm Filistin toprakları için uygulayabileceği fikrine kapılmıştı bile. Ben – Gurion bunu günlüğüne şöyle yazacaktı: “Yahudi devleti için önerilen vadilerden Arapların zorunlu nakli… Eğer Arapları aramızdan uzaklaştırmak konusunda bir kraliyet komisyonu “onları” Arap bölgesine nakletmeyi önerirken başarılı olamazsak, devlet kurulduktan sonra bunu başarmak kolay olmayacak… Bu şey şimdi yapılmalı…”
“Yüz bin Arap ailenin Filistin’den Irak’a nakli için Irak’a 10 milyon Filistin poundu önereceğiz.” (Ben – Gurion)
İngiltere’nin 1938’de nakil fikrinden cayması Siyonistler için bir şey ifade etmiyordu. Zira bu fikri veren İngiltere idi ve nasıl devam edeceği hiç de önemli değildi. Önemli olan devam etmesiydi. Bunun için ufuktaki 2.Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sı büyük bir fırsat olabilirdi. Çünkü savaşlar demografik ve coğrafi değişime hizmet eden en güçlü aktörlerdi. Lakin batıda gereksiz yere düşman kazanmamak adına bu nakil meselesi açıkça telkin edilmemeli ve savunulmamalıydı. Bu konuda karda yürüyüp izini belli etmeyen diğer bir Siyonist lider de Chaim Weizmann idi. Savaş sonrası düzen üzerine yapılan bir görüşmede, Sovyet elçiye başlangıç olarak, yarım milyon Arap yerine iki milyon Yahudi’nin yerleştirilebileceğini yazacaktı.
İngiltere’nin yaktığı bu kıvılcım, 1948’de sözde devlet sonrasında olacak gelişmelere de önceden ışık tutmuş oldu. Zira sözde devletin ilk dışişleri bakanı ve ikinci başbakanı olacak Moshe Shertok bu konuda şu cüretkâr cümleyi kuracaktı: “Yahudi devleti kurulduğunda sonucun Arapların nakli olması oldukça muhtemeldir.”
Sözde İsrail’in ilk içişleri bakanı olacak Yitzhak Gruenbaum:
“…Yahudi olmayanları (goyim) o zamana dek farkında olmadıkları şeyler konusunda zaman zaman bilinçlendirmek Yahudilerin işlevidir…Mesela, eğer Filistinli Arapları çekerek Irak’a göç ettirecek koşulları suni olarak yaratmak mümkünse, bunda bir haksızlık veya suç görmüyorum…”
İsrail’in kuruluş mantığı, kökenlerini Avrupa’daki dışlanmışlığa bir tepki olarak doğan Siyonizm’den alır. Tarihçi Ilan Pappé, Siyonizm’i başlangıçta savunmacı bir milliyetçilik olarak görse de Filistin topraklarına yerleşme kararıyla birlikte bu sürecin yerleşimci sömürgeciliğe dönüştüğünü savunur. Bu dönüşümün temel sebebi, yeni bir vatan kurma çabasının o bölgedeki yerli nüfusu görmezden gelmeyi ve sistematik olarak yerinden etmeyi zorunlu kılan bir yapıda işlemesidir. Siyonizm, Filistin topraklarını sahiplenmeyi “eve dönüş” kavramı üzerinden haklı çıkarmaya çalışmıştır. Bu bakış açısına göre Filistin, Yahudiler oraya yerleşip egemenlik kurana kadar “tarihsiz” ve “boş” bir yerdir. Meşhur “halksız toprak, topraksız halk” sloganı aslında büyük bir silme operasyonudur: Bu söylemle hem Filistin’in mevcut halkı ve tarihi yok sayılmış hem de Yahudilerin sürgündeki yüzyılları değersizleştirilmiştir. Toprağın ancak Yahudi yönetimi altında “canlanacağı” inancı ve bu doğrultuda yürütülen göç (aliya) politikaları, bölgedeki gerilimi tırmandırarak 1948’deki toprak gaspını hazırlamıştır.
Siyonist düşüncede 19. yüzyılın sonundan İsrail’in kuruluşuna kadar süren Yahudi göçleri (aliya), dini bir kökeni olan “sürgündekilerin bir araya getirilmesi” kavramıyla açıklanır. Ancak bu ideal, uygulama aşamasında bölgedeki Arap nüfusun hem topraklardan hem de iş hayatından sistemli bir şekilde uzaklaştırılmasına neden olmuştur. Siyonizm’in asıl stratejisi, içinde hiç Filistinlinin bulunmadığı, tek tip (homojen) bir toplum inşa etmektir. Yerel halkın dışlanmasıyla şekillenen bu hedef, doğal olarak Filistinlilerin topraklarından zorla çıkarılmasını öngören ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız “transfer” meselesini doğurmuştur.
Yazarın Notu:
Siyonist ideoloji ne yaparsa yapsın Filistin halkını topraklarından çıkarmayı başaramayacaktır. Bu bölümde sizleri Filistinli sanatçı Ahmed Muin[1] ile tanıştırmak istiyorum. Onu ilk olarak üzerlerinde durmadan uçan dronların sesine odaklanarak bestelediği o muazzam direniş şarkısı ile tanımıştım. Ahmed beyin açıklaması hala kulaklarımda çınlıyor: “Dron seslerine konsantre oldum ve bu şarkıyı besteledim” İşte Sumud[2] budur…

Meet the Gaza music teacher behind viral drone song


Fakat ben sizlere başka bir şarkıdan bahsetmek istiyorum. Han Yunus’taki koro öğrencilerinin tüm gönüllere umut ve güzellik saçan şarkıları. Sözleri ve bestesinin yanında, gözleri ışıl ışıl öğrencileri tüm dünyaya umut olsun:
Uç uç küçük kuş,
Ben de senin gibi güzel ve küçüğüm.
Çiçeklerin kenarında koşarım,
Nehrin sularına taş atarım,
Saçıma küçük bir süs takarım,
Uç uç küçük kuş,
Ben de senin gibi güzel ve küçüğüm.
(Bir sonraki sayıda Filistin tarihine 1. Dünya Savaşı süreci, Sykes-Picot Anlaşması ve Balfour Deklarasyonu olarak bilinen mektupla devam edeceğiz, nasipse.)
Referanslar:
- Tuğçe Ersoy Ceylan, “1948: Mekân-kırım Yoluyla Unutma Rejiminin Kuruluşu”,
FAD – Filistin Araştırmaları Dergisi, sy. 9 (Yaz 2021).
- Shleim, Avi. Filistin Uğruna, Çeviren Suna Gülfer Ihlamur-Öner. İstanbul: Küre Yayınları, 2018.
- Al Jazeera English: https://www.youtube.com/watch?v=MtodtEKmYSE
- Harmony Post: https://www.youtube.com/shorts/GhXv0yafrYY
[1] https://www.instagram.com/ahmedmuin_abuamsha?igsh=MWd1c3VqZWc3a2N1Yw==
Ahmed Muin: Founder Gaza Birds Singing Palestinian from Gaza Musician, Choir trainer Edward Said Institute Singer, Composer, Sound engineer.
[2] https://insicam.net/2024/10/05/sumudun-tezahuru/
