Çocuklara Yakalanan Adam: Mevlana İdris’in Dünyasında Çocuk

Onun metinlerinde çocukluk, insanın kaybetmemesi gereken bir bakış biçimidir. Merak etmek, hayret etmek, soru sormak ve dünyaya ilk kez görüyormuş gibi bakabilmek… Bu sebeple eserlerinde sık sık çocukların sahip olduğu saf ve sahici algının yetişkinler için de bir imkân olduğuna işaret eder. Çocuklaşmak değil, çocuk kalabilmek onun dünyasında kıymetli bir hâle dönüşür.

Gözde ÇİMEN

Çocuk edebiyatı üzerine konuşurken çoğu zaman kitaplardan, kahramanlardan ve pedagojik yaklaşımlardan söz edilir. Oysa bazı isimler vardır ki onları yalnızca yazdıkları metinlerle açıklamak mümkün değildir. Mevlâna İdris Zengin de bu isimlerden biridir. Çünkü onun çocuklarla kurduğu ilişki, edebiyatın sınırlarını aşan, hayatın içine yerleşen sahici bir dostluk ilişkisidir.

Mevlâna İdris, çocukları geleceğin yetişkinleri olarak değil, bugünün hakikat taşıyıcıları olarak görüyordu. Bu nedenle eserlerinde çocuklara bir şey öğretmeye çalışan bir yetişkin sesi değil, çocuklarla birlikte hayret eden, sorular soran ve dünyayı yeniden keşfetmeye çalışan bir yol arkadaşının sesi duyulur. Onun çocuk edebiyatında açtığı yolun bugün hâlâ tam anlamıyla kavranamamasının sebeplerinden biri de budur. Çünkü o, çocuğu eğitilecek bir nesne olarak değil, kendisinden öğrenilecek bir özne olarak kabul etmiştir.

Bu yaklaşım, yalnızca hikâyelerinde değil, hazırladığı afişlerde ve görsel çalışmalarında da açıkça görülür. Siyah beyaz fotoğraflarla kurduğu dil, çocukluğu romantize eden bir bakışın değil, çocukluğu insanlığın vicdanı olarak gören bir anlayışın ürünüdür. Bir fotoğrafta müzik yapan çocukların altında “Vedasız giden çocuklar aşkına” cümlesi yer alırken, başka bir karede tel örgülerin ardındaki çocuklarla kuzular yan yana getirilir. Böylece okuyucu, çocukluğun neşe ile acı arasında gidip gelen kırılgan hakikatine davet edilir.

Mevlâna İdris’in çocuklara bakışında dikkat çeken en önemli hususlardan biri, çocukluğu yalnızca yaşa bağlı bir dönem olarak görmemesidir. Onun metinlerinde çocukluk, insanın kaybetmemesi gereken bir bakış biçimidir. Merak etmek, hayret etmek, soru sormak ve dünyaya ilk kez görüyormuş gibi bakabilmek… Bu sebeple eserlerinde sık sık çocukların sahip olduğu saf ve sahici algının yetişkinler için de bir imkân olduğuna işaret eder. Çocuklaşmak değil, çocuk kalabilmek onun dünyasında kıymetli bir hâle dönüşür.

Fotoğraflarına eşlik eden kısa metinler de bu anlayışın izlerini taşır. “Sıcak bir şeyler aranıyor hayatta” cümlesi ilk bakışta kışın ortasında üşüyen çocukları anlatıyor gibi görünür. Oysa burada aranan sıcaklık yalnızca fiziksel değildir; merhamet, dostluk, ilgi ve insanlık sıcaklığıdır. Benzer şekilde “Bir çiçek açmamış gibi aramızda” ifadesi de insan ilişkilerinde eksilen güzelliğe ve inceliğe işaret eder. Mevlâna İdris, çocuk fotoğrafları üzerinden aslında yetişkinlere ayna tutmaktadır.

Onun eserlerinde dikkat çeken bir diğer yön ise çocuk ile dünya arasındaki ilişkiyi kurma biçimidir. Çocuklar yalnızca oyun oynayan, gülen veya eğlenen karakterler değildir. Savaşın, yoksulluğun, adaletsizliğin ve merhametsizliğin tam karşısında duran vicdan temsilcileridir. “Müsaitseniz, bu akşam Amerika sizi bombalamaya gelecek” gibi sarsıcı bir cümleyi çocuk yüzleriyle yan yana getirebilmesi, tam da bu yüzden mümkündür. Burada amaç siyasi bir slogan üretmek değil, savaş karşısında insan vicdanını uyandırmaktır. Çocuk, dünyanın bütün büyük meselelerini yeniden düşünmeye çağıran sessiz bir soru hâline gelir.

Belki de Mevlâna İdris’i farklı kılan temel özellik burada ortaya çıkar. O, çocuklar için yazan biri değildir sadece; çocuklarla birlikte düşünen biridir. Çocukların hayal gücüne, merakına ve sezgilerine güvenmiştir. Bu nedenle eserlerinde kesin hükümlerden çok açık kapılar, hazır cevaplardan çok yeni sorular bulunur. Onun dünyasında çocuk, geleceğe hazırlanacak biri değil; bugünü anlamamıza yardım eden kişidir.

Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde onun kitaplarıyla büyümüş insanlar bulunmaktadır. Fakat Mevlâna İdris’in asıl mirası yalnızca kitap raflarında değildir. O miras, çocuklara duyulan saygıda, onların dünyasını ciddiye alma çabasında ve insanın içindeki çocuğu koruyabilme arzusunda yaşamaya devam etmektedir.

Çocuk edebiyatı tarihinde bazı yazarlar eserleriyle, bazıları ise kurdukları dille hatırlanır. Mevlâna İdris ise bunların yanında çocuklara duyduğu derin hürmetle hatırlanacaktır. Çünkü o, çocukların elinden tutan bir yazar olmaktan çok, onların eline tutunmayı tercih eden nadir insanlardan biriydi.