Dünyayı Delen Köstebek ve Metaforları Üzerine

Çocuğun “taze insan” olduğunu bilmek, onu nesne konumundan özne konumuna koymak Mevlana İdris için çok kıymetlidir. O çocuklar için yazar ama çocukça yazmadı. Çok önemli ve ciddi meseleleri hayvanların dilinden anlatırdı. Onlara korunaklı bir bahçe inşa etmeye çalışırdı. Özne çocuk, patron çocukla karıştırılmamalıdır. Çocukların korunmaya, sevilmeye, anlaşılmaya her zaman ihtiyacı vardır. Dengeyi tutturup dünyanın merkezinde kalabilmek duasıyla.

Emine YAKAR

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

Mevlana İdris, onlarca hikayesiyle çocukların dünyasına ve kalbine dokunan bir yazar. Burada  “Dünyayı Delen Köstebek” kitabından ve çocuklara bakışından biraz bahsedeceğiz.

Kahramanımız köstebek her zaman yaptığı gibi güneşe bakmak için yuvasından çıkar. Olağandışı bir kokuyla karşılaşır. Koku dayanılmazdır. Sonraki günlerde de yeryüzüne çıkmaya çalıştığında kokunun hala orada olduğunu duyar ve hemen yuvasına döner. Duvardaki aynada kendini incelerken aklına bir fikir gelir. Köstebek olduğunu hatırlar ve güneye doğru kazmaya başlar. Ara ara yeryüzündeki kokunun orada olup olmadığını kontrol eder. Sonrasında aşağıya dönüp kazmaya devam eder. Kazar, kazar… Aradan aylar geçer. Derken bir gün tuhaf bir şey olur. Dünyanın öbür ucundaki yeryüzüne çıkar. Dünyayı bir ucundan diğer ucuna kadar delen ilk köstebek olur. Ve “Şimdi ne yapmalı?” diye sorar. Eserine bakıp gurur duyar. Uzun upuzun bir tünel kazmıştır. Yeni bir yol açmıştır kendine.  Burada kalmak ve yaşamakla ilgili pek çok şey sorar kendine. Düşünür. Tüneli kapatıp geri dönmeyi bile düşünür. Bir süre sonra geri dönmeye başlar. Tünelin ortasında, dünyanın tam merkezinde durur. Bir kuzeye bir güneye bakmaya başlar. Başı dönüp yorgun düşene kadar bir o yana bir bu yana bakmayı sürdürür. Ve sonunda tam da olduğu yerde dünyanın merkezinde uyumaya başlar. Uzaklardan daha güvende olduğunu hisseder.

Hikayeyi üzerinde daha rahat konuşabilmek için özetledim. Baştan sona metaforlarla ve eşiklerle örülü.

Burada birinci metafor ayna. Ayna kendinin farkında olmayı, gücünü ve sınırlarını keşfetmeyi temsil eder. Kendine dışarıdan bakarsın ve içerideyken unuttuğun fark etmediğin şeylerin kıymetini yeniden anlarsın. İnsan da kendi gözünü göremez bunun için bir başka göze ya da aynaya ihtiyacı vardır. Aynada tek başına işe yaramaz gördüğünü anlamlandıracak idrakine taşıyacak bir akla ihtiyaç duyar. Ayna o vakit senin gören üçüncü gözün olur. Velhasıl köstebek bir problemle karşılaştı, çözemedi, bekledi. Ta ki aynanın karşısına geçip benlik telakkisine varana kadar.

Diğer bir metafor “dünyanın bir ucundan diğer ucu”. Hayat boyu bir yolda yürüyoruz ve sık sık sorunlarla karşılaşıyoruz. Sorunlara bulduğumuz çözümler ya da çözüm arayışında sorduğumuz sorular; bizi bazen bir kutba bazen diğer kutba taşıyor. “ifrat ve tefrit”.İki ucu da deneyimledikten sonra yazar köstebeğin dilinden soruyor: “Şimdi ne yapmalı?” İki ucun soruları, taşıyıcısı olduğu sorunlarını ve kendini tekrar gözden geçiriyor. Kazdığı tünelin ortasına, dünyanın merkezine dönüyor. 

Tünelin ortası, dünyanın merkezi; sizin de tahmin ettiğiniz gibi vasat olanı temsil ediyor. Ve sırat-ı müstekime atıf yapıyor. Kutuplardan uzakta. Kutuplaşmaktan uzakta bir yerde. Peki burada olmaya hemen ve kesin karar verdi mi? Hayır. Uzun süre başını bir kuzeye bir güneye çevirip durdu. Ayakları yerde sabit dursa da yorgun düşene kadar bunu sürdürdü. İki taraftaki deneyimlerini eksi ve artılarını tartıp durdu adeta. E insanın hayatını önceki deneyim ve anıları etkiler. Sonunda ayaklarına güvendi. Bastığı yere güvendi. 

Son metafor uyku. Kuzey-güney derken kafası dönmüş, aklı yorulmuş, bedenen tükenmiş olduğu halde orada, ortada, tam merkezde yani güvende uykuya daldı. Son cümledeki muziplikte bize bunu anlatıyor. “Merkeze uzak bölgelerde fırtınalı ve yağmurlu bir hava vardı. Yok muydu? Vardıııı :)” Merkez kuru ve sakin. Nasılda anakucağı gibi güvenli.

Öyküde kahramanımız bir problemle karşılaştı. Aynaya baktı ve kendinin farkına vardı. Çözüm için en uzak en uç noktaya kadar vardı. Sonra dengeyi buldu ve huzura kavuştu. Bir çocuğa bunları nasihat olarak anlatsanız günlerce sürebilir. Ama yazar kelimeleri adeta dokuyor. Bir kilim gibi, oya gibi ince ince tek tek. Sonunda ortaya çıkan şeyse muazzam felsefi derinlik, basitçe anlatıverilmiş gibi duran muntazam bir öykü.

Biraz da eleştirilerden bahsedecek olursak metaforik anlatıma yabancı mesnevi okumamış, masal dinlememiş ebeveynler tarafından yazar sözü uzatmakla ve anlaşılmaz olmakla itham edilebilmektedir. Net bir son, kahramanın değişiminin daha bariz ve kısa olması gerektiği gibi sığ eleştirileri, ilkokulda okutulan ve arkasından sınav yapılan hikaye kitaplarına ve oradaki şıklara net yazılması gereken verilerle dolu hikayelere bağlıyorum. Diğer bir eleştiri noktası; çocuklar buradaki her şeyi anlar mı? Bütün metaforları tek tek bulabilir mi? “Yazar,filozof ve çocuk hayret makamındadır.” der yazar Salih Zengin. Çocuklar anlar. Onların kulaklarından zihinlerine dolan bilgilerin tamamı bilinç düzeyine hemen çıkmasa da orada durur. Yetişkinler gibi yontulmadığı, işkencelerle sıkıştırılıp şekli değiştirilmeye zorlanmadığı için sekerek yol almaya devam eder. Her bir çocuk kendi anlama şekliyle anlar. Bu durum, serüveninde çocuğu yalnız bırakın anlamına gelmiyor! Kafası karıştığında, parçalar kendi başına buyruk hareket ettiğinde ve zorlandığında en yakınındaki yetişkine soracaktır zaten. Hemen cevabı söylemeyin. “Sence?” diyerek aslında aklından neler geçtiğini öğrenmeye çalışın ve cevaba giden yeni sorular sorun. Bırakalım çocuklar düşünsün, içselleştirsin ve kendi kafalarının içinde bir gezintiye çıksınlar. Yanınızda yürüdükleri sürece zaten güvende olacaklar. Tökezlemelerine izin verin. Çocuğun “taze insan” olduğunu bilmek, onu nesne konumundan özne konumuna koymak Mevlana İdris için çok kıymetlidir. O çocuklar için yazar ama çocukça yazmadı. Çok önemli ve ciddi meseleleri hayvanların dilinden anlatırdı. Onlara korunaklı bir bahçe inşa etmeye çalışırdı. Özne çocuk, patron çocukla karıştırılmamalıdır. Çocukların korunmaya, sevilmeye, anlaşılmaya her zaman ihtiyacı vardır. Dengeyi tutturup dünyanın merkezinde kalabilmek duasıyla.