Hangi Mevsim, Hangi Dem Ey Dost ?

Karanlık günler elbette bir gün feraha çıkar. İçindeki hüzün zamanla yerini taze baharlara bırakır. Biliriz ki en zorlu kışlardan sonra bile mutlaka bahar gelir. Gönlün hüzünle dolduğunda bil ki, seni gören Rabbin seni rahata erdireceği zamanı bilir. Peygamberlerini sabırla sınadığı gibi, seni de  zorlu, engebeli, dikenli yollardan yürütmedikçe gönlünü mesrur eylemeyecektir.

Öznur GÖRÜR KISAR

         İnsan hayatını mevsimlere benzetecek olursak; baharından, kışına nice farklı, birbirine zıt, inişli çıkışlı, bambaşka haller ile seyr-ü sefer eylediğini görür, yaşar ve gözlemleyebiliriz.

         İnsanın kimi zaman nefes almasına mahal vermeyen nice demleri olur, göğüs kafesinin yüreğine dar geldiği vakitler vakidir. Gönlündekileri dillendirmeye gücünün olmadığı günler olur. Hayatın zorlu, sarp yokuşlarında dizlerinin mecalinin tükendiği vakitler. Kimselere söylenmeyecek cümleleri birikir. Hayatın yükünü artık omuzlayamayacakmış gibi hissettiği zamanları olur. Bütün bu zorluklar hayatın normal akışı içerisinde olması gereken, yaşanması kaçınılmaz durumlardır.

        Nasıl ki yeryüzünün en kıymetlilerinin, peygamberlerin bile zorlu hayat yolculukları olmuş, her biri en güç sınavlarla sınanmışlarsa, insanın dünya yolculuğundaki sınavında bu zorlukları yaşaması elbette olağan bir durumdur.

      Hz. Adem’in nefsine ve şeytana bir an uyması, bu aldanışı ile sınanışı, Hz. Adem’in yüzyıllar süren sabrı ve evladı ile imtihanı, Hz. İbrahim’in Nemrut tarafından ateşle ve evladı ile sınanması, Hz. Yakub’un evlat hasreti ve evlatları ile sınavı, Hz. Yusuf’un kuyuya atılışı, iftira ve zindanla sınanma durumu, Hz. Eyyüb’ün sağlığı ile imtihan edilişi, Hz. Musa’nın  Firavun’un zulmü ve kavminin sadakatsizliğini yaşaması,  Hz. İsa’nın  kavminin inkarı ve ihaneti ile yüz yüze kalışı, Hz. Muhammed (SAV)’in yetim ve öksüzlükle, peygamberliği süresince müşriklerin zulmüne maruz kalmasıyla çetin sınavlardan geçmiş olması asla tesadüfi değildir.

     Peygamberlerin zorlu imtihan süreçlerinin ardından, Allah’ın rahmetinin gelişi ve feraha erişleri de yine Yaradan’ın en güzel lütuflarından olmuştur.

    Değil midir ki; Rabbimiz peygamberlerini bile hayatın zorlu süreçlerini yaşamalarını, sabretmelerini istemiş, inkâra ve isyana düşmeden doğru olanı bulmalarını beklemiş ve ardından imtihanı en güzel şekilde verebilmenin ecrini kendilerine bahşetmiştir. O halde insana düşen en güzel şekilde sabırlı olmak, Rabbinin rızası uğruna yaşadığı zorluğu cennet azığı olarak görmek olmalıdır.

     Karanlık günler elbette bir gün feraha çıkar. İçindeki hüzün zamanla yerini taze baharlara bırakır. Biliriz ki en zorlu kışlardan sonra bile mutlaka bahar gelir. Gönlün hüzünle dolduğunda bil ki, seni gören Rabbin seni rahata erdireceği zamanı bilir. Peygamberlerini sabırla sınadığı gibi, seni de  zorlu, engebeli, dikenli yollardan yürütmedikçe gönlünü mesrur eylemeyecektir.

     O halde en çetin ve zorlu kışlardan sonra gelen baharı bekleyeceğiz. Beklemek bizi büyütecek, her sancılı bekleyişin ardından ise, güzel bir mükafata erişilecektir.

   Hangi zor hal ve durumda isek; o halde baharı inatla bekleyeceğiz. Hüzne inat, umudun ve sevincin kanatlarına sığınacağız. Baharı müjdeleyen kuş cıvıltıları, yaseminlerin kokusu, ıhlamur çiçeklerin hoş rayihası biliyoruz ki baharla birlikte bizi selamlayacaktır.

   İsyanın çeldirici haline aldanmadan, tevekkülü yolumuzu aydınlatan fener eylediğimizde, ondan gelen keder, sevince, acı ise sevgiliden gelen güle dönüşecek, can yakmayacaktır.

   Biliriz ki dünya tam da bu sebepten yalan ve aldatıcıdır. Kışkırtıcı haline aldanıp, halimizden şekva eylemek bize yakışmaz. Yanıp kavrulmadığımız derdin maliki ve taliplisi olamaz, yürüdüğümüz yollar ayaklarımızı kanatmadıkça menzile varamayız vesselam.