Her duyarlı Müslüman sanatçı gibi Mevlâna İdris de, sanatında insanı merkeze alan bir anlayış ve bakışa sahiptir. Özellikle çocukları. Onun çocuk edebiyatındaki yeri, bu durumu gayet net olarak göstermektedir. O, Filistin konusunda şiir yazan, yazı kaleme alanlardan bir adım daha ileride, bir basamak daha yüksektedir. Çünkü o çizgileriyle, yaptığı görsel çalışmalarla konunun ele alınışını çeşitlendirmiş, görselleştirmiştir.
Mustafa ÖZEL
Prof. Dr., FSMVÜ

Kudüs’süz bir gerçeğe ve rüyaya: Hayır!·
İslam âleminin son yüzyıldaki ana gündem maddesi, Filistin olmuştur. Çünkü bu bölge, içinde Kudüs’ü barındırmaktadır. Kudüs, peygamberlerimizden birçoğunun hayatında bir biçimde yer alan mühim bir şehirdir. Aynı zamanda o, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayat-ı saadetlerinde fevkalade bir yer işgal eden isra ve miracın cereyan ettiği mübarek beldedir. Gündemimizin ilk maddesini teşkil etmesinin sebebi, Aralık 1917’de Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesi, ardından İngiliz manda yönetiminin tesis edilmesi ve 14 Mayıs 1948’de terör devletinin kurulmasıdır.
Filistin’e 1880’li yıllarda başlayan yahudi göçü, bölgede huzursuzluğun ve endişenin kaynağı olmuş, Müslüman aydın ve âlimler konuyu gündemlerine almışlardır. 29 Ağustos 1897’de Basel’de toplanan Birinci Dünya Siyonist Kongresi ile kurulan Dünya Siyonist Teşkilâtı, işin vahametini artıran bir unsur ve aşama oldu. Filistin’deki siyonist hareketlenmeye ilk dikkat çekenlerden biri, çıkardığı Hikmet gazetesindeki[1] yazılarıyla, Filibeli Ahmed Hilmi (1862-30 Ekim 1914) olmuştur. Yazar “Enzâr-ı Millete” üst başlığı altında “Siyonistlerin Siyaset-i Menhûsesi” başlığı altında, 11 yazı kaleme almıştır. İlkinin başlığı, “Siyonistlerin Nühûset-i Siyasetini Yine Türkler mi Çekecek?”tir.
Konu hakkında görüş ve yorum belirten başka bir yazar da, Yusuf Akçura’dır (1876-11 Mart 1935). Akçura, Orenburg’da yayınlanan Vakit gazetesi adına, 1913 yılında Beyrut, Yafa ve Kudüs’ü kapsayan Ortadoğu seyahatiyle ilgili izlenimlerini, adı geçen gazetede yayınlamıştır.[2] Burada siyonizme dair fikirler serdetmekte, yorumlarda bulunmaktadır. (Mesela bkz.: “Siyonizm hakkında bir iki söz”, syf. 138 vd.).
Yusuf Akçura’nın izlenimleri Vakit’te yayımlanırken anlatılanları yetersiz bularak gazeteye yazılar gönderen ve siyonizmin tarihi köklerine ve amaçlarına temas eden Musa Carullah Bigiyef’i (1875- 25 Ekim 1949) de anmadan edemeyeceğim. Akçura’nın kitabını yayına hazırlayan Özalp, söz konusu yazıları da bir bütünlük olsun diye kitaba dâhil etmiştir.
O dönemde başka dergilerde başka isimler de konuya temas etmişlerdir. Sebîlü’r-Reşâd’da Eşref Edib’in (1882- 15 Aralık 1971) “Filistin Muzafferiyeti ve İngilizlerin Taassub-ı Dinisi” (31 Teşrin-i Evvel 1334, cilt: XV, sayı: 376, syf. 232) ve “Yahudiler ve Filistin” (31 Teşrin-i Evvel 1335, cilt: XVI, sayı: 414-415, syf. 227-228) yazılarıyla aynı dergideki A. Kazım’ın “Filistin’deki Yahudiler Nasıl Çalışıyorlar!” (31 Mart 1337, cilt: XIX, sayı: 474, syf. 54-56) başlıklı yazısını örnek olarak verebiliriz. Ebüzziya Tevfik’in (1849-27 Ocak 1913) Mecmua-i Ebüzziya’da yayımladığı “Siyonist Konferansı” (22 Şabanülmuazzam 1329, cilt: XI, sayı: 109, syf. 983), “Siyonistler Teşebbüsatta” (19 Şevval 1329, cilt: XI, sayı: 116, syf. 1195-1197), “İtalyan Farmason Locaları ve Siyonizm” (25 Zilkade 1329, cilt: XII, sayı: 121, syf. 129-134) yazılarını da zikredelim. Bu konuda, o dönemde neşredilen dergiler hakkında yapılacak ayrıntılı ve derinliğine bir inceleme, meselenin boyutlarını daha iyi ortaya koyacaktır.
Ancak Cumhuriyet Türkiye’sinde, devletin politikası gereği yeni idare İslam âleminden, Filistin’den uzak bir dış siyaset tarzı benimsemiştir. Bu sebepten Filistin, siyonizm gibi konular, ülke gündemine pek gelememiştir. Yalnız bu bağlamda Ömer Rıza Doğrul’un 1947’deki Müslüman Araplarla siyonistler arasında cereyan eden çatışmaların yaşandığı günlerde, çıkardığı Selamet dergisinde yayınladığı yazıları zikretmek yerinde olacaktır. Bu yazılar daha sonra Ertuğrul Düzdağ tarafından Filistin Meselesi (1947-1949) -Nasıl Başladı, Neler Yaşandı, Neden Oldu?- ismiyle kitaplaştırılmıştır (Ketebe Yayınları, İstanbul 2025)[3].
Bu bağlamda, Türkiye’de siyonizm, yahudilik, Filistin dendiğinde akla gelen ilk isim olan Cevat Rıfat Atilhan’ı (1892-4 Şubat 1967) anmamak olmaz. Atilhan’ın Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin-Suriye Cephesi’nde vazife alması, Gazze Savaşları’na katılması ve buradaki başarıları, onu önemli bir figür haline getirmiştir. Uzun yıllar Cemal Paşa’nın yaverliğini yapan Cevat Rıfat Atilhan’ın önemli başarılarından biri, 8. Kolordunun Harekât Şubesi Başkanlığı görevindeyken, 1916’da yahudiler tarafından kurulan ve Filistin’de bağımsız bir İsrail Devleti kurmayı hedefleyen NİLİ adlı casusluk teşkilatını deşifre etmesidir. Örgüt, Filistin-Suriye Cephesi’nde bulunan Osmanlı ordusu hakkında İngilizlere istihbarat sağlamaktaydı. Cevat Rıfat Bey, NİLİ’nin elebaşlarını yakalatıp teşkilatın çökertilmesini sağladı. Bir yoruma göre[4] yahudi casuslarla yaptığı mücadele, sonraki yaşamında yahudi aleyhtarı bir tutum takınmasına neden olmuştur. Çoğu yahudilik ve siyonizm hakkında olan 25 civarındaki basılı kitabından birkaçı şunlardır: Sina Cephesi’nde Yahudi Casuslar (1933), Dünya Nazarında Yahudilik ve Masonluk (1935), İslam’ı Saran Tehlike ve Siyonizm (1950), İslam ve Beni İsrail (1957).
Necip Fazıl Kısakürek’in (26 Mayıs 1904 – 25 Mayıs 1983) Büyük Doğu dergilerindeki konuya dair, müstear imzalı yazıları derlenerek hazırlanan ve Büyük Doğu Yayınları (İstanbul 2006) arasından çıkan Yahudilik – Masonluk – Dönmelik kitabını da analım. Kitabın ilk bölümünü oluşturan “Yahudilik” başlığının alt başlıkları Yahudilik Sırrı, Beynelmilel Yahudi ve Türk Tarihinde Yahudi’dir.
Filistin, Kudüs, Mescid-i Aksâ dendiğinde mutlaka anılması gereken iki şiir vardır: “Ey Yahudi” şiiriyle (Diriliş, Ekim 1969, syf. 47-49) Sezai Karakoç (1933 – 16 Kasım 2021) ve “Mescid-i Aksâ” şiiriyle (Akıncılar, sayı: 5, Ekim 1979, syf. 3) Mehmet Âkif İnan (12 Temmuz 1940 – 6 Ocak 2000). Sonraki yıllarda İslamcı çevrelerin edebiyat ve kültür alanlarında varlıklarının artmasıyla birlikte Filistin konulu yazılar çoğalmıştır.
Şimdi gelelim Mevlâna İdris’e (15 Mart 1966 – 07 Haziran 2022), onun Filistin’e bakışına. Her duyarlı Müslüman sanatçı gibi Mevlâna İdris de, sanatında insanı merkeze alan bir anlayış ve bakışa sahiptir. Özellikle çocukları. Onun çocuk edebiyatındaki yeri, bu durumu gayet net olarak göstermektedir. O, Filistin konusunda şiir yazan, yazı kaleme alanlardan bir adım daha ileride, bir basamak daha yüksektedir. Çünkü o çizgileriyle, yaptığı görsel çalışmalarla konunun ele alınışını çeşitlendirmiş, görselleştirmiştir. Mevlâna İdris Filistin’i, Kudüs’ü, Gazze’yi hem yazarak hem de çizerek anlatan sanatçıdır. Bunlara sırayla temas edeceğiz. Bunu yaparken uzun yıllar ürünlerini yayınladığı Gerçek Hayat dergisindeki çalışmalarına, Karar gazetesindeki yazılarına, dergicilik tarihimizde özgün bir yere sahip olan ÇETO dergisine ve kitaplarındaki atıflara bakacağız.

Gerçek Hayat’ın kuruluşunda yer alan ve uzun yıllar burada çalışmalarını yayınlayan sanatçı, reel politik kavramına muhalefeten ironik olarak “Hayal Politik” başlığını taşıyan bölümde, içinde mizahı da barındıran değişik yazılar kaleme almıştır. Daha sonra yeni bir tarz geliştirerek tam sayfa halinde, içinde bazen bir söz bazen bir cümle bazen bir şiir bulunan görsel çalışmalar yayınlamıştır.
İlk görselimizde bir bombardıman sonrasında meydana gelen enkaz, yangın, duman, parçalanmış eşyalar ve bunlara bakan sırtı dönük bir çocuk var. Çocuğun başı, sola doğru eğik; bu eğiklik çaresizliği, yalnızlığı, hüznü ve acıyı imliyor. Belki baktığı manzara kendi evi, belki evin içinde ailesi, anne babası, kardeşleri var. Sırtındaki kelime-i tevhid bayrağı bize umudu, kendine güveni, direnişi anlatıyor. “Allah var gam yok”, demeye getiriyor. Görselin üstünde ve altında, ilk üç harfi “fil” olan ve harfleri belli bir boşlukla yazılan kelimeler var. “fil” ile başlayıp altta “filistin” ile sona eriyor bunlar. Bunu, her yer Filistin’e çıkar, diye okumak mümkün.

İkinci görselimiz, Hasan Aycın üstadımızın “Filistinli Bir Çocuğa” ithaf ettiği çizgiyle Fatih Okumuş’un tercüme ettiği bir Mahmud Derviş şiirinden oluşan bir kompozisyon. Şiirin her bölümü, “Muhammed” diye başlıyor. Şöyle başlıyor şiir:
“Muhammed,
babasının kucağına sinmiş ürkek bir kuş
korkuyor göğün cehenneminden:
koru beni babacığım, yukarda uçuşanlardan
benim kanatlarım küçük, dayanmaz bu rüzgara
ve ışıklar kör”
Aycın’ın çizgisi ise, şehîd edilen bir çocuğun kalbinden, göğsünden sonsuz sayıda yükselen kuştan oluşuyor. Sonsuz diyorum, çünkü çizginin üst kısmı bitirilmemiş, öylece bırakılmış. Bu hem kuşların sayılarının sonsuzluğunu hem de gittikleri yerin sonsuzluğunu; ebedi âlemi, cenneti imliyor. Burada kuşları melek olarak okumak da imkân dâhilinde. Melekler, şehîd çocuğun ruhunu bir ordu eşliğinde öteye tevdi ediyorlar. Kompozisyonun üstünde şöyle bir ithafı var Mevlâna İdris’in: “Hasan Aycın, Mahmud Derviş ve Filistindeki bütün çocuklara saygıyla, hüzünle…”

Terör devletinin 27 Aralık 2008’de Gazze’ye başlattığı ve 23 gün süren saldırılarda 1436 kişi şehîd olmuştu. Bunların 410’u çocuk, 104’ü kadındı. Tarihe, “Dökme Kurşun Operasyonu” adıyla geçen bu vahşet, Türkiye’de Müslüman aydınları, yazarları ve şairleri harekete geçirmiş, neticede Adem Turan’ın hazırladığı Şairlerin Gazze’si (İlke Yayıncılık, İstanbul 2009, ss. 370) adlı eser ortaya çıkmıştı. Mevlâna İdris de bu kitaba bir çizgiyle katkıda bulunmuştu (syf. 189). Çalışmada kefiyeli bir erkek fotoğrafı var. Erkek diyorum, çünkü fotoğrafta kefiyenin bağlanış tarzı, insana böyle düşündürtüyor. Kefiye siyah-beyaz. Malum kırmızı-beyaz olanı da var kefiyenin. Siyah renkli bir kefiyeli fotoğrafın tercih edilmiş olması, alttaki “öfkeliyiz. çok…” ifadesiyle daha bir bütünlük arz ediyor. Yaşanan katliam ve vahşet karşısında sadece iki kelimenin kullanımı, öfkenin çokluğunu ziyadeleştiren bir ayrıntı. Öfkenin çokluğunu artıran ve daha iyi anlatan husus ise, fotoğraftaki erkeğin yüzü. Aslında fotoğrafta yüz yok; göz, burun, bıyık, sakal yok; hiçbir şey yok. Bunların yerine o erkeğin iç dünyasının yüzüne yansıması var; bir öfke seli, kabaran dalgalar, kopan fırtınalar, yaşadıklarından, tanık olduklarından dolayı gözü kararan bir insanın iç dünyasının akisleri.
Mevlâna İdris, Karar gazetesinde parçalı yazılar yazıyordu. Bir yazıda birden fazla konuyu ele alıyor, alıntılara yer veriyor, değişik görsel unsurlar paylaşıyordu. Farklı bir köşe yazarıydı bu yüzden. O, kendi gündemi olan biriydi ve yazıları da bu minvaldeydi. Hayat, insan, kültür, tabiat merkezli konular ön plana çıkıyordu yazılarında. Ve elbette çocuklar.
Önce “Bir çocuk konuştu” başlıklı yazıya (25 Eylül 2019) bakalım. Konuşan çocuk şimdilerde daha meşhur olan, İsveçli kız Greta Thunberg. O günlerde 16 yaşındaymış Greta. Konuştuğu konu ise, küresel iklim sorunları. Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne dayalı açıklama yapan İsveçli kız, lehte aleyhte farklı tepkiler almış. Greta’nın “çocukluğun çalınması” söylemi, yazarın kelimeleriyle söyleyelim, “doğal olarak özellikle Ortadoğu kaynaklı çocuk ölümleri ve acıları öne çıkarılmasıyla bir fasafiso söylemine indirgeniver”miş. Konu Mevlâna İdris’e şunu çağrıştırmıştır: “Aylan, Muhammed Durra, Esma, Ümran ve isimsiz sayısız çocuk cesedi şöyle bir geçti bulutlardan.” Muhammed Durra’nın işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’e karşı başlayan İkinci İntifada’da, 30 Eylül 2000’de, Gazze’de babasının kucağında şehîd edilen evladımız olduğunu hatırlayalım.
“Bayram o bayram mı” başlıklı yazı (15 Haziran 2018), adı üstünde bir bayram yazısı. Malum, bayramlarda bayramı tartışırız hep. O da konuyu bu açıdan ele almış, üstad Sezai Karakoç’tan bir bayram değerlendirmesini taşımış yazısına. Şöyle demiş üstad: “İslâm âlemi, neredeyse yüzyıllar oldu, hep kara bayramları yaşıyor. Ak bayramları unutmuş gibi. Bayramlarımız üzerine sabahın gümüşsü beyazlığı, ışığı saçılmıyor. Bayram aydınlıklarında bile yer yer karanlığın çizgileri hâkim.” Hemen ardından Filistin’in önde gelen isimlerinden olan Raid Salah’ın Kudüs’te şöyle dediğini nakletmiş: “İnşallah bir sonraki bayramınızı hep birlikte özgür Kudüs ve Mescid-i Aksa’da kutlarız. O zaman bayram sevincimiz iki tane olur. Biri bayram diğeri Filistin’in israil işgalinden kurtulmasıyla olur.” Köşesinde zaman zaman “Anons” başlığı altında duyurular yapan yazar, şöyle demiş: “Hanzala ve onun Kudüslü arkadaşlarının da bayramı kutlu olsun.”

“İsrail’i tanıma kararının geri alınması” yazısı, bir manifesto niteliğinde. Terör devletinin son saldırılarında 600 civarında çocuğun gerçek mermilerle yaralandığını söyleyen Mevlâna İdris, bunların bazılarının öldüğünü bazılarının da yürüyemeyecek derecede ağır yaralandığına dikkat çekiyor. Sonra şunu soruyor: “Ne yapıyordu bu çocuklar?” Verdiği cevap şu: “Zaten bir hücre ve cehennem olan Gazze’de ‘yürüyorlardı.’ Hepsi bu: Öfkeyle, varoluşlarının bir nîşânesi olarak yürüyorlardı.” Ve devam ediyor: “Keskin nişancı İsrail askerleri tarafından bir ceylan gibi, bir bülbül gibi vuruldular.” Terör devletiyle ilgili vardığı karar da şu: “İsrail şimdiye kadar başka hiçbir şey yapmamış olsa bile, çocuklara yönelik bu akıl almaz saldırı, tek başına her türlü cezayı hak eden bir yaklaşım.”
Sıra geldi sanatçının ÇETO’da Filistin konusuna nasıl yaklaştığına. Bu bağlamda öncelikle derginin 4 sayısı dikkati çekiyor. Çünkü dergi kapağına Filistinli ünlü karikatürist Naci Ali’nin karakteri Hanzala’yı taşımış. Hanzala burada şöyle haykırıyor: “Ben Hanzala! İsrail işgalini, terörünü ve buna bağlı DÜNYANIZI BÜTÜNÜYLE REDDEDİYORUM.” Sayının sunuş yazısında Mevlâna İdris dünyada yaşanan sosyal ve doğal felaketleri anlatırken “Yaşadığımız gezegende ısrarla bir cehenneme dönüştürülmek istenen ve bunda da büyük ölçüde başarı sağlanan topraklar:” deyip devam ediyor: evet bildiniz Ortadoğu özelinde Filistin.” Dünyada terör devleti İsrail’e karşı her şeyin anlamsızlaştığı bir zaman diliminde yaşadığımızı söylüyor, sonra sözü Hanzala’ya getiriyor: “Ve işte burada tek başına, hep 10 yaşında ve hep yüzü duvara dönük çocuk: Hanzala! Tek başına çağı ve zulmü ve işbirlikçi rejimleri; susarak, yüzünü bize dönmeyerek yargılamayı sürdürüyor.” Devamında Naci Ali’nin Londra’da bir suikastta 22 Temmuz 1987’de Mossad tarafından öldürüldüğüne ve dünya sisteminin bir dünya başkentinde güpegündüz bir sanatçıya yapılan suikastı haber bile yaptırmadığına dikkat çekiyor. Sayıda Naci Ali’nin ve yerli bazı çizerlerin çizgilerinden, kendini tanıyanların görüşlerinden, Turan Kışlakçı’nın “Asil Hanzala Hep 10 Yaşında” başlıklı yazısından, Mevlâna İdris’in çizgisinden oluşan 22 sayfalık bir dosya var. Buradaki çizgilerin, çizerin İz Yayıncılık’tan çıkan Hanzala albümünden alındığı notu düşülmüş. Sayının sayfalarının Hasan Aycın’ın bir Hanzala çizgisiyle açıldığını da belirtelim.
Filistin’in sembol isimlerinden biri de, Fevzi Cüneydî’dir. 7 Aralık 2017 günü Batı Şeria’da akrabalarını ziyarete giderken tutuklanan Fevzi, sayıları on civarında olan terör devletinin askerlerinin arasında gözlerine bant çekilmiş fotoğrafıyla dünya kamuoyunun gündemine gelmişti. Yirmi gün tutuklu kalan Fevzi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Bu fotoğrafı, yukarıda bahsettiğimiz tarzda çalışan sanatçı, Fevzi’yi götürenlere, olaya sessiz kalanlara şu soruyu soruyor (ÇETO, sayı 1, syf. 100): “Çocuk nereye?” Dileyen okurlar, arama çubuğuna “Fevzi Cüneydî” yazarak fotoğrafa ulaşabilirler.
Son olarak Mevlâna İdris’in bazı kitaplarında Filistin’e yapılan göndermelere temas etmek istiyorum. İlk örneğimiz, Halepli Zeynep’ten (Vakvak Yayınları, İstanbul Eylül 2024). Yaşadığı şehir bombalanmış, insanlar çaresizlikten ne yapacaklarını bilmez hale gelmişlerdir. Kahramanımız Zeynep, yedi yaşındadır. Olan biteni anlamakta zorlanmaktadır. Memleketlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Ailecek Antep’e gelirler, yeni hayatlarına alışmaya çalışırlar. Bir gün Zeynep ağacın altında kitap okurken birden yerden bir köstebek çıkar. Hikâye uzun. Dileyen kitabı alıp okuyabilir. Köstebek ve arkadaşları Zeynep’in her istediğini, kazdıkları tünellerden getirirler. Devlet başkanlarını da. Bir gün Türkiye başkanını ister, onu da getirirler. Köstebekler uzun boylu, kumral adamı nasıl getirdiyseler küçük bahçeye getirmişlerdir. Burada sözü yazara bırakalım: “Zeynep bu adamın gözlerine bakarak ona da bir şeyler sordu. Zeynep sorarken adamın gözlerinden iri, çok yerçekimli damlalar düşmeye başladı. Bir harita mı vardı adamın yüzünde, yoksa Zeynep’e mi öyle gelmişti? Öyle değilse neden bazı gözyaşı damlalarını Kudüs’te, Şam’da, Beyrut’ta, Kahire’de, Cezayir’de görüyordu? Sonra neden kendi gözlerinden de açıklayamadığı ve tutamadığı tuzlu minik su topları inmeye başlamıştı?” (syf. 29). Ustalık böyle bir şey olsa gerek. Halepli Zeynep’i Türkiye başkanıyla buluşturup gözyaşı damlalarını Kudüs’te düşürmek.
Mevlâna İdris’in çocuklar için kaleme aldığı bir deneme kitabı var: Vay Canına! (Vakvak Yayınları, İstanbul Haziran 2018). Bu kitaptaki denemeler, oldukça şiirsel. Yazar üzüleceği ve üzülmeyeceği şeyleri anlatırken çeşitli konu ve durumları zikretmektedir burada. “Heykelim Yok” başlıklı denemede şöyle demektedir (syf. 10):
“Çin’de doğabilirdim
Ama doğmadım
Buna üzülmüyorum
Kudüs’e düşen bir yağmur damlası olabilirdim
Ama olmadım
Buna da üzülmüyorum”
Yazar burada içinde bulunduğu şükür halini, minnet duygusunu anlatmaktadır. “Kudüs’e düşen bir yağmur damlası” olmak nasıl bir tahayyüldür, nice bir inceliktir?
Son olarak değişik bir yazıya, görsele değinelim. Yazar Tehlikeli Bir Kipat’ta (Vakvak Yayınları, İstanbul Ağustos 2024) bir cümle yazmıştır. Bu eser, tanımlanması zor bir kitap. Adı bile kitap değil, kipat. Farklılık, daha kitabın kapağından, adından başlıyor. Eskizlerin, resimlerin, değişik sözlerin, aforizmaların farklı anlatım biçimleriyle yer aldığı kitapta, ilginç bir şekilde yazılmış (bu ilginçlik ancak sayfaya bakarak anlaşılabilir) bir söz var: “Bana Bağdat’ın Dicle’nin Bosna’nın Üsküp’ün Fırat’ın Kudüs’ün Grozni’nin Kosova’nın şarkısını söyle.”

Yazımızı, Mevlâna İdris’in şu cümleleriyle[5] bitirelim:
“Ortadoğu denince önce Kudüs geliyor aklımıza. Sonra da Kudüs.
Filistin deyince, İsrail deyince, Mirac denince, Hz. Ömer deyince, Selahaddin deyince, kıble deyince, ‘gökte yapılan şehir’ deyince…
Aklımızda hep bir Kudüs var, hep bir Kudüs olacak.”
· Mevlâna İdris’in Karar gazetesindeki (08 Aralık 2017) “Kudüs!” başlıklı yazının son cümlesi.
[1] Gazete, 21 Nisan 1910 (R. 8 Nisan 1326 / H. 11 Rebiyülahir 1328) ile 28 Eylül 1912 (R. 15 Eylül1328 / H. 16 Şevval 1330) tarihleri arasında toplam 77 sayı yayınlanmıştır.
[2] Bu yazılar, daha sonra gazete tarafından kitap olarak neşredilmiştir. Ömer Hakan Özalp bunu, Mektuplarla Suriye-Filistin-Kudüs Seyahati ve Siyonizm Meselesi adıyla Türkçeye kazandırmıştır (İşaret Yayınları, İstanbul 2019).
[3] Düzdağ, buraya Eşref Edib ile Cevat Rıfat Atilhan’ın birkaç yazısını da almıştır. Bkz.: syf. 11
[4] Bozkurt, Celil, “Bir Yahudi Aleyhtarının Anatomisi: Cevat Rifat Atilhan”, İsrailiyat: İsrail ve Yahudi Çalışmaları Dergisi, sayı: 2, (Yaz 2018), syf.105.
[5] Karar gazetesi, (08 Aralık 2017).
https://www.karar.com/yazarlar/mevlana-idris/kudus-5648?utm_source=chatgpt.com
