Türkiye’de Birlikte Yaşama Tecrübesi

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a girdiğinde, şehri terk eden Rum nüfusu geri çağırdı. Rum Patrikhane kurumu o günden günümüze varlığını sürdürdü. Osmanlı’nın son zamanlarına kadar İstanbul’un yarıya yakını Hristiyan, Yahudi, Levanten ve diğer azınlıktan oluşuyordu. İstanbul merkezde yaklaşık 400.000 Müslüman, 152.000 Rum, 149.000 Ermeni, 44.000 Yahudi vardı. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi Osmanlı coğrafyasında çok farklı kültürlere, dinlere, dillere mensup insan grupları belli bir hukuk çerçevesinde barış ve huzur içinde yüzyıllarca birlikte yaşadı. Batı dünyası buna Pax Ottomana adını verdi. Gevşek bir merkezi yönetime dayanan Osmanlı sisteminde devlet güvenliği sağlıyor, toplumsal yaşamın koordinasyonunu yapıyordu. Öyle ki modern zamanlarda merkezi yönetimin üstlendiği birçok mahalli işlevi orijinal halinde vakıflar,…

Okumaya devam edin Türkiye’de Birlikte Yaşama Tecrübesi

Milliyetçiliği Nasıl Anlayalım?

Vatanseverlikle milletseverlik aynı şey midir? “Nation”dan gelen “nationalism” kavramı da daha çok etnik varlığa değil, vatandaşlığa yakın duruyor. Yakın tarihimizde tüm siyasi oluşumlar kendini bu ikisinin bizdeki karşılığı olarak kullanılan milliyetçiliğe dayandırma gereği duymuştur. Siyasi grupların birbirlerine kıyasıya karşı olduklarına bakılırsa belli ki herkes bu kavramdan farklı şeyler anlıyor. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi Bir zamanlar Almanya’daki ırkçılardan, neo-nazi gruplardan şikâyet ediyorduk. Berlin duvarlarına Turken Raus! (Türkler Dışarı) diye sloganlar yazan, Türk nüfusa saldıran “aşırı” gruplar artık işi büyüterek oldukça yüksek oylara ulaşan siyasi partiler kurdu. Göçmen karşıtlığı genel bir eğilim haline geldi. Yabancıları istemediklerini söyleyen gruplar kendilerini milliyetçi olarak tanımlıyor. Son yıllarda yabancı düşmanlığı bir…

Okumaya devam edin Milliyetçiliği Nasıl Anlayalım?

Beton Duvarlar Arasında Bir Çiçek Açtı

Ne kadar zarif, naif ve mütevekkil bir tepki. ‘Ben ne diyeyim’ derken bir bakıma her şeyi söylemiş oluyor. Maraş’ta kuvvetli bir şiir damarı olduğu nasıl da belli oluyor. Dikkat ederseniz aslında bu satırlarda Kahramanmaraş’ın yakın tarihteki kentleşme serüvenini okuyoruz. Özetlemek gerekseydi, “betonla tabiatın savaşı” diyebilirdik bu serüvene. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi On bir ilimizi vuran depremin üzerinden çok zaman geçmedi. Binaların birçoğu artçı sarsıntılara dayanamıyor. Zayıf bünyeleri yıkmak için küçük sarsıntılar yetiyor. Lakin öyle görünüyor ki bizi bu günlere getiren muhkem ön kabullerin yıkılması kolay olmayacak.    Maraşlı dostum M. Fatih Uğurlu’nun, facebook notunu buraya alarak başlamak istiyorum; “Bu büyük afette benim de her Maraş’lı…

Okumaya devam edin Beton Duvarlar Arasında Bir Çiçek Açtı

Kadim Dünyanın İpuçları

Ve Üsküp... Bize kadim dünyamızı hatırlatan, şiirlerde, şarkılarda, türkülerde yaşayan, Yahya Kemal’e ilham veren şehir. Kadim dünyada şehirler ve nehirler birbirini izler. Vardar üzerinde Mimar Sinan tarafından yaptırılan taş köprü adeta iki dünya arasında kurulmuş. Birbirini anlamaya davet ediyor Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi Devr-i fütuhu sur-i Sirafil müjdeler Hak’dan nizam-ı alemi temine er gelür Yahya Kemal Geçtiğimiz günlerde yolumuz Makedonya’ya düştü. Üsküp havaalanına indikten sonra genel anlamda ülkeyi görmeyi planladık. Batı’ya doğru gittiğimizde karşımıza Kalkandelen çıkıyor. Onlar Tetovo diyor. Müslüman Arnavut nüfusun yaşadığı bölgenin önemli bir şehri. Orada Harabati Baba tekkesi görülmesi gereken bir yer. Avlusu, ince süslemelere sahip ahşap yapıları, veranda, cumba, sundurma ve…

Okumaya devam edin Kadim Dünyanın İpuçları

Halvet Der Encümen ya da Raşit Küçük Hoca

İnsanımızın acılarını, sorunlarını, sevinçlerini en yakından izleyen bir dikkat, rikkat, şefkat ve şecaat ruhuna sahiptir. Bu nedenle ilim alanında eserler verirken günlük siyasi gelişmeleri yakından izledi, gerektiğinde elini taşın altına koymaktan çekinmedi. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi Gençlik çağlarımızdan bu yana hayat tablomuzun en güzide, en mutena varlıkları arasında yer alan güzel insanlar, arkalarında buruk bir tat bırakarak bir daha dönmemek üzere gidiyor. Farkında mıyız? Gerçekten farkında olsaydık lokmalar boğazımıza dizilir, pandemiye yakalanmış gibi hayatın rengini, kokusunu, tadını alamaz olurduk. Belki de bize sunulan nimetler karşısında alabildiğine şükran duygularıyla dolar, gündelik hesaplardan, kaygılardan kolayca sıyrılırdık. Bu da hayatın hakikatine nüfuz ederek gerçek anlamda manevi lezzet almamızı…

Okumaya devam edin Halvet Der Encümen ya da Raşit Küçük Hoca

Üniversite, QUO Vadis?

Genel kabule göre bildiğimiz anlamda ilk üniversiteler İslam medeniyetinin altın çağlarında ortaya çıkıyor. Kaynaklar 859’da kurulan Karaviyyîn (Fas) medresesini en eski üniversite olarak kabul ediyor. 970’de Kahire’de kurulan Ezher, diploma veya icazet, adı ne olursa olsun yeterlik belgesi veren ilk üniversite sayılıyor. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi Başlığın izaha muhtaç olduğunun farkındayım. Üniversite de işte böyle bir şeydir. Uzmanları açıklamadıkça kolay kolay anlaşılmaz. Esasen herkesin aynı şeyleri anlamadığı bir kurumdan söz ediyoruz. Akademisyenleri bir araya toplasanız bir tarif üzerinde uzlaşabileceklerini pek sanmıyorum. Ama bu durum kelime ve kurum üzerinde düşünmemizi engellemiyor, aksine kolaylaştırıyor. Kelime olarak Latince “universitas”a dayandığı, “öğrenciler ve öğretmenler topluluğu” anlamına geldiği söyleniyor. Bir…

Okumaya devam edin Üniversite, QUO Vadis?

Zamanı Aşan Günler

Eve döndüğümde eşim hazırlanmıştı bile. “Siz evde kalın biz komşu arkadaşlarla bir arabaya biner gidip bir meydana ulaşırız” diyecek oldum. Hani, bu erkeklere göre bir işti. Ben ne de olsa askerliğimi yapmıştım vs. Eşimin gayet kararlı bir tepkisiyle karşılaştım. “İsterseniz siz evde kalın ben kendi başıma da giderim” diyordu. Komşularımız eşlerini bu konuda ikna etmiş olabilir çünkü onlar birkaç erkek bir olup arabayla yola koyuldular. Ben onlara katılmak yerine, eşimle birlikte komşumuzun “ikna olmayan” kızını da alarak arabamızla yola çıktım. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi-Yazar GİRİŞ Tarihte olup bitenler kimi hayranlıkla, kimi hüzünle gündeme gelir. Memleketin, milletin, o büyük kaos günlerini nasıl yaşadığına akıl erdiremeyiz. Kafkaslardan…

Okumaya devam edin Zamanı Aşan Günler

Necip Fazıl: Sonu Olmayan Maraton

Bedel ödemek sözünün Necip Fazıl kadar yakıştığı bir yazar, düşünür var mıdır bilemiyorum. Kendisi yazdıklarından daha fazlasını yaşayacak kadar hayatın tam ortasında yer almıştır. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi-Yazar Atletizmde çeşitli branşlarda yarışlar yapılır; koşu, yüzme, yüksek atlama, binicilik, okçuluk vesaire. Sporcular kendilerini bir alanda yetiştirip “müsabakalara” katılır, derece almaya çalışır. Bir de pentatlon diye bir kategori vardır ki bunda yarışmacılar yüzme, atıcılık, binicilik, eskrim ve 3000 metre kros yarışlarına katılır. Beş kategoride kendilerini yetiştirmek zorundadırlar. Her alandaki derecelerinin ortalaması başarıyı belirleyecektir. Bu herkesin yapabileceği bir iş değildir. Çok yönlü özelliklere, yeteneklere ihtiyaç vardır. Necip Fazıl deyince aklıma bu spor dalının gelmesi bir rastlantı değildir. “Cumhuriyet…

Okumaya devam edin Necip Fazıl: Sonu Olmayan Maraton

Macarlar ve Mülteciler

Macar tarihi biraz da Hollywood filmlerine benziyor. Hani güzel kız kötü adamların elinden yakışıklı bir jön tarafından kurtarılır. Fakat bu defa kurtarıcının eline düşer. Macarlar 150 yıllık Osmanlı hakimiyetinin sonunda Avusturya’nın ‘yardımıyla’ Osmanlılardan ‘kurtuluyor’. Ne var ki bu defa Avusturya’nın eline düşüyor Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi-Yazar Macaristan denince ne yazık ki bir mülteciye çelme atan Macar gazeteciyi hatırlıyoruz. Ciddi bir tepki almadığına göre bu bireysel bir davranış değildir. Macar yönetimi, Müslüman mültecilere karşı Avrupa ülkelerinden daha şahin bir tavır almayı tercih etti. Oysa bunu yapacak en son ülke olması beklenirdi. Çünkü kendi tarihlerinde çok önemli mültecilik tecrübeleri, mağduriyetleri vardır. Bağımsızlık mücadelesi sırasında birçok Macar devlet…

Okumaya devam edin Macarlar ve Mülteciler

Bosna’da Ayvaz Dede Şenliği

Boşnaklar ve Türkler. Birbirlerinin dillerinden anlamayan bu iki milletin sadece bakışlarıyla, selamlarıyla, dualarıyla ve tekbirleriyle birbirlerini bu kadar anlaması, meselenin kelimeler olmadığını çok iyi ortaya koyuyor. Bizde zaten dil, gönül demektir. Gönüller anlaştığında kelimeler aradan çekiliyor. Kemal KAHRAMAN Dr., Tarihçi-Yazar Saraybosna’daki otelimizden sabah dört gibi hareket ediyoruz. Yolculuğumuz üç saat kadar sürüyor. Donji Vakuf yoluyla Prusac adlı köye ulaşıyoruz. Burası, küçük bir yerleşim ama bugün büyük bir gün. 507. Geleneksel Ayvaz Dede Şenlikleri yapılacak. Beş asırlık geleneği olan kaç yer vardır ki. Köy içinde yol boyunca çadırlar kurulmuş. Kıyafet, turistik eşya, yiyecek satan insanlar sabahın erken vaktinde yerlerini almış. Tipik bir eski zaman panayırı. Temmuz’un…

Okumaya devam edin Bosna’da Ayvaz Dede Şenliği