Hicret Yolunda

Hicret konusu hadis külliyatımızda da çok geniş yer tutmaktadır. Biz bu konuda kendi ruhî yolculuğumuzda bize destek olacak iki rivayete işaret etmek istiyoruz. Seçtiğimiz her iki sahih hadis hicretin gerçek manasına vurgu yapmaktadır. Daha önce hicretin iç dünyamızda neye karşılık gelmesi gerektiği hakkında söylediklerimizi teyit eden bu hadisler aynı zamanda bu kavramın dün de bugün de hangi şartlarda geçerli olduğu bilgisini bize verirler. Mülayim Sadık Kul Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatına baktığımızda dünya tarihini temelden değiştiren gelişmelerin en başında Medine’ye hicreti gelir. Gözyaşları içinde hüzünle veda ettiği Mekke’den ayrılma vakti bizim için de gelmişti. Ama ne gideceğimiz ne de arkamızda bıraktığımız yerle alakalı Peygamber Efendimizin taşıdığı…

Okumaya devam edin Hicret Yolunda

İmam Gazâlî ve Müzik

Haddizatında müzik, diğer Emevî ve Abbasî dönemlerinde olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı tarihinde de sosyal hayatın içinde ve dışında gerek askerî gerekse tibbî tedavi alanlarında da yaygın olarak kullanılarak etkin bir role sahip olmuştur. İşin bu yönü ihmal edilmeyecek kadar önemlidir. Mülayim Sadık Kul Orucuyla, teravih, iftar, sahur ve fıtır sadakasıyla hayatımıza bereket katan Ramazan ayına vedaya hazırlandığımız bugünlerde Gazze katliamı maalesef dünyanın gözleri önünde tüm insani değerleri ayaklar altına alarak devam ediyor. İnsan, zihin ve gönül dünyasını hallaç pamuğu gibi savuran bu atmosferde, hayatın olmazsa olmazlarına karşı sorumluluklarını bir şekilde yerine getirmeye çalışıyor. Bu keşmekeş içinde gönlüne bir ferahlık,  düşüncesine bir istikamet bulmaya çalışan…

Okumaya devam edin İmam Gazâlî ve Müzik

“İslam Teslimiyettir!” Diye Haykıran Örnek Lider Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç

Aliya dünya görüşlerini Batı’nın religion karşılığı kullandığı dinî, materyalist ve İslamî olarak üçe ayırır. Dinî olanla İslamî olanı bu manada kesinlikle birbirinden ayırır. Bu manada religionu, maddeyi ve dünyayı temel alan ve kötü gören görüşü Hristiyanlık temsil ederken, İslam sırf ruhanî olanla, sırf maddî olanın kesiştiği ortak noktayı temsil eder. Dolayısıyla İslam, Kur’ân’ın da davet ettiği ruh ve maddeyi, ahiret ve dünyayı birlikte temsil eden dengenin adıdır. Küçük kozmos olan “insan”daki ruh ve beden birlikteliği İslam’ın ta kendisidir. Mülayim Sadık Kul Son yüzyılın Bilge Kralı Aliya İzzetbegoviç gibi dev bir şahsiyeti kelimelere sığdırmak çok zor. Kimileri vardır söz etmeye değmez, kimileri de vardır kelimeler onları…

Okumaya devam edin “İslam Teslimiyettir!” Diye Haykıran Örnek Lider Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç

Kardeş Kanı Dökmenin Diğer Adı Soykırım, İnsanlığın Kaderi mi?

Kur’ân’ın bize öğrettiği diğer temel bir prensip de bir insanı öldürmekle/yaşatmakla tüm insanları öldürmek/yaşatmak arasında kurulan ilişkidir. Birini öldürmekle insanların tamamını öldürmek aynı kefeye konmuştur. Dolayısıyla meseleye bu perspektifle yaklaştığımızda, ilk soykırımının Habil ve Kabil hadisesiyle başladığı tespit edilebilir. Mülayim Sadık Kul Yeryüzünde işlenen ilk suç, dökülen ilk kan, kardeş kanıdır. Cennetten kovulma sebebi olan ilk günahı, kardeş kanı takip etmiştir. İslam tefekkürü, vahyin haber verdiği bu örnek ve uyarı üzerine inşa edilmiştir. İnsanoğlu, bitmeyen arzu ve kıskançlığının esiri olmaya karşı uyarılmıştır.    Kur’ân ve hadislere baktığımızda kıskançlığın ne kadar tehlikeli olduğuna vurgu yapıldığını görüyoruz. “Ateşin odunu yediği gibi haset de hasenatı yer!” (İbn Mâce)…

Okumaya devam edin Kardeş Kanı Dökmenin Diğer Adı Soykırım, İnsanlığın Kaderi mi?

İslamcıların Kurtuluş Formülü: Müslüman Kalarak Muasırlaşmak

İslamcılar tabirinin kimleri kapsayıp kimleri dışarıda bıraktığı günümüzde de tartışılmaktadır. Bu tartışmanın bir yönü öncelikli olarak İslamcılık tabiri üzerinde olsa da diğer yönü bu kavramın kapsamıyla alakalıdır. Kimilerine göre bu tabir birçok farklı, hatta zıt, eğilimi içine alan geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğundan, farklı tarif ve tahsis edilmediğinde, bu genişlikte anlaşılmalıdır. Mülayim Sadık Kul İslam coğrafyalarında Müslüman kalarak Batılılaşma ve Muasırlaşma formülü maalesef tutmamıştır. Ne kendi kalabilen ne de Batılı olabilen iki arada bir derede olma diyebileceğimiz ikircikli ruh hali buhranlara çözüm olma yerine beraberinde yeni sıkıntılar getirmiştir. Osmanlı’da medrese ve mektep tartışması bağlamında değindiğimiz bu konu Modernleşme başlığı altında ciddi bir literatürün oluşmasına…

Okumaya devam edin İslamcıların Kurtuluş Formülü: Müslüman Kalarak Muasırlaşmak

Müslüman Mahallesindeki Salyangozcular

Türkiye ve İslam coğrafyaları söz konusu olduğunda ise neredeyse bütün siyasal ve sosyal problemler, din ve dindarlar üzerinden ele alınır ve bunun faturası da maalesef onlara kesilir. Belki yüzyıldır bu faturanın kendilerine kesildiği din ve dindarların ne siyaset adına ne de kamusal alanla alakalı bir tasarrufları olmamasına rağmen bu durum değişmez. Mülayim Sadık Kul Sekülerizm ve Laiklik Osmanlı sonrası kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dinamiklerinden biri olmuştur.  Modernizmin Osmanlı aydınları ve uleması arasında tartışılmaya başladığı tarih ise çok daha eskidir. Tanzimatla başlayan yenilikler aslında bir yönüyle devletin din ve dini kurumlarla ilişkisinin yeniden dizayn edilmesi ile yakından alakalıdır. Bu bağlamda sekülerizm modern Avrupa devlet modelinin…

Okumaya devam edin Müslüman Mahallesindeki Salyangozcular

Ölümün Soğuk Yüzü ve Muhammed Nuh Kasadar

Seyr-i sulûk’ta makamların en yücesi Allah sevgisi’dir der İmam Gazâlî hazretleri. Ruhun dirilişi ancak bu sevgiyle kaimdir. Müminlerin en sevdiklerini kaybettiklerinde de hayata tutunmaları asıl sevgilinin Hayy ve Kayyûm oluşuyla bağlantılıdır. Mülayim Sadık Kul Ölüm bize gerçekten neyi hatırlatır ya da haykırır! Bunu her ölümle birlikte kendimize mutlaka sormuşuzdur? Yakın bir akrabanızı ya da dostunuzu kaybettiğiniz de içinizden kopan nedir? Nefesinizi kesen, derinden derine hissettiğiniz ince sızı nedir? Tarif edebilir misiniz? Hele bir de bu ölüm hiç beklemediğiniz bir anda ve barbarlıkta gerçekleşmişse bu acıyı ölçecek hangi vicdan hangi mizan vardır ki? Yaşanılan bir çok duygu gibi bu da şahsidir ve insan bunu kendi içinde…

Okumaya devam edin Ölümün Soğuk Yüzü ve Muhammed Nuh Kasadar

28 Şubat ve Avrupa’da İslam

Avrupa’da Müslüman kimliğinizle yaşamaya çalışmak, bazı açılardan, İslam coğrafyalarında zalim idareciler veya baskıcı rejimler altında yaşamaktan daha kolay olsa da buranın her konuda hak ve hürriyetlerin korunduğu bir cennet olduğunu düşünmek ham hayalden öte bir şey değil. Mülayim Sadık Kul      Başlık, ilk bakışta, o dönemi yaşamamış olanlara, “Ne alaka?” diye bir soru sordurabilir. O günleri, ailece yaşamış bir fert olarak, bu ilişkinin ne manaya geldiği, yazımızın temel konusu. Kısaca söylemek gerekirse, o dönemin mağdur ve mazlumları için tüm çıkış yolları tıkanınca Avrupa’ya yönelmekten başka çare kalmamıştı. Her kardeşimiz bu kadar şanslı olmasa da başörtüsü mağduru pek çok bacımız, eğitimlerini Avrupa’da, özellikle Avusturya’da tamamlayabilmek için…

Okumaya devam edin 28 Şubat ve Avrupa’da İslam

KUDÜS: Acziyetimizin Tescillendiği Mukaddes Emanet

Gönlü kırık, gözü yaşlı ama onurlu bir millet, ümitle bu emaneti beklemekte. Yüzyıldır bitmeyen bir çileye rağmen dimdik; bir gün emaneti kendisine tekrar teslim edeceği fatihi gözlemekte. Mülayim Sadık Kul      Kudüs Bilinci: Kudüs İmtihanımız      Kudüs… Tadı damağımda kalmakla birlikte her hatırlayışımda kalbime ince bir sızı, bitmeyen bir hüzün bırakan hatıra. Zira o, Müslümanların parçalanmışlığının, yeniden ümmet olamayışının acı sonuçlarından, Müslüman olarak her aklımıza düştüğünde yüzümüzü yere eğdiren ayıplarımızdan biri. Kudüs bu ümmetin dinmeyen gözyaşı, bitmeyen hasretidir. “Deş yarayı kabuk bağlamasın!” derler. Bazı acılar vardır ki bunların unutulmayıp hep taze kalması gerekir; ta ki bu acıya sebebiyet veren nedenler ortadan kalkıncaya dek. Bizimki de…

Okumaya devam edin KUDÜS: Acziyetimizin Tescillendiği Mukaddes Emanet

Temeli Cennette Atılan İlk Müessese: Aile

Yarattığı kulun durumunu bilen Allah, onu cennette bu yalnızlık duygusundan kurtararak huzur bulacağı diğer yarısı Havva’yı yaratır. Artık insan cennette olduğunu daha iyi fark eder. Yalnızken tatmadığı bir huzur, artık diğer cinsiyle birlikte ikram edilmiştir. Mülayim Sadık Kul Aile, temeli cennette atılan, serencamı insanın serüveniyle birlikte başlamış, yeryüzündeki en eski müessese. Kuruluş yeri cennet ve kuranların da tüm insanlığın ilk ataları Adem ve Havva olması, üzerinde önemle durulması gereken bir mesele. Aile müessesesi cennetle birlikte varlık alanına çıkmış diyebiliriz. Daha doğrusu ailenin varlık alanına teşrifi, cennet mekânlıdır. Ailenin olduğu yer, cennettir. Aile, cennete aittir. Bu sebeple, ailesi cennet olmayanın veya diğer bir ifadeyle, cenneti ailesi…

Okumaya devam edin Temeli Cennette Atılan İlk Müessese: Aile