Deneme

Bir Doğu-Batı Mukayesesi: Masal

Ona göre Batı düşünceyi kısıtlar, Doğu ise onu basitleştirir. Medeniyeti düşünce üzerinden temellendiren Sezai Karakoç, düşüncenin, medeniyetin ve kültürün, İslam ile asıl anlamını bulduğunu ifade eder. Alim YILDIZ Prof. Dr., Sivas Cumhuriyet Üni. İlahiyat Fak. Sezai Karakoç’a göre insanoğlunun en üstün vasıflarından birisi, düşünme eylemidir. O, insana, Müslümanlara, düşünme teklifi yapmıştır. Batı’yı da Doğu’yu da […]

Ona göre Batı düşünceyi kısıtlar, Doğu ise onu basitleştirir. Medeniyeti düşünce üzerinden temellendiren Sezai Karakoç, düşüncenin, medeniyetin ve kültürün, İslam ile asıl anlamını bulduğunu ifade eder.

Alim YILDIZ

Prof. Dr., Sivas Cumhuriyet Üni. İlahiyat Fak.

Sezai Karakoç’a göre insanoğlunun en üstün vasıflarından birisi, düşünme eylemidir. O, insana, Müslümanlara, düşünme teklifi yapmıştır. Batı’yı da Doğu’yu da ancak düşünmekle anlayabileceğimizi söylemiştir. Fikri, düşünceyi zihinlerde açan bir çiçek olarak görmüştür. Ona göre Müslüman, düşünerek var olacaktır.

Batı ve İslam medeniyetine yönelik düşüncesinin özetini de “Masal” şiiriyle ortaya koymuştur. Şiire bir babanın yedi oğlu konu olmaktadır. Bu yedi oğul üzerinden çağı ve insanı anlatmaktadır. Şiirde İslam ülkelerinin çocuklarının Batı dünyası ile karşılaştıklarında onlara benzedikleri, değerlerinden uzaklaştıkları vurgulanmaktadır. Baba ise altı oğlun kaybından sonra bu acıyla yaşayamaz ve ölür. Sezai Karakoç son oğlun ağzından şiiri tamamlar.

Ona göre Batı düşünceyi kısıtlar, Doğu ise onu basitleştirir. Medeniyeti düşünce üzerinden temellendiren Sezai Karakoç, düşüncenin, medeniyetin ve kültürün, İslam ile asıl anlamını bulduğunu ifade eder.

Doğu’da bir baba vardı

Batı gelmeden önce

Onun oğulları Batı’ya vardı

Mısralarıyla şiire başlayan şair, Doğulu bir babanın Batıyla bir şekilde karşılaşan oğullarının hikâyelerini aksettirir bize.

Doğu, fıtrata uygun bir hayatın yaşandığı, ideal ve ölçüleri olan insanlardan oluşan bir coğrafyadır. Batı ise insanî değerlerini kaybetmiş bir topluluğun kalesidir. Fıtrata uygun olanla olmayanın, idealle ideal olmayanın bir mücadelesidir aslında anlatılan.

Şiir içerisinde yedi oğuldan bahseder bize şair. Burada verilen yedi sayısının bir nedeni olmalıdır elbette. Eskiler “Mana şairin karnındadır” derler. Okuyucu şairin kastının ne olduğunu tam olarak bilemese de şiirde kullanılan kelimelerden kendince anlamlar çıkaracaktır.

Üçler-yediler-kırklar, yedi kat gök, haftanın yedi günü, yedi kıta, yedi başlı dev, yedi göbek, yedi canlı, yedi düvel, yedi kat el, yedi iklim vb. gibi yedi sayısı kültürümüzde sıkça kullanılmıştır.

Batı’ya giden ilk oğul büyük törenlerle karşılanır, onuruna büyük şölenler verilir fakat bir suikastla öldürürler ve gömerler kimsenin bilmediği bir yere Doğu’nun birinci oğlunu.

Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anlar ve öcünü almak için ikinci oğlunu gönderir Batı’ya.

İkinci oğul Batı ülkesinde

Gezerken bir ırmak kıyısında

Bir kıza rastladı dağların tazeliğinde

İkinci oğul bir sevdaya düşer ve kavuşamaz/kavuşturulamaz bir türlü sevdalısına ve nihayetinde bir intiharla son verir hayatına. Yağmur sularının acı ve burukluğundan durumu anlayan baba, üçüncü oğlunu da işin künhünü anlamak için gönderir Batı’ya.

Batı’ya giden üçüncü oğul geçim derdine düşer, sıkıntılar çeker ve sonunda bir iş kurar kendisine. Batı’nın kurallarına/değerlerine kapılan üçüncü oğul, kaybolur Batı’nın karanlığında.

Artık iyice yaşlanan baba, dördüncü oğlunu da gönderir Batı’ya. Batı eğitimi alarak okuyup bilgin olan bu oğul, sonunda reddeder kendi değerlerini.  Baba bunu da anlar kendi bilgeliğiyle.

Şair olan Batı’nın ruhunu sezen beşinci oğul geri dönmek istemesine rağmen kum gibi eriyip gider yollarda.

Sıra altıncı oğuldadır. Batı’ya varır varmaz etrafını kuşatan Batılılarca sefahate alıştırılan bu oğul da boğulur Batı’nın sefahatinde. Oğullarının acısına dayanamayan baba ölmüştür bu arada. Artık sıra gelmiştir yedinci ve son oğula.

Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara

Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda

Değerlerine bağlı ve bu değerlerin farkında olan bu oğul:

Bir şafak vakti Batı’ya erdi

En büyük Batı kentinin en büyük meydanında

Durdu ve Tanrı’ya yakardı önce

Kendisini değiştirmesinler diye

En büyük Batı kentinin en büyük meydanında, bulunduğu yeri kazmaya başlayan yedinci oğul, Batılıların vazgeçmesi yönündeki telkinlerine aldırmadan yarı beline kadar kazdığı kuyuya girer ve beklemeye başlar orada.

Üstat Karakoç şiirin son kısmında yedinci oğlun ağzından Batı’nın en büyük gücünün karşısındakileri değiştirmek olduğunu ifade eder.

Batılılar!

Bilmeden

Altı oğlunu yuttuğunuz

Bir babanın yedinci oğluyum ben

Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden

Gömün beni değiştirmeden

Doğulu olarak ölmek istiyorum ben

Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var

Karşınızdakini değiştirmek

Suikastla öldürülmek, Batı’nın güzelliğine sevdalanmak, Batı’nın değer yargılarını kabul, Batı eğitim sistemiyle kendi değerlerini küçük görmek, Batı’nın ruhunu sezip dönmeye karar vermesine rağmen dönüşü başaramamak ve Batı’nın ışıltısına kapılarak sefahatle hayatını kaybetmek sebepleriyle ölen kardeşlerin sonuncusunun dilinden bir Doğu-Batı mukayesesi yapar şair bu şiirinde.

Nihayetinde yedinci oğul da ölür fakat değişmeden, Batı’ya teslim olmadan destansı bir ölümdür onunkisi. Onun ölümü ölüm değil, diriliştir hem de ölümsüz bir diriliş.

O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı

Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan âciz kaldı

Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar

En onulmaz yarası olanlar

Ta kalplerinden vurulmuş olanlar

Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar

Editörün Seçtikleri