İslâm-Batı İlişkileri Çerçevesinde Medeniyet Meselesi*

İslam yaşam tarzının kendi nefsinden önce karşındakini terci etme bilinci; Batı Avrupa’dan zuhur eden ve tüm insanlığa dayatılan modern dünyada ise; insanların kendisini ve çıkarlarını koruması ve bunun için yaşaması şeklinde bir üst ilke olarak karşımıza çıkar. Nihal PAKIRDAŞI Haşr Suresi’nin “Kendileri ihtiyaç içinde olsalar dahi başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.” ayetinin nüzul sebebi olarak gösterilen Hz. Ebu Talha el-Ensari (r.a), Asr-ı Saadet zamanında îsâr; yani kendi ihtiyacı varken elindekini Allah için verme alicenaplığını gösteren eşsiz yücelikte bir sahabi. Allah’ın son elçisi Efendimizin (s.a.v) getirdiği İslâm’ın ahlâkı ile ahlâklanmış, ihtiyaç sahibi karşısında gösterilen bu yüksek nezaketli verme biçimini zamanı geldiğinde “Eline bir şey geçerse şükretmek,…

Okumaya devam edin İslâm-Batı İlişkileri Çerçevesinde Medeniyet Meselesi*

Erguvanname ile Şehir ve Medeniyet

İnsan, kültür ve bilgi birikimiyle bir şehri imar etmektedir. Yani şehre baktığınızda tarihle, kültürle, maddi ve manevi bir ruhla karşı karşıyasınızdır. İnsana anlam katan tüm özellikler içinde yaşadığımız mekânların bizzat kendilerinde vardır. Hatice BALİN Uzm. Sosyolog İnsanın zihni mekân odaklı düşünmeye alışıktır. Osmanlı döneminde yapı yol vs. gibi yerler inşa edilirken, yeryüzü, toprak ve zemin uygunluğuna bakılırdı. Sadece bununla kalmayıp, komşuluk bilincine riayet edilerek mahremiyete uygun olarak evler inşa edilirdi. Kendi medeniyetimize göre inşa edilen mekânlar, o dönemin şehrin yapısını, kültürünü, siyasi ve sosyo ekonomik durumunu da yansıtmaktaydı. Böylelikle o dönemin mimarisi, şehrin yapısı, geçmiş ile gelecek arasında bağ kurmamızı sağlardı.  İnsan mekân odaklı düşünüp…

Okumaya devam edin Erguvanname ile Şehir ve Medeniyet

Tarih ve Sanat Kokan Coğrafyamız: Endülüs

Endülüs’ün de simgesi hâline gelmiş olan “ve lâ galibe illallâh” hakikati, bu mihrabın her bir inceliğine, çinisine, taşına, ruh gibi nakşedilmiş olmalı ki buradan yükselen nur, suni karanlıkları delip geçerek gelen ziyaretçilerin gözlerinin kendi üzerine çevrilmesine sebep oluyor. Yusuf Emre BOZAN “Zaman bu, ona ne kılınç kını dayanır ne meşhur kaleleri sultanların. Kınlar eskir, kaleler çürür, o kaleler dünyanın en sarp yurdu” -Ebu’l Beka, Endülüs’e Ağıt Endülüs, İslam medeniyetinin asırlar boyu yaşayıp hayat bulduğu, serpilip büyüyerek dünya çapında ilim ve sanat kaynağına dönüştüğü ve nihayetinde hazin bir şekilde elimizden kayıp giden, gönlümüzde her daim yarası bâki kalan bir coğrafyayı ifade eder bizler için. İbn Rüşd,…

Okumaya devam edin Tarih ve Sanat Kokan Coğrafyamız: Endülüs

Endülüs’e Son(suz) Bakış

Endülüs büyük bir medeniyetin sesi, ilmin ve sanatın serpilişi, büyük doğumların ve büyük acıların tanığı! Geçmiş zamanlardan kalma aydınlığın ışıttığı kubbede İslam’ın hasretle yoğrulan nuru ve o nurun dokunduğu aynalar, aynalarda akslar. Her yansımada Endülülüs’ün selamı tarihten gelen, içimizde büyüyen. Firuze YİĞİT           “Gün doğmadan” diyeceğim gözlerim doluyor.[1] Cebelitarık’ın suretini buğulayan sis, bir yorgunluk gibi çöküyor kirpiklerimize gün henüz doğmadan. Tüm yolculuklarımız gün doğmadan başlamamış mıydı, Endülüs’e gelişimiz dahi. Öyleyse niçindi bu ağırlık, fetih şuurunun ağırlığı mıydı Tarık bin Ziyad’ın omuzlarından yükselerek uzanıp gelen? Bu duyuş ve düşüş; dağın eteklerine parça parça bulutların, bir fikrin karmaşık hislere tesadüfüydü. Bunu, gönlümü yerle bir eden Endülüs’ün kalbinde…

Okumaya devam edin Endülüs’e Son(suz) Bakış