Mevlâna İdris’in şiiri oyun oynamaz, söyler. Okuru zekâ gösterileriyle etkilemeye çalışmaz. Şaşırtmak yerine yakınlaşmayı önemser. Samimiyet, onun şiirinde bir teknik değil bir varoluş biçimidir. Çocukluk burada biyolojik bir yaş değil; hakikate en yakın ruh hâlidir. Çocuk; inceliğin, korunmasızlığın, imani saflığın ve henüz kirlenmemişliğin sembolüdür.
Suavi Kemal YAZGIÇ

Mevlâna İdris’in şiiri yazılmaz, söyler. Sanki masa başında kurulmuş değil de ansızın bulunmuş gibidir. Çocukların yağmur altında söylediği bir şey kadar doğal görünür. Bu doğallık, şiirin emeğini gizleyen büyük bir sadeliktir. Mevlâna İdris Zengin şiirlerinin ortak paydası, “kırılgan bir metafizik duyarlık” etrafında oluşuyor. Bu şiirlerde dünya hem derin bir yara hem de ilahi bir işaret alanı gibi görünür. Şair; çocukluğu, kaybı, aşkı, ölümü, yalnızlığı ve imanı birbirinden ayırmadan aynı şiirsel iklim içinde dolaştırır. Mevlâna İdris’in şiiri küsmez, söyler. Dünyaya kırılmış olsa bile sesini tamamen çekmez geri. İçinde ince bir merhamet dolaşır hep. İnsanlara değilse bile hayata karşı umudunu korur. Mevlâna İdris’in şiiri diretmez, söyler. Okuru belli bir yere zorla götürmeye çalışmaz. Israr etmek yerine beklemeyi bilir. Şiirin etkisi de çoğu zaman bu sakin güven duygusundan doğar.
Mevlâna İdris’in şiiri oyun oynamaz, söyler. Okuru zekâ gösterileriyle etkilemeye çalışmaz. Şaşırtmak yerine yakınlaşmayı önemser. Samimiyet, onun şiirinde bir teknik değil bir varoluş biçimidir. Çocukluk burada biyolojik bir yaş değil; hakikate en yakın ruh hâlidir. Çocuk; inceliğin, korunmasızlığın, imani saflığın ve henüz kirlenmemişliğin sembolüdür. Şair modern dünyanın hoyratlığı karşısında çocuğu son sığınak gibi kurar. Mevlâna İdris’in şiiri büyümez, söyler. Kendini devleştirmeye çalışmaz, büyük görünmek istemez. Küçük olanın içindeki sonsuzluğu sezer. Bu yüzden şiir, hacmiyle değil yankısıyla genişler. Mevlâna İdris’in şiiri gizlenmez, söyler. Kendini karanlıkta tutarak derinleşmeye çalışmaz. Kapalı olmakla derin olmayı birbirine karıştırmaz. İçindeki ışık ne kadarsa, okura onu gösterir.
Mevlâna İdris’in şiiri tasarlamaz, söyler. Fazla hesaplanmış bir mimarisi yokmuş gibi görünür. Ama tam da bu dağınık görünen sadelik içinde kendi ritmini kurar. Şiir, kurulmuş olmaktan çok doğmuş hissi verir. Mevlâna İdris Zengin şiirinde dikkat çeken en önemli şey, “yaralanmışlığı estetik bir kimlik” hâline getirmesidir. Ama bu yaralanma modern şiirde sık görülen romantik kırgınlık değildir yalnızca. Onun şiirlerinde yara; insanın dünyaya düşmüşlüğüyle, Allah’a uzak kalışıyla, çocukluğunu kaybedişiyle ve sevgiyi koruyamayışıyla ilgilidir. Bu yüzden şiirler hem çok kişisel hem de metafizik bir titreşim taşır.

Mevlâna İdris’in şiiri öğretmez, söyler. Çünkü onun şiiri bir hakikati ders verir gibi kurmaz; okurun omzuna dokunur ve çekilir. Bilgiyi çoğaltmak yerine sezgiyi uyandırır. Şiirin içindeki ses, bir hocanın sesi değil; aynı göğe birlikte bakan bir yol arkadaşının sesidir. “Biz bakardık ve sen yürürdün şeyhim/Sen yürürdün ve dağlar yürürdü/Öksüz bir kırlangıç olurduk sen görünmeyince/Kapının önünde iki büklüm bekler/Acıyı keşfeden bu çocuk yürekler/Nasıl selam verilir bilmez/Ne açar kapıları bilmezdik şeyhim” (İyi Geceler Bayım, Başka Kafa Yayınları, 5. Baskı, syf. 26). Mevlâna İdris’in şiiri tartışmaz, söyler. Bir düşünceyi yenmeye ya da üstün çıkmaya uğraşmaz. Şiirin görevinin galip gelmek değil, temas etmek olduğunu bilir. Bu yüzden okurla kavga etmez, yanına oturur.
Mevlâna İdris’in şiiri kanıtlamaz, söyler. Deliller kurup ikna etmeye çalışmaz; çünkü hakikatin bazı yüzleri ispatla değil, iç çekişle anlaşılır. Onun şiirinde bir cümle, uzun bir tartışmadan daha fazla yer eder insanın içinde. Okur, inanması gerektiği için değil, duyduğu için yaklaşır o sese. “Biz sorardık ve sen söylerdin şeyhim/Sen söylerdin ve gökler söylerdi/Kırılmış bir ayna olurduk sen konuşmayınca/Sen konuşmayınca varmazdık denizlere/Balıkları farkedip Yunusa seslenmezdik/Denizin altında öylece durur/Saçlarımıza denizin akşamı vurur/Çocukları kim ağlatır/Kim öldürür halkları bilmezdik şeyhim” (İyi Geceler Bayım, syf. 27).
Mevlâna İdris’in şiiri bağırmaz, söyler. Gürültünün arttığı yerde daha da sakinleşir sanki. Sessizliğin içinden geçen ince bir su gibi akar ve tam da bu yüzden yankısı uzun sürer. Yüksek perdeden konuşmadığı için insanın içine daha derinden işler. “İnandır beni dünya/İnandır yaşadıklarıma/Güçlüydüm/Uzaklardan gelir uzaklara gider sonbaharlara şaşırmazdım/Yüzümün gizli yerlerine ansızın binlerce resmiyle yağan bir harf/Bir harf vurdu beni dünya/İncecik bir çınar yaprağı düştü üstüme sarsıldı kalbim/Toprağa yağmur düşüyordu ah nasıl düşüyordu/Bir harf durmadan durmadan üşüyordu/Uzaklardan gelir uzaklara giderdim artık yıkıldım/Ben bu yıkılışı yağmurlardan öğrendim” (İyi Geceler Bayım, syf. 46).
Mevlâna İdris’in şiiri anlatmaz, söyler. Hikâye kurmak yerine bir hâl bırakır geriye. Okur bazen ne okuduğunu tam tarif edemez ama ne hissettiğini bilir. Çünkü onun şiiri açıklamadan çok çağrışımla çalışır. “Akşamı önüme bırakıp giden adam haklıydı/Kentler ayrıntıydı haritalar ayrıntıydı/İçinde tükendiğim şu hain hayatta/Herkesin yalnızlığı duvarda asılıydı/Nasıl söylesem dünya nereye bakıp söylesem/Çekinerek yaşadığım yılları her akşam/Çekinmeden ateşe attığımı nasıl söylesem/Ben sana emanetim bırakma beni” (İyi Geceler Bayım, syf. 47).
Mevlâna İdris’in şiiri söylenmez, söyler. Şairin ağzından çıkmış gibi değil de, dünyanın kendi kendine mırıldandığı bir şey gibi durur. Sanki kelimeler yazılmadan önce de vardı ve şiir onları yalnızca işitilebilir kıldı. Bu yüzden şiir, sahibinden bağımsız bir nefes gibi dolaşır. “İnandır beni dünya/Yıllar geçti ve birşey kaybetmedim hayretimden/Herkes bir saat alsa da çoğalmaz zaman/Ve ben bazı şeyleri açıklayamam/Yetmezken birimizin açtığı boşlukta yalnız kalmaya/Neden kapansın göğsümde taşıdığım bu güzel yara/Kader kimi seçerse kaptan o olsun/Ben hangi pazartesiyi beklediğimi bilmiyorum” (İyi Geceler Bayım, syf. 48). Mevlâna İdris’in şiiri maske takmaz, söyler. Başka seslerin arkasına gizlenmez. Şairin kırılganlığı da neşesi de, olduğu gibi görünür. Bu yüzden şiir okura sahici bir yüz bırakır. Mevlâna İdris’in şiiri hesap yapmaz, söyler. Etki bırakmak için strateji kurmaz. Hangi cümlenin alkış alacağını düşünmez. Şiir, çıkarını değil içtenliğini korur. Mevlâna İdris’in şiiri yük taşımaz, söyler. Kendini büyük anlamların hamalı yapmaz. Hafif görünür ama hafifliği boşluk değil ferahlıktır. Okurun omzuna ağırlık değil nefes bırakır.
Mevlâna İdris’in şiiri biriktirmez, söyler. Kelimeleri yığmaz, anlamı kalabalıklaştırmaz. Az şeyle çok şeyi hissettirebilmenin yolunu arar. Şiir bittiğinde geride yük değil, açıklık kalır. “Dinle Gambito söyleyeceklerim var/Kalmadı artık/Dağlara yaslandığımız akşamlar/Kalmadı kalmadı/Pencereden bizi gözetleyen ağaçlar/Şimdi saklanmıştır bütün kapılar Gambito/Üşüyoruz kimseler aldırmıyor” (Dondurmalı Matematik, Vakvak Yayınları, 4. Baskı, syf. 12). Mevlâna İdris’in şiiri süslemez, söyler. İmgenin parıltısına kapılıp özü kaybetmez. Güzel görünmeye çalışmaz; zaten güzellik onun doğallığının içinden çıkar. Bir çiçeğin kendini tarif etmeye ihtiyaç duymaması gibi. Mevlâna İdris’in şiiri ertelenmez, söyler. Okunduğu anda insanda bir karşılık bulur. “Bir gün anlarım” duygusundan çok “şimdi dokundu” hissi bırakır. Çünkü şiirin zamanı gelecekte değil, tam şimdidedir. Mevlâna İdris’in şiiri aranmaz, söyler. Büyük keşiflerin peşine düşmüş gibi davranmaz. Gündelik hayatın en küçük anlarında beliriverir. Bir çocuk sesi, bir sokak gölgesi ya da unutulmuş bir eşya kadar yakındır.
