Deneme

Başka Bir Çizgi

Geleneksel Türk Sanatlarında formu var eden, nesneye ruhunu ve dokusunu kazandıran temel unsur çizgidir; geleneksel adıyla tahrirdir. Çizgi, renkleri dizginler, sınırları belirler ve ritim oluşturur. Sanatçının fırçasından çıkan kesintisiz ve disiplinli çizgi, geleneksel sanatlarda estetik bir yasa gibidir.

Geleneksel Türk Sanatlarında formu var eden, nesneye ruhunu ve dokusunu kazandıran temel unsur çizgidir; geleneksel adıyla tahrirdir. Çizgi, renkleri dizginler, sınırları belirler ve ritim oluşturur. Sanatçının fırçasından çıkan kesintisiz ve disiplinli çizgi, geleneksel sanatlarda estetik bir yasa gibidir.

Tek başına da anlam taşıyan çizgi çoğaldıkça başka anlamlar kazanır. Ağaç kabukları, yaprakların damarları ve insan vücudundaki kıvrımlar çizgilerin kesişmesi ve ayrışmasından ibarettir. Bir yere tutunup biriktiğinde yaşlılığa, yaraya ve kabuğa dönüşür. Kırıldığındaysa bambaşka bir anlama…

Eserlerde, görünen çizgilerin dışında bir de görünmeyen çizgiler vardır. Bu soyut çizgiler eserin omurgasıdır. Sanatçı figürleri, nesneleri hatta renkleri belli çizgiler üzerine yerleştirir. Bu matematiksel formül izleyicinin eserdeki hangi figürü önce göreceğini bile belirleyebilir.

(Yazar, nakkaş, kâtip ve âlimlerin meclisi/Şehnâme-i Selîm Hân)

Bir Osmanlı eseri olan bu minyatürde yazar, nakkaş, kâtip ve âlimlerin mecliste toplanması tasvir edilmiştir. Figürler önem sırasına göre belirli çizgiler üzerinde konumlandırılmıştır. Bu çizgiler ortadaki büyük figüre doğru giderek bir perspektif yaratır. Böylece izleyicinin bakışları büyük figüre yönlendirilmiş olur.

(Derman ve Yol Filminden Detay)

Çizgi bir anlamda da kuraldır. Çizginin bozulduğu durumlarda ise kırılma gerçekleşir. Bu kırılma çok zordur. Özellikle küçük yerlerde yaşayan insanlar için neredeyse imkansızdır. Yıllar önce izlediğim “Derman” ve “Yol” adlı iki farklı Türk filminde tam olarak bu duruma rastlamıştım. İki film de insanların değişmeyen kafa yapılarını karların üzerinde tek sıra hâlinde yürüyen insanlarla anlatmaktadır. Bu, çizginin aynı zamanda ilişki/bağ anlamı taşıdığını da göstermektedir.


| (Kelile ve Dimne/Kargalar ve Baykuşlar)

Kelile ve Dimne’den “Kargalar ve Baykuşlar” adlı hikâyenin farklı ülkelerde yapılan ve farklı müzelerde bulunan minyatürlerini görüyoruz. Minyatürlerde baykuşlardan kurtulmak isteyen kargaların toplanıp kralın huzuruna çıktığı sahne anlatılmaktadır. Dikkatli bakıldığında halk bir çizgi şeklinde dizilirken kral o çizgiyi yukarı doğru kırar. Bu kırılma bize çizginin hiyerarşik bir yüzünü de göstermektedir


 | 


Peki, gelenekte sürekliliği ve düzeni temsil eden bu çizgi bozulduğunda ya da yön değiştirdiğinde ne olur? Kırılan çizgi başka bir çizgi olarak devam eder. Ayırıcı bir yüzeye çarpan ışığın kırılıp yön değiştirerek devam etmesi gibi.

Çizgi kırıldığında yapı bozumu gerçekleşir. Yapı bozumunun gerçek ustaları olan çocuklar yön değiştiren bağımsız birer çizgidirler. Onlar en ciddi ortamları bile yapı bozumuna uğratabilirler: savaşta, ibadette, cenazede, mahkemede kısacası çizgisi bulunan her alanda kırılma yaratabilirler. 


 | 


(Fikirlerin karalanmasını temsil eden yolu anlatan detay.)(Çizginin kopuş anı ile ilgili detay.)

Benim pratiğimde de çizgi tam olarak bu kırılma noktalarında anlam kazanır. Çünkü sanat, katılaşan yapıları kırarak onarma çabasıdır. Sanatçı, ancak bir çocuğun kuralsızlığıyla düşünebildiğinde çizginin sınırlarını aşabilir. Nitekim ne gördüğümüzden çok nasıl gördüğümüz büyük önem taşır.

“Akis” adlı eserde çizgi olarak ele aldığım yol, kuralları ve dar görüşleri sembolize etmektedir. Bu çizgi, şehri ve canlıları yani fikirleri ve hayalleri boğmaktadır. Fakat bir kuş bu çizgiyi aşar ve kırılmaya yol açar. Gagası makas ağzı gibi açılan bu kuş aslında çizginin dışına çıkmanın bir ifadesidir. 

“Kalmalıyız” isimli eserde ise çizgiyi bir ip şeklinde ifade ettim. Yine bir çizginin kopuş anı görülmekte ve kuş özgürleşmektedir. “Akis” te olduğu gibi burada da gaga ve makas ilişkisi vardır. Bir kuşun kanatlarının kitap olması, bir topun yola dönüşmesi yapı bozumunun görsel örnekleridir.

Yapı bozumu nesne veya mekândan insan bedenine ve portreye de taşınabilir. Ne gördüğümüzden çok nasıl gördüğümüz önemlidir.

Karakteristik portre çalışmalarımda klasik beden anatomisi kırılarak gövde bir kitaba, açılan bir tomar kâğıda veya kuşa dönüşür. Figürlerin bedenleri bir tahrir disipliniyle ele alınırken alışılagelmiş formun dışına çıkar. Beden artık sadece bir anatomi değil kavramsal bir taşıyıcıdır.

Sonuç olarak, Geleneksel Sanatlara geçmişin bir kopyası veya tekrarı demek haksızlık olur. Geleneksel Sanatların çizgiye dayalı dili, çağın iç dünyasındaki kırılmaları, kopuşları ve arayışları anlatmak için muazzam bir zemin hazırlar. Bunun için sanatçı bir çizginin devamı olmaktansa başka bir çizgi olmayı göze almalıdır.




















Editörün Seçtikleri