Hattat
İslam sanatları içerisinde hat sanatının konumu, sur içinde Sultanahmet Camii’nin konumu kadar eşsizdir. Bu bağlamda hat sanatı üzerine yazılan, çizilen ve söylenen her şeyin kıymetli olduğuna inanıyorum. Çoğu zaman birbirini tekrar eden metinler ve anlatılarla karşılaşıyor olsak da bunların her birini değerli buluyorum. Geçmişten bugüne kaleme alınan eserlere göz gezdirdiğimizde, genellikle sanatın mahiyeti, sanatkârlar veya belli başlı eserler hakkında yazılmış teliflerle karşılaşıyoruz. Bununla birlikte ihmal edilen bazı alanların varlığı da açıktır. Bunların başında günümüzde hat sanatına olan ilginin sebepleri, sayıları giderek artan kurslar ve talebe profilleri, sanatın pazarı ve şüphesiz teknolojinin bu sanatla kurduğu ilişki gelmektedir.
Diğer yandan haz ile hakikatin birbirine karıştırıldığı bir çağda yaşadığımızı ifade etmeliyim. Bugün birçok kimse, hat sanatını anlamak, okumak yahut temsil ettiği medeniyet tasavvurunu kavramaktan ziyade ondan estetik bir haz almak için ona yönelmektedir. Yazının ne söylediğinden çok nasıl göründüğü önemsenmekte, mana ise çoğu kez biçimin gölgesinde kalmaktadır. Bu sebeple yazının başlığına “Haz Sanatı” ifadesini bilhassa koydum. Çünkü bugün hat sanatı, hakikate açılan bir kapı olmaktan ziyade birçok insan için sadece güzel görünen bir nesneye dönüşme riskiyle karşı karşıyadır. Oysa hat sanatı, sadece göze hitap eden bir estetik değil, kelâmın manasına hizmet eden bir medeniyet dilidir. Haz, hakikatin önüne geçtiği anda sanat da aslî istikametinden uzaklaşmaya başlamaktadır.
Bendeniz, bu çağın bir sanatkârı olarak yaşadığım zamana uygun hareket etmeye çalışırken aynı zamanda kadim bir sanatla meşgul olma serüvenimi ve bu süreçte edindiğim tecrübeleri burada paylaşmak istiyorum. Yukarıda zikrettiğim hususlarda tecrübe paylaşımını son derece kıymetli buluyor, birkaç başlık altında bu meseleleri değerlendirmek istiyorum.
Hat sanatı nedir ve bugün ne durumdadır?
Günümüzde, genel olarak Müslümanlar nezdinde hat sanatı, İslam harfleriyle yazıldığı için kutsal kabul edilmektedir. Ne yazıldığına bakılmaksızın, örf ve gelenek gereği değer gördüğü de aşikârdır. Harf İnkılabı’ndan önce bu topraklarda Arap alfabesiyle Osmanlı Türkçesi kullanılıyordu. İnkılaptan sonra yerine Latin alfabesi kabul edilince, eski alfabeyle yazılmış pek çok şey ya tamamen ortadan kayboldu ya da antika olarak mezatlarda el değiştirmeye başladı. O yıllarda bir nalbur dükkânının kapısında bulunan Osmanlıca bir tabela, yalnızca eski yazıyla yazıldığı için indiriliyor; ya imha ediliyor ya da eski eşya adı altında satılıyordu. Bugün ise bir eskici dükkânında böyle bir tabelaya rastlayan kişi, onu bir sanat eseri zannederek satın alıp evine asabiliyor fakat üzerinde ne yazdığıyla çoğu zaman hiç ilgilenmiyor. Çünkü harflerin Arapça olması ve Kur’an yazısını hatırlatması, o tabelanın kutsal kabul edilip duvara asılması için yeterli görülüyor. Böylesine bir bilinçsizliğin toplumun geniş bir kesiminde var olması, bana göre bugün hat sanatının önündeki en büyük engellerden biridir. Zira bir toplum kültürel olarak çöktüğünde geriye tahrif edilmiş bir din anlayışı ve bid'atlar kalmaktadır.

Şüphesiz hat sanatı, Kur’an-ı Kerim ayetlerini güzel yazıyla icra etme sanatıdır. Manevî yönünün yanı sıra, usulüne uygun yazıldığında gönüllere huzur verdiği de erbabınca malumdur. Ancak İslam harflerini adeta bir "öcü" gibi gören çevrelerin ve sahip oldukları imkânların etkisiyle bugün hat sanatı çoğu zaman folklorik bir unsur olarak sunulmakta; panayır çadırlarında, resim şövalelerinde veya belediyelerin son derece vasat sergi salonlarında sergilenmektedir. Uluslararası çaptaki ününü büyük ölçüde kaybetmiş; ideolojik bakış açıları veya aşağılık kompleksleri sebebiyle hor ve hakir görülmüştür. "Modern" dayatmasıyla kadim yazının binlerce yıllık mazisi hiçe sayılmış, ecdadın icat ve icra ettiği pek çok şey basit görülmüştür. Hâl böyle olunca hat sanatını "modern" anlayışa uygun biçimde ve çoğu zaman belli çevrelere yaranma gayesiyle icra eden sanatkârların da zamanla kendi kimliklerinden uzaklaşıp başkalaştığını söylemek mümkündür. Söz konusu başkalaşım ise beraberinde birçok sorunu getirmekte, bu sorunların başında da eğitim meselesi gelmektedir.
Hat sanatına olan ilginin sebebi nedir?
21. yüzyılın Müslümanları yoğun bir kimlik arayışı içerisindedir. Özünü ve aslını kaybeden fertler, bu çağın amansız kapitalist düzeni içinde nefes alabilmek, kendi köklerinden bir şeylerle yeniden muhatap olabilmek ve manevî olarak kendilerini iyi hissedebilmek için arayıştadır. İşte hat sanatı da Kur’an ile olan irtibatı sebebiyle özellikle tesettürlü hanımefendilerin yoğun ilgisine mazhar olmaktadır. Burada hanımefendilerin bu ilgisi hakkında birkaç şey söylemek gerekir. Genellikle bu durum, garip karşılanmaktadır. Oysa bugün İslam Sanatları eğitimi verilen hangi mekâna gidilirse gidilsin, hanımefendilerin çoğunlukta olduğu görülecektir. Özellikle hafta içi tertip edilen derslerde neredeyse hiç erkek talebeye rastlanmamaktadır. Aslında bu durumun garipsenmemesi gerekir. Zira erkekler iş hayatında daha aktif oldukları için bu tarz eğitimlere yeterince vakit ayıramamaktadır. Şüphesiz bunun tek sebebi bu değildir; ancak erkek talebelerin azlığında vakit probleminin önemli bir payı olduğu açıktır. Bu sebeple günümüzde kadın hattatların sayısı oldukça fazladır. Her ne kadar başarılı ve isim sahibi sanatkârların büyük bir kısmı hâlâ erkeklerden oluşsa da yakın gelecekte bu tablonun değişebileceğini öngörmek gerekir. Zira bir hocadan meşk edip icâzet alan ve nispeten ekonomik imkâna sahip olan birçok kişi, kendisine bir atölye açarak talebe yetiştirmeye başlamaktadır. İşte tam bu noktada yeni ve oldukça önemli bir problem ortaya çıkmaktadır.

Hat sanatı eğitimi verilen kurslar
Yukarıda da zikrettiğimiz gibi kimlik arayışı, var olma mücadelesi ve sanatın cazibesi sebebiyle hat sanatına olan talep artmış; bu talebi karşılayabilmek için de belediyeler devreye girmiştir. "Sanat Kursları" adı altında birçok şehirde kurs merkezleri açılmıştır. "Klasik Sanatlar", "Geleneksel Sanatlar" ve "Kadim Sanatlar" gibi başlıklar altında faaliyet gösteren bu merkezlerde, alanında uzman görülen sanatkârlara cüz'î ücretler karşılığında hocalık teklif edilmiş, ardından ilanlara çıkılmıştır. Düne kadar aklının ucundan sanat öğrenmek geçmeyen birçok kişi de "nasıl olsa ücretsiz" diyerek akın akın belediye kurslarını doldurmuştur. Son derece düşük bir ücret karşılığında hocalık yapan sanatkâr da kendisini ve sanatını anlatabileceği, görünür olabileceği bir mekân bulduğu için sorunları konuşmak yerine bu düzeni sürdürmeyi tercih etmiştir. Yıllarca devam eden bu sistem içerisinde yüzlerce organizasyon, sergi ve panel tertip edilmiş; nispeten İslam sanatları görünür hâle gelmiş fakat nitelik zamanla kaybolmuştur. Çünkü geçen on yıl içerisinde piyasa, kendisini sanatkâr olarak gören binlerce insanın rekabetine sahne olmuştur. Bu da beraberinde sanattan taviz vermeyi ve asıldan kopmayı getirmiştir. İlginç olan ise, zaten tahrife uğramış olan şeylerin bu defa onlara hasret duyanlar tarafından yeniden tahrip edilmesidir.
Nihayet son belediye seçimlerinden sonra bu süreç farklı bir yöne evrilmiştir. Zira İslam sanatlarından pek haz etmeyen yeni belediye başkanları, ilk iş olarak bu kurs merkezlerini kapatmışlardır. Bu merkezlerde hocalık yapan sanatkârlar da işsiz kalınca, kendilerine şahsî atölyeler açarak ücret karşılığında ders verebilecekleri öğrenciler aramaya başlamışlardır. Yeni öğrenci profili "para veren" kişilerden oluşunca geleneksel hoca-talebe münasebetleri de zarar görmüş, hocalar bir bakıma bu yeni düzene boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Bunun yanında sanatkârlar da üretim yaparak eserlerini satabilecekleri koleksiyonerler aramaya yönelmişlerdir. Çünkü sanatla geçim temininin zor olduğu şartlar çoktan oluşmuştur. Koleksiyon yapmaya ikna olan varlıklı Müslümanların pek azının sanatkâra karşı gerekli nezaketi gösterebildiğini düşündüğümüzde, hem sanatın hem de sanatçının daha zor durumda kaldığı açıktır. Bu meselelerin her biri, müstakil başlıklar altında uzun uzun mütalaa edilmeyi hak etmektedir. O sebeple bu kısmı, şimdilik sizlerin engin anlayışına bırakıyorum.
Yapay Zekâ ve İslam Sanatları
Burada, yukarıda anlattığımız hususlardan bağımsız olmayan bir meseleye daha değinmek gerekir. Teknolojik gelişmelerin akıllara durgunluk verecek bir hızla ilerlemesi, ister istemez İslam Sanatları alanında da birtakım sorgulamaları beraberinde getirmektedir. Geleneklere bağlı kalarak eser üretmeye çalışan sanatkârların önünde bir engel gibi görünen bu gelişmeler, doğru kullanıldığında faydaya da dönüşebilmektedir. Ancak burada da tüm zorluklara göğüs gererek imkânsızlıklar içinde sanatkâr olmuş ve bu alanda çağın imkânlarını yakalayamamış elli yaş üstü sanatkârlarla, "hız"ı adeta bir zorunluluk olarak gören genç nesil arasında belirgin bir kuşak çatışması yaşanmaktadır.
Sonuç olarak teknoloji, hat sanatının eğitim usulünü değiştiremeyecektir. Fakat bu sanatı öğrenmeye çalışan gençlerin, böylesine yavaş ilerleyen bir meşk sürecini kabullenmekte zorlandıkları ve bir süre sonra bundan sıkıldıkları da gözlemlenmektedir. Yapay zekâ ile istenilen herhangi bir görselin, ne kadar karmaşık olursa olsun, birkaç saniye içerisinde üretilebilmesi; hat sanatının sükûneti ve dinginliği karşısında adeta bir düşman gibi durmaktadır. Zira yapay zekâ ile üretilen görsellerin hat sanatıyla mukayese edilemeyeceğini idrak etmek de ayrıca bir eğitim gerektirmektedir. Bu basit bakış açısına sahip ve hız odaklı bir hayat süren gençlerin klasik sanatlara olan ilgisi günden güne azalmaktadır. Dolayısıyla teknoloji, hat sanatını icra edemese de onu ortadan kaldıracak şartların oluşmasına zemin hazırlayabilecek bir güce sahipmiş gibi görünmektedir. Çünkü bu sanatları öğrenmeyi gereksiz görenlerin sayısı arttıkça hocalar talebe bulamayacak, talebe yetişmeyince de bu sanatların geleceği ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kalacaktır.
Elbette doğru bakış açıları ortaya koyularak bu sorunların önüne geçilebilir. Hat sanatının icrasında bu gelişmelerin imkânlarından faydalanan, çağı yakalayan fakat kadim gelenekten kopmayan eserlerle gençlerin ve toplumun kalbine dokunmak mümkündür. Doğrudan İslam'ın kendisine hizmet gayesi taşıyan bu sanatın, hangi çağ, hangi devir ve hangi değişim yaşanırsa yaşansın, kendisini doğru biçimde ifade edebilmesi gerekmektedir. Gençlerimizin sakin ve derinlikli düşünebilmelerini, hassas bir kalple bu sanatlara yönelebilmelerini sağlayacak argümanlar geliştirilmeli; çağın dilini yakalayabilen hocalar da bu kadim geleneğin letafetini kendilerinden sonra gelen nesillere bilgece aktarmalıdır. Neme lazım anlayışıyla meseleleri yalnızca kendi zaviyesinden değerlendiren sanatkârlar ise yarın sözlerini dinleyecek kimseyi bulamayacaklardır.

Özellikle şunu da ifade etmek isterim ki hat sanatı Allah tarafından korunmaktadır. Nice devirlere, nice zalim sultanlara ve nice tahrif politikalarına rağmen bu sanat, kelâmın sahibi tarafından muhafaza edilmiş; her devirde gelişerek ve güzelleşerek bugüne ulaşmıştır. Bugün memleketimizde ve dünyanın birçok ülkesinde usta hattatlar bulunmaktadır. Bunların her biri devlet politikası çerçevesinde koruma altına alınmalı ve her türlü imkâna kavuşturulmalıdır. Abidevî bir tarihî esere gösterilen ihtimamın, bu ülkenin kılcal damarlarında medeniyet inşa eden sanatkârlarına da gösterilmesi gerekir. Ayrıca "İslam Sanatları" başlığı altında yer alan bu sanatların "mahallî sanatlar" olarak nitelendirilmesinden vazgeçilmelidir. Devlet, sanatkârları yetkinlikleri ölçüsünde desteklemeli ve korumalıdır.

Sonuç olarak birbirinden bağımsız gibi görünen fakat gerçekte sıkı sıkıya birbirine bağlı olan meseleler hakkında görüşlerimi paylaşmaya çalıştım. Yapılması gerekenlerin tamamı, toplumun her katmanında ancak eğitimle hayata geçirilebilir. Eğitimin ailede başladığı da muhakkaktır. Bu sebeple ailelerin, çocuklarını İslam sanatlarına yönlendirirken onları bu sanatların kadim geçmişinden haberdar etmeleri büyük önem taşımaktadır. Trilyonlarca satır kodun neticesinde ortaya çıkan, sürekli devinim hâlinde olup bize hiçbir şey anlatmayan; buna rağmen bugün sanat adı altında insanlara sunulan nice görsel, Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin Ayasofya Camii'ndeki birkaç eseri kadar insanlığı etkileyebilmiş değildir. Batının dayattığı renk cümbüşlerinin, modernlik adına sunulan ahlaksızlıkların ve gelip geçici akımların karşısında, tek bir Hamid Aytaç eseri bile yaprakları çağlara uzanan bir çınar kadar kadim ve güzeldir. Çünkü İslam güzeldir. İslam güzel olduğu için hattatın yazdığı da güzeldir.
Bugün Batılılaşma heveslisi zavallıların bize sanat diye servis ettikleri şeylerin tamamı olmasa da büyük bir kısmının, kokuşmuş bir çaresizliğin ürünü olduğu açıktır. Bütün komplekslerinden arınmış bir Müslüman gencin, bu bilinçle neler yapabileceğini hayal bile edemiyorum.
O eskimemiş güzel günleri, bu çağın diliyle yeniden kurabilmek ve nice harikulade işler yaparak kadim olanı bugünün insanına yeniden sevdirebilmek dileğiyle…
"Şüphesiz Allah güzeldir ve güzel olanı sever…"