Deneme

Kendimizden Geçip Kendimize Geçmenin Yolu

Gözde Çimen

Rahmetli Doğan Cüceloğlu gerçek anlamda kişinin özgürlüğünü “çıktığınız limanın farkında olmak” olarak tanımlar. Bu limana doğru giderken çıktığımız yol, yön bize mi ait? Niyetimizi alarak yürüdüğümüz bu yolda tüm evrenin bir parçası olduğumuzu kabul ederek sorumluluklar almamız gerekir.  Cüceloğlu “gönül muradını keşfetme” olarak tanımladığı bu yolu dış koşullar ile değil yalnız iç koşulların belirlediğinin de […]

Rahmetli Doğan Cüceloğlu gerçek anlamda kişinin özgürlüğünü “çıktığınız limanın farkında olmak” olarak tanımlar. Bu limana doğru giderken çıktığımız yol, yön bize mi ait? Niyetimizi alarak yürüdüğümüz bu yolda tüm evrenin bir parçası olduğumuzu kabul ederek sorumluluklar almamız gerekir.  Cüceloğlu “gönül muradını keşfetme” olarak tanımladığı bu yolu dış koşullar ile değil yalnız iç koşulların belirlediğinin de altını çizer.

Gözde ÇİMEN

İnsanın “insan” olma yolunda çaba gösterip geliştirmesi gereken yönlerinden bir tanesi gerçek anlamda elde edeceği özgürlüğü. Özgürlüğü talep etmek, bu uğurda çabalamak bizim gibi toplumlarda çoğunlukla hoş karşılanmaz hatta “başına buyrukluk” olarak algılanır. Ancak hikâyenin aslı, çok derin ve sarsıcı. Bu derinleşmeye ve sarsıcılığa geçmeden önce bizim başına buyrukluk, canının istediğini kimseyi takmadan yapma olarak zannettiğimiz “özgürlük tanımı” aslında kişinin şaşırmışlığı, ego tatmini ve kaybolmuşluk duygusu. Gerçekten özgür olan insanlar kendinin ve hayatının sorumluluğunu tam olarak sırtlanmış kaşiflerdir. Bir işi yaparken kendi iradeniz olmadan sadece başkalarının onayına sunduğunuzda sorumluluğu sizde midir? Yoksa onay aldığınız merciye mi aittir? Gerçekten özgür olma sürecinde, hayatla ilgili her alanda örnek ve sorularda, kendimden, hayatımdan ve işimden ne kadar sorumluyumun cevabı bizim kendimiz olmak ve özgürleşme sürecimizle paraleldir. Dolayısıyla aslında insanlar özgürlük deneyiminden sorumluluk gerektirdiği için de çok korkarlar. Tam bu noktada Rollo May’in Varoluşun Keşfi kitabında bahsettiği bir vakadan bahsetmek istiyorum. Danışanlarından olan bir kadın 40’lı yaşlarında ve ailesine mezhep değiştirdiğini söyleyemiyor ve tabii daha pek çok şeyi ailesine söyleyemediği gibi aile buluşmalarında da onlara durumu açıklayamadığı için onlarla kiliseye gitmeye devam ediyor. Artık durumu ailesine açıklamaya karar verip gerçekten özgürleşme yoluna girdiğinde ise Rollo May ofisinde kadının bayılma nöbetleri geçirdiğini söylüyor. Kadın danışan bu bayılma nöbetlerini “unutmaya tutunmak” olarak tanımlayıp Rollo May’e gerçekten özgür olma sürecine girdiği dönemde yaşadığı bu nöbetleri psikoz hali (delirme) olup olmadığını dahi sorma ihtiyacı hissediyor. Rollo May’in en önemli tespitleri tam bu noktada geliyor ve bu durumu daha önceki hastalarda da gördüğünü ifade ediyor. Acaba diyor Rollo May,

“Kişi kendisi olmayı delilikle eşdeğer mi görür?”

Kendin olmayı delilikle eşdeğer görmek ve korkmak…. Rollo May devamında kişi özgür olmaya başladığında artık ruhsal evrende kimsenin onayını almayacak kadar tek başına olduğunu vurguluyor. Okuduğumda beni acayip etkileyen bu tespitler de şunu gösteriyor ki eğer bu ürkütücü ve zor doğum sancısını aşarsa kişi kendi Rönesansını yaşamaya başlıyor. Peki bu kadar sarsılmak ve görkemli duygular yaşamak zorunda mıyız? Hayır, ancak diğer türlüsü de cılız bir hayatı, yani ne yaptığımız işten tat almayı ne doğayla ne de insanlarla olan ilişkimizin ilişki olmadığını gösterir. Kendimizden geçip, kendimize geçmiyoruzdur. Evet diğer türlü yaşarız ama hayatın sonunda kendimize dahil ait olamadığımız gerçeğiyle yüzleşip pişmanlıklar yaşarız.

Rahmetli Doğan Cüceloğlu gerçek anlamda kişinin özgürlüğünü “çıktığınız limanın farkında olmak” olarak tanımlar. Bu limana doğru giderken çıktığımız yol, yön bize mi ait? Niyetimizi alarak yürüdüğümüz bu yolda tüm evrenin bir parçası olduğumuzu kabul ederek sorumluluklar almamız gerekir.  Cüceloğlu “gönül muradını keşfetme” olarak tanımladığı bu yolu dış koşullar ile değil yalnız iç koşulların belirlediğinin de altını çizer. İnsanın kendini araması bulması çok zor bunu biliyoruz. Ama yolculuk da bu niyetin kendisi bunu da biliyoruz. Bir bilgi ile karar verdiğimiz seçimlerimizde, sorumluluklarımızda kendimizi buluyoruz. Değerlerimizle yaşamımıza anlam katıyoruz. Kültürün bir piyasa ve moda haline geldiği dünyada biz “şahsiyet inşa” etmeyi seçmeliyiz. Diğer türlüsü bu endüstri içerisinde kaybolup gitmek, başkalarının dayatmalarını yaşam tarzı zannedip zamanı tüketmekten ibarettir. Halbuki bizim içimizde kendi olmak isteyen itici bir güç var. Ve bunun yolu da sorumluluk bilinci içerisinde özgür olmaktan geçiyor. Özgürlüğün temelinde de seçimlerimiz mevcut. Seçimlerimiz her zaman doğru olmasa bile bu kırıcı ve dökücü tarafımız bizi özgürleştirecek yer için vesiledir. Kalıplaşmanın olduğu yerde özgürleşmek de olmuyor vesselam. Bu toplumlar ve devletler için de aynı şekilde işleyen bir sistem. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Editörün Seçtikleri