Deneme

İzmir Akıncıları

Şiiri hücrede yazmıştım. Her Akıncı’nın kendine göre bir öyküsü var, bizim de öykümüz böyleydi. Bana kimse sahip çıkmadı; İzmir'in MSP'li kodamanları benimle ilgilenmedi. 11 gün hücrede yattım. Diğer grupların insanları vardı, tabii diğer grupların çocuklarının hâline acıyordum; ya şu kadar, 1 metre demirden özel hücre yapmışlar...

Akıncılar Derneği’ni ilk defa basından, bazı gazetelerden duymuştum. Tam manasıyla öğrenmek için Ankara'ya gittiğimizde orada araştırma yaptık; yöneticileri kimdir, nerede, nasıl, kimler vardır diye. Sonra "Tamam, şimdi İzmir’de bunu nasıl kurarız?" dedik. Önce dediler ki: "İzmir’de kurmayın; İzmir bozuk bir şehir bu anlamda, kolay kolay başarılı olamazsınız." İzmir’de şube açmak için zar zor 7 kişi bulduk. Dernek açmak için prosedür gereği 7 kişi olmalısınız, öyle hemen ha deyince yapamıyorsunuz. Neyse, bulduk 7 kişi; Hulki Tabak ve Kemal Tabak kardeşlerle görüştük. Derneğin yetki belgesini aldık ve bunu emniyete bildirdik. İkametgâh, nüfus suretleri gibi belgeler gerekiyor bunun için; bir şey olduğunda düzen sana istediği zaman ulaşabilmek istiyor. Neticede derneği kurduk ama 7 kişiyle, 5 kişiyle, 13 kişiyle... 3 kişiyle yazıya çıktığımı biliyorum, 5 kişiyle Konak’ta afiş astığımı biliyorum ben. Sonra İzmir’de en fazla doldurduğumuz bir otobüs adam oldu, o da milletimizin ilgisizliği ve bir şeylere çabuk ulaşma arzusu sebebiyleydi. İzmir’de gezmedik sokak bırakmadık. Benim dört çocuğum vardı, babam "Sen ölürsen bu çocuklara kim bakacak?"diyordu; "Merak etme, Allah büyüktür, bir yol bulunur" diyordum. Ancak Akıncılar'ı basından öğrendikten sonra Ankara’ya gittiğimde soruşturuyordum, sonunda buldum ve Akıncılar Başkanı Mehmet Güney'le temasa geçtim. Bahattin Yıldız gölge gibi gidip geliyordu, ketum biriydi yani; düzenin istediği gibi bir adam değildi, ona göre dikkatli davranıyordu. Öyle kalkıp şöyle böyle demez, dernek kurmaz, bağımsız çalışırdı o.

Akıncılar; İslamcı gençliğin vurucu, öncü gücüydü; İslamcı gençliğin serdengeçtileriydi. Allah için canını veriyorlardı.

İzmir Akıncılar kurucu başkanlığı görevini ifa ediyordum. 1975'te başladım, 3 sene kadar devam ettim. Duvarlara, direklere İslamcı yazılar, sloganlar yazdık; "Tek yol İslam" gibi. Devamında gençler yetiştirme noktasında toplantılar yaptık. Fakat İzmir’de pek yok, havasından mı suyundan mı desem bilmiyorum; daha evvel Reşat Erol vardı, MSP’den. Onun zamanında işler Yüksek İslam destekliydi, sonra sonra iyice dağıldı. Sorumluluk alma duygusu kayboldu. Sen gençsin, sorumlu olacaksın; o kadar insan başıboştu ki. Sonunda 1 Ocak 1982’de tutuklandım, Akıncılar Derneği başkanlığından dolayı. 11 gün hücrede yattım. 1 metre tuvalet kadar yerler bırakmışlar demirden yapıp, onun içinde yattım. O günlere dönmek istemem; işkence gördüm, betonda yattım. Oturmak için ayakkabımın tekini çıkarıp altıma koyardım. Sonrasında mahkemeye çıktık. Ben hâkime dedim ki: "Ne yaptım ki beni tutukluyorsunuz? Polise ateş etmedim, bazı yazılar yazdım sadece." O sıra çocuklarım arkadaşlarım vardı mesela: Sinan vardı, Ali Barlak vardı; onlar İmam Hatip’te okuyorlardı. Fahrettin Gün benim en samimi dava arkadaşımdı; o kadar samimiydi ki, daha o yaşlardayken bu davaya kendini adamış adamlardandı.

Ben ilk önce insan yetiştirmeye çekirdekten başladım: Fahrettin Gül gibi, Sinan gibi, Fahri Gün gibi, Ali Barlak gibi... Onları yetiştirmek için çeşitli işler yaptık, bunlardan biri de deniz kıyısında yaptığımız kamplardı. Daha sonra jandarma alanımızı bastı. Bir müteahhidin yanına gitmiştik ihtiyaçlar için, dedik böyle böyle; o da çıkartıp 15.000 liralık çek yazdı, o zamanın parasıyla. Polisler derneğimizi ele geçirdikten sonra bu adama gidip demişler ki: "Bu parayı sen mi verdin, yoksa tehditle mi aldılar?" Adam: "Yok kardeşim" demiş, "Ne tehdidi, yok; ben kendim verdim." Ben daha evvel böyle değildim, ilk evim şu sırada babamın eviydi. Hiç uğraşmadım kazanayım yapayım diye, hepsini Allah verdi; eşimi de verdi, evleri de... 

Bizim kaynağımız İmam Hatip'ti, İslam’dı. Benim gibi sağdan soldan fırlama değil... İmam Hatip kökenli bir insan değilim ben, Yüksek İslam’dan da değilim, sağdan soldan fırlama takımındanım yani. Ama Ankara’ya, mitinglere, genel çalışmalara katıldıkça Akıncılar’ı kurmaya özen gösterdim. Yani ne yapabilirim? Zamanında Reşat Erol da yapmış ama o başka kanaldan girip Yüksek İslam’ı hareketlendirmiş, fakat sürekli değil, bir müddet sonra bırakmış. Uzun zaman isteyen bir iş bu. Tek tek çalışmalar da yapacaksın, toplu çalışmalar da yapacaksın; teşkilatçılık sabır isteyen bir iş. Adam adama markaj yapacaksın, ilk önce gönüllü olanlarla çalışacaksın. Böyle işte...

Halkın içindeki İslami duygu başkaydı. Adam belki de namaz kılmıyordu ama bu işe geliyordu. Adam koşturuyordu, bir şey yazmaya, bir şey üretmeye çalışıyordu. Öyle insanlar vardı. Ama bağımsız kalıyordu, bir yere bağlı bir insan değildi İzmir'deki insanlar; böyle bir şey yani, bağımsız insanlar. İzmir'de çalışmak zor tabii, kolay değil. Mesela Mehmet Ali Acar, İzmir'de değerli bir ağabeyimiz. Onun için dikkatli olmak lazım, insanları saymak lazım.

Bölge faktörü var bir de. İzmir bölge faktörü... Tamam, potansiyel var ama toplum, düzen yozlaştırmış insanları, kendine uydurmuş. İnsanların anlayışlarını değiştirmiş. Sonunda hepsi kaybolup gitti. Mesela adlarını hatırladığım Fahrettin, Fahri ve bir kardeşleri daha vardı bunların; üç kardeşlerdi, soyadlarını da hatırlamıyorum. Hepsi de İslam davasına hizmet etmeye çalışıyorlardı, ama bağımsız yani ferdi yapıyor. Adam teşkilat ikinci başkanıydı; Hulki Tabak. "Sen niye yazıya gelmiyorsun?" diye adama çatıyorlar. Yahu kardeşim, bu adam dernekte bütün yazışmaları yapıyor. Adam bana dedi ki:"Arkadaş, sokak çalışmalarına katılamam. Çalışmalara katılamam ama derneğin bütün işlerini yaparım." Yani yazışmalar var, çeşitli konular var; yazmak lazım, işlemek lazım. O işleri o yapıyordu. O zamanki işler başkaydı yani. O zamanki yıllar çok daha başkaydı yani. Akıncı olmak kolay bir şey değildi. Babam kaç sefer söyledi bana: Senin bu çocuklarına ben mi bakacağım? Sen” dedi “hapis olursan veya ölürsen, şehit olursan, vururlarsa bu adamlar... Ben ne yapacağım? Bu dört çocuğa nasıl bakacağım ben?" diye korkuyordu. Dedim ki: "Korkma baba, Allah onların nasiplerini verir, hiç merak etme." Göremediler ileriyi ama ben görüyordum. Neticede geçti gitti o yıllar yani.

İzmir’in bölge faktörü var. İzmir başka, Konya başka veya Afyon başka. İnsanların toplumsal hafıza anlayışı başka. Orada yaşamak, başka bir şeydi. Toplumun kültürel yapısı, maddi yapısı çok önemli... Türkiye’de Müslümanlar düzenin Müslümanı olmuş, tabii içlerinde markadan ayrı insanlar var. Ama onlar belli bir yerde İslam’a geçiyorlar, İslam’a dönüyorlar ama bu sefer engellemeler, sürüklemeler başlıyor. Bak, burada şiirde yazmışım:

Bugün Cuma kaderin tecellisi.

Yok, bitmedi, devam ediyor:

Bir genç şahbaz, Kelepçeli.

 Hücreler soğuk, mermer taş kesmesi.

Cellat dedi, "Söyle bilmediklerimi."

Karanlık hücreler çığlıkla yünlemeli.

Dünya karanlık, gözlerim sürmeli.

Burada anlatmak istediğim şeyler var:

Hücreler soğuk, mermer taş kesmesi.

 Dudakta kan, hasretle su içmeli.

Su içmeli. Bir genç şahbaz ki elleri kelepçeli.

Her adımda atıfım zikir sesi.

Mor sabahta giydik şehadet elbisesi.

Bu gece ömrümüzün son gecesi.

Atuf öper hasretle gözlerimi. 

Gözümde reyyan firdevs serinçleri.

Dilde zikir ölümsüzlük hecesi.

Her adımda atıfım zikir sesi.

Mor sabahta giydik şehadet elbisesi.

Bu gece ömrümüzün son gecesi...

Şiiri hücrede yazmıştım. Her Akıncı’nın kendine göre bir öyküsü var, bizim de öykümüz böyleydi. Bana kimse sahip çıkmadı; İzmir'in MSP'li kodamanları benimle ilgilenmedi. 11 gün hücrede yattım. Diğer grupların insanları vardı, tabii diğer grupların çocuklarının hâline acıyordum; ya şu kadar, 1 metre demirden özel hücre yapmışlar...

 

Editörün Seçtikleri