Deneme

Akıncılar: Tarihî ve Siyasi Bir Gençlik Hareketinin Serüveni

Akıncılar, Türkiye’de İslamcı gençliğin teşkilatlanma tarihinde önemli bir dönemecidir. Kuruluş kadrosundan Anadolu’ya yayılan teşkilatlarına, mitinglerinden yayınlarına, şehitlerinden 12 Eylül sonrasında yaşadığı kırılmalara kadar bütün bu süreç, bugün hâlâ araştırılmayı ve gelecek kuşaklara aktarılmayı bekleyen önemli bir tarihî tecrübedir.

Millî Mücadele’den MTTB’ye

Türkiye’de İslâmcı gençliğin teşkilatlanma serüvenini anlamak için önce Millî Mücadele yıllarından itibaren şekillenen gençlik hareketlerine bakmak gerekir. Bu süreçte gençlik, yalnızca eğitim hayatının bir unsuru değil, ülkenin siyasi ve fikri geleceğinde söz sahibi olması gereken bir kesim olarak görülmüştür. Bu anlayışın kurumsal devamlılık kazandığı yapılardan biri de Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) oldu. MTTB, uzun yıllar boyunca millî ve manevi değerlere bağlı gençlerin bir araya geldiği önemli bir teşkilat olarak faaliyet gösterdi. Ancak 1960’lardan itibaren Türkiye’de ve dünyada meydana gelen gelişmeler, gençliğin siyasi kimliğinde de önemli değişikliklere yol açtı.

Soğuk Savaş, Komünizmle Mücadele ve Gençliğin Siyasallaşması

1960’lı yıllar Türkiye’de sağ ve sol hareketlerin hızla güç kazandığı bir dönemdi. Dünyada ise Soğuk Savaş bütün ağırlığıyla devam ediyordu. Vietnam Savaşı, Filistin Meselesi, Sovyetler Birliği’nin etkisi ve İslam dünyasındaki gelişmeler Türkiye’deki gençliğin düşünce dünyasını etkiledi. Bu dönemde anti-komünizm, milliyetçilik ve İslami hassasiyetler aynı zeminde buluşabiliyordu. Ancak zaman içerisinde bu ortak zemin içerisinde farklı fikirler belirginleşmeye başladı.

Üniversitelerde yaşanan çatışmalar ve siyasi kutuplaşma gençliği doğrudan etkilerken bir tarafta Türk milliyetçiliğini merkez alan anlayış güçleniyor, diğer tarafta İslam'ı daha merkezi bir siyasi ve kültürel referans olarak gören yeni bir gençlik anlayışı ortaya çıkıyordu. Bu ayrışmanın en önemli sorularından biri şuydu: Millet mi merkezdedir, ümmet mi?

Bu soru, 1970’lerde Türkiye sağının içerisindeki fikrî ayrışmanın temel başlıklarından biri haline geldi.

MTTB’nin İçindeki Büyük Dönüşüm

MTTB, bu dönemde İslami hassasiyetleri giderek daha fazla öne çıkan gençlerin yetişmesinde önemli bir okul işlevi gördü. Ancak 1970’lere gelindiğinde gençliğin önemli bir bölümü üniversite sınırlarını aşan, mahallelerde, işyerlerinde ve Anadolu şehirlerinde karşılık bulan daha geniş bir teşkilatlanmaya ihtiyaç duyuyordu. Akıncılar işte bu arayışın içerisinde ortaya çıktı. MTTB bir öğrenci teşkilatı tecrübesiydi, Akıncılar ise bu tecrübeyi toplumun daha geniş kesimlerine taşıma arayışının ürünü oldu.

 

Akıncılar’ın Ortaya Çıkışı ve Kuruluşu

Akıncılar hareketi 1970’lerin ortasında Türkiye’de İslami kimliğin gençlik içerisinde giderek güçlendiği bir dönemde şekillendi. 1975 yılında Ankara Devlet Mimarlık-Mühendislik Akademisi’nde öğrenim gören 32 genç, Ankara’da bir dernek kurma kararı aldı. Kuruluş çalışmaları ilerledikçe bu sayı 14 kişilik bir çekirdeğe indirildi.

Kuruluş sürecinde Mehmet Kartın, 12 Aralık 1975’te Ankara Valiliğine müracaat ederek “Akıncılar” adını taşıyan derneğin kuruluş başvurusunu yaptı. Derneğin kurucu genel başkanı Tevfik Rıza Çavuş oldu. Kuruluş kadrosu içerisinde Tevfik Rıza Çavuş, Mehmet Kartın, Mehmet Tezel, Mehmet Gevher, Baha (Yastas) Topaloğlu, Zeki Karabayır, Hayrettin Çelik, Mehmet Başar, Orhan Aydın, Yahya Güler, Şahin Başol, Veli Köksal, Ali İhsan Kandemir, Servet Üst yer aldı. Kaynaklarda ayrıca Mehmet Tellioğlu’nun MTTB Ankara Şubesi Ortaöğretim Komitesi Başkanı olması sebebiyle ilk resmî kurucular arasında yer almak istemediği, ancak 1976’daki ilk olağan genel kurulda genel idare kuruluna alındığı belirtilmektedir. Daha sonraki yıllarda Akıncılar Derneği’nin genel başkanlığını sırasıyla Mehmet Tezel, Mehmet Tellioğlu ve Mehmet Güney yürüttü.

Akıncılar kısa zamanda yalnızca öğrencilerden oluşan bir gençlik yapılanması olmaktan çıktı. İşçiler, memurlar, esnaflar ve mahalle gençliği de hareket içerisinde yer almaya başladı. Akıncı İşçiler, Akıncı Memurlar ve Akıncı Sporcular gibi yapılanmaların ortaya çıkması, hareketin toplumsal tabanını genişletti. 

Akıncılar, Ülkücüler ve Sağ İçindeki Ayrışma

Akıncılar’ın yükselişiyle birlikte Türkiye sağındaki ayrışma daha görünür hâle geldi.

Ülkücü hareketin merkezinde Türk milliyetçiliği bulunurken Akıncılar’ın söyleminde İslami kimlik, ümmet, Kudüs, Filistin ve dünya Müslümanlarının meseleleri giderek daha fazla yer aldı. Bu ayrışma yalnızca fikir düzeyinde kalmadı. 1970’lerin sonlarına doğru Türkiye’nin genel siyasi şiddet ortamı içerisinde farklı gençlik çevreleri arasında çatışmalar yaşandı. 10 Haziran 1976 yılında Erzurum Lalapaşa Camii İmamının oğlu ve İl Müftüsünün yeğeni Erzurum Kazım Karabekir Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği Öğrencisi Ahmet Albayrak’ın Erzurum İl Müftülüğünde kaza kurşunu adı ile sağ görüşlü arkadaşı tarafından vurulması, MTTB ve Akıncılar içerisinde çok fazla ses getirmese de Mustafa Bilgi olayı sonrası ilk cinayetlerdendi. Hatta Ocak 1976 yılındaki Yeniden Milli Mücadele grubu içerisinde Zeki Yılmaz adlı Artvinli öğrencinin Ankara da ülkücülerce öldürülmesi sağ içindeki cinayetler silsilesi içerisindeydi.

Edirne de 1977 yılında Erdoğan Tuna’nın 40-50 kişilik kalabalık bir ülkücü grup tarafından bıçaklanarak şehit edilmesi ayrışmanın diğer noktalarından biri olmuş. Bu dönemde Metin Yüksel’in 23 Şubat 1979’da Fatih Camii avlusunda öldürülmesi, Akıncı hafızasında önemli bir kırılma noktası oldu. Yüksel’in şehadeti, hareket içerisinde en çok ses getiren şehadet olayı oldu. Bunu 5 Temmuz 1980 yılında Sedat Yenigün’ün şehit edilmesi takip etti.

Akıncılar’ın Fikri Çerçevesi

Akıncılar’ın düşünce dünyasında İslami kimlik, bağımsızlık, Kudüs ve Filistin meselesi, dünya Müslümanlarının sorunları ve Türkiye’nin yeniden kendi medeniyet değerleriyle buluşması önemli yer tuttu.

Hareketin yayın faaliyetleri de bu fikri zeminin oluşmasında etkili oldu. Şûrâ, Tevhid, Hicret, Vesika, Yeni Ölçü ve daha sonraki dönemde farklı yayınlar, İslamcı gençliğin düşünce dünyasının şekillenmesinde rol oynadı. Bu yayınlarda yalnızca Türkiye’nin meseleleri değil, dünya Müslümanlarının yaşadığı sorunlar da gündeme taşındı.

1 Nisan 1979: Sakarya Mitingi

Akıncılar’ın kitleselleşmesinde mitingler önemli bir yere sahipti. 1 Nisan 1979’da Sakarya’da gerçekleştirilen büyük miting, hareketin toplumsal görünürlüğünün arttığı önemli hadiselerden biri oldu.

Akıncılar artık yalnızca belirli üniversite çevrelerinde faaliyet gösteren bir gençlik yapılanması değil, Anadolu’nun farklı bölgelerinde karşılık bulan siyasî ve sosyal bir hareket hâline geliyordu.

1 Nisan 1979 Sakarya Mitingi’nde Mehmet Akif İnan, heyecanlı kalabalığa hitap ederken

Şehitler: Kısa Bir Kronolojik Hafıza

Akıncılar’ın tarihini yalnızca teşkilatlar, yayınlar ve mitingler üzerinden okumak eksik kalır. Bu tarihin en önemli unsurlarından biri de şehitleridir. Türkiye’de İslami ve milliyetçi gençliğin erken dönem şehitlerinden Ruhi Kılıçkıran, 5 Ocak 1968’de Ankara’da şehit edildi. Ardından Mustafa İlhan Kahraman, Mustafa Bilgi ve Süleyman Özmen gibi isimler geldi. Bu ilk dönem şehitlerinin hatırası daha sonraki yıllarda farklı gençlik çevreleri tarafından da sahiplenildi.

Kısa kronoloji şöyledir:

1968: Ruhi Kılıçkıran

1969: Mustafa İlhan Kahraman – Mustafa Bilgi

1970: Süleyman Özmen

1974: Hüseyin Yıldız

1976: Ahmet Albayrak – Yusuf Tanık

1977: Adil Akyol – Abdullah Altıntepe – Bahri Kılıç – Fikret Keklik – Erdoğan Tuna – Nazım Durmuş

1978: Mehmet Doğruyol –Hamid Fendoğlu – Hasan Yeşil – Hasan Süren – Celil Yıldırım – Hasan Kaya – Necmettin Yağmur – Mehmet Baydın – Nuri Ak – İsmail Kendirli – Senayi Tan – Salih Kara – Cemal Havuzoğlu – Ahmet Hattaboğlu – Ömer Aksak – Ahmet Jandarma – Bünyamin Yılmaz – Vedat Kanat – Raci Ulutaş – Necati Çakıcı – Bedri Şenoğlu – Abdullah Küçük – Mustafa Emeksiz – Mustafa Karacan – Bünyamin Varol – Şamil Yiğitsözlü

1979: Mehmet Baldöktü –  Hüsnü Sarıoğlu – Selami Başaran – Metin Yüksel – Asaf Durmuş – Hasan Bülbül – Yusuf Akyıldız – Burhan Çimen – Burhan Aktaş (Alkoç) – İbrahim Çalı – Ahmet Atıcı – Halil Çetin – Ali Al – Ahmet Haşim Sönmez – Orhan Ünal – Mustafa Güneş – Mesut Akkiraz –Mehmet Polat – Ahmet Aktaş – Sefa Eryağan – Mirza Korkmaz – Hasan Tekin – Mustafa Sevim – Ahmet Ali Özkan – Bayram Bayraktar – Kemal Özdemir – Metin Avcı – Fevzi Bektaş – Selahaddin Beyazıt

1980: Mukadder İnce – Gürsel Kabadayı – Sebati Bursa – Kemalettin Şener – Münir Kaya – Necip Kural – Mustafa Geçol – Hidayet Kazan – Ahmet Güzelsoy – İsmail Yamaç – Sabahattin Gürbüz – Osman Kaya – Yahya Baran – Celal Aslan – Mustafa Yaşar – Lütfi Özgün – Mustafa Başalp – Yaşar Demirci – Sedat Yenigün – Halim Gürsel – Hüseyin Filik – İsmail Mavuş – Recep Sucu – Kamil Dağaslanı – Hayrettin Sönmez – Durmuş Öztürk – Mehmet Salih Ay – Abbas Ay –

1981: Davut Düğmeci

Bu şehadetler, Akıncılar’ın ne kadar aksiyoner bir gençlik olduğunu gösterir.

 

6 Eylül 1980 Konya Mitingi

Akıncılar’ın kitleselleşmesinin en dikkat çekici örneklerinden biri 6 Eylül 1980 Konya Mitingi oldu. Miting, 12 Eylül öncesindeki siyasî atmosferin en çok tartışılan hadiselerinden biri hâline geldi.

Konya’daki büyük kalabalık, Akıncı hareketinin ulaştığı toplumsal karşılığı göstermesi bakımından önem taşıyordu. Ancak Türkiye birkaç gün sonra askerî darbeyle karşı karşıya kaldı.

12 Eylül ve Akıncılar

12 Eylül 1980 askerî darbesi, Akıncılar açısından da büyük bir kırılma meydana getirdi. Dernekler kapatıldı, teşkilatlar dağıtıldı ve çok sayıda Akıncı tutuklandı. Akıncılar Derneği 12 Aralık 1975’te resmen kurulmuş, daha sonra sıkıyönetim kararıyla kapatılmıştı. Bu süreçte genel başkanlık görevini Tevfik Rıza Çavuş, Mehmet Tezel, Mehmet Tellioğlu ve Mehmet Güney yürüttü.

Akıncılar Derneği’nin kapatılmasının ardından 7 Mart 1980’de Konya merkezli Akıncı Gençlik Derneği kuruldu ve 12 Eylül’e kadar faaliyet gösterdi. 12 Eylül sonrasında Akıncılar ana davası ve Akıncı Gençler Derneği davası kapsamında çok sayıda kişi yargılandı. Bu davalar, hareketin tarihindeki en ağır hukuki ve siyasi süreçlerden biri oldu.

 

 

Akıncılar’ın Sonrası

12 Eylül, Akıncılar’ın Dernek olarak örgütlü dönemini sona erdirdi. Ancak hareketin düşünce dünyası bütünüyle ortadan kalkmadı. Akıncılar içerisinde yetişen insanların önemli bir bölümü sonraki yıllarda siyasette, basında, akademide, sivil toplumda ve farklı toplumsal alanlarda faaliyet göstermeye devam etti. Bu nedenle Akıncılar’ın tarihini yalnızca 1975-1980 arasındaki dernek faaliyetleriyle sınırlamak doğru değildir.

 

Bugüne Etkisi

Akıncılar’ın Türkiye’de bıraktığı en önemli miraslardan biri, İslami kimliğin bireysel veya kültürel bir mesele olmadığını, siyasi ve toplumsal bir perspektif içerisinde de ele alınabileceğini göstermesidir.

Bugün Türkiye’de farklı siyasi partilerde, sivil toplum kuruluşlarında, medyada, akademide ve düşünce kuruluşlarında faaliyet gösteren birçok insanın düşünce dünyasında 1970’lerin Akıncı tecrübesinin doğrudan veya dolaylı izlerini görmek mümkündür.

Akıncılar’ın tarihî mirası aynı zamanda gençliğin teşkilatlanması, yayıncılık, siyasi bilinç, dünya Müslümanlarıyla dayanışma ve Kudüs-Filistin meselesi gibi başlıklarda da devam etmektedir.

 

Sonuç: Bir Teşkilâtın Değil, Bir Gençlik Tecrübesinin Tarihi

Akıncılar’ın tarihi bir derneğin kuruluş ve kapanış tarihi değildir. Bu tarih, Türkiye’de gençliğin nasıl siyasallaştığını, MTTB’nin nasıl dönüştüğünü, milliyetçilik ile İslâmcılık arasındaki ilişkinin nasıl değiştiğini, sağ içindeki ayrışmanın nasıl ortaya çıktığını, İslâmcı yayıncılığın nasıl geliştiğini ve dünya Müslümanlarının meselelerinin Türkiye’de nasıl gündem hâline geldiğini anlamanın anahtarlarından biridir.

Akıncılar içerisinde güçlü bir idealizm, teşkilatçılık ve dava anlayışı vardı. Aynı zamanda sert siyasi ve fikri tartışmalar da yaşandı. Bu hareketin tarihini doğru anlamanın yolu, ne yalnızca romantik bir geçmiş anlatısı kurmaktan ne de onu 1970’lerin çatışma ortamına indirgemekten geçer.

Akıncılar, Türkiye’de İslamcı gençliğin teşkilatlanma tarihinde önemli bir dönemecidir. Kuruluş kadrosundan Anadolu’ya yayılan teşkilatlarına, mitinglerinden yayınlarına, şehitlerinden 12 Eylül sonrasında yaşadığı kırılmalara kadar bütün bu süreç, bugün hâlâ araştırılmayı ve gelecek kuşaklara aktarılmayı bekleyen önemli bir tarihî tecrübedir.

 

 









Editörün Seçtikleri