Deneme

Soruşturma: AKINCILAR’ı Akıncılara Sorduk

Akıncılar Derneği’nde idarecilik yapan bazı yöneticilere ve önde gelen bazı mensuplarına, dernek ve dernekle ilişkileri hakkında birkaç soru yönelttik. Bunları siz okuyucularımıza sunarken önce soruyu, sonra hepsinin verdiği cevapları alfabetik olarak sıraladık. Faydalı olması umuduyla.

(Ali Bakaner, Dursun Özcan, Muhammet Emek, Seracettin Karayağız, Ziya Yavuz )

S: Akıncılar isimli bir derneğin varlığından ilk nasıl haberdar oldunuz? Sizi bu teşkilatla kim tanıştırdı? Akıncılarla birlikte olmayı niye tercih ettiniz?

Ali Bakaner: Üniversite yıllarında İslami bir çizgiye sahip olduğumdan dolayı Millî Türk Talebe Birliği’nde çeşitli görevler yaptım. 1975 senesinde kurulan Akıncılar Derneği düşünceme paralel olduğu için beraber hareket ettim.

Dursun Özcan: Akıncılar Derneği kuruluşunu 1975 yılında basından öğrendim. Biz o zaman İslami çalışmaların içinde idik. MTTB çatısı altında, Yıldız Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi bünyesinde İslami çalışmaların içinde idik.

Akıncılar Derneği’nin kuruluşunu duyunca heyecanlandık ve sevindik. Çünkü MTTB’nin çalışmaları toplumunun tümünü kapsamaktan uzak idi. MTTB çalışmaları toplumunun sadece öğrenci kesimini kapsıyordu. Halbuki toplumun çalışan gençlik ve esnaf kesiminin kapsanması bunların üzerine de çalışma yapılması gerekiyordu. 

Yıldız İDMM Akademisi içinde bizim dışımızda diğer gruplarla çok ciddi bir çatışma içinde idik. Bunlar sol gruplar ve ülkücü milliyetçi grup idi. Çatışma ve tartışmalar biçimde devam ediyordu.

Muhammet Emek: Bismillah.1969 yılında rahmetlik Erbakan hocam Eylül ayında Erzurum'a teşrif etmişti. Henüz İmam Hatip Ortaokulu birinci sınıf öğrencisiydim. Ömür Aile Çay Bahçesi’nde bir konferans verdi. Akşam da halk eğitim merkezinde “Türkiye'nin Meseleleri ve Çözüm Yolları” isimli konferansına katıldık. Yani Milli Nizam Partisi kurulmadan önce. Ailece o günden itibaren Erbakan hocanın yanında olduk. İmam Hatip Ortaokulunda okutman Milli Türk Talebe Birliği Ortaöğretim komite başkanlığı yaptım. O tarihten itibaren 1975 yılına kadar MTTB’de görev yaptım. Aynı binanın bir üst katında Akıncılar Derneği diye bir dernek faaliyete geçti. İlk kurucu başkanı emekli müftü Veysel Yıldız hoca idi. Kuruluşundan bir yıl sonra Akıncılar Derneği Erzurum il başkanlık görevini şahsıma tevdi ettiler.1979 yılı sonuna kadar devam ettim. 1979 yılında olağanüstü hal ilan edilince, MTTB ve Akıncılar genel merkezleri kapatılınca buna bağlı olarak şubeler de kapatıldı. Bu kez Erzurum’da faaliyet gösteren MTTB başkanı İzzet Uzun ve Akıncılar dernek başkanı olarak şahsım, MTTT ve Akıncılar’ı bir araya getirerek, tek çatı altında İslamcı gençliği bir araya getirdik. Bu hareket Türkiye'de ilk hareket olarak tarihe geçti.1980 ihtilali vuku buldu, gözetim altına alındık, tüm faaliyetler yasaklandı. Salih Hakverdi başkanlığında aynı ekip Erzurum’da Abdurrahman Gazi Vakfı adında bir vakıf kurduk.1980’den itibaren bu ruhu taşıma ve devam ettirmek adına Abdurrahman Gazi Vakfı, faaliyetine devam etmektedir.

Seracettin Karayağız: Akıncılar Derneği 12 Aralık 1975 yılında Tevfik Rıza Çavuş başkanlığında Ankara’da kuruldu. Biz o zaman üniversite öğrencisiydik ve MTTB bünyesinde faaliyet gösteriyorduk. Ancak MTTB’nin “Okullarda olaylara katılmayacaksınız, bir an evvel okulunuzu bitireceksiniz!“ gibi bir prensibi vardı, ancak bu prensibin gerçekleşmesi çok zordu. Üniversitelerde bulunan komünist gruplar hemen her gün boykot, yürüyüş, forum gibi bir etkinlik düzenliyor. Ya kendin hiçbir farklı faaliyet göstermeden bunlara uyacaksın, ya da kavgaya hazır olacaksın. Zaten biz okula gelmeden önce bizim abiler tarafından İDMMA'da (Yıldız Teknik Üniversitesi) bu kavga başlamış. Abilerimiz “Ailemiz bizi okuyup bir an evvel okulumuzu bitirelim diye gönderdi, siz her gün bunu sabote edecek bir eylem yapıyorsunuz. Ayrıca bizim de inandığımız farklı İslam düşüncesi var, biz de kendi düşüncemizi anlatırız“ deyince kavga başlamış. 1975 yılında okula başladığımda da bu kavga devam ediyordu. MTTB yönetimi bundan dolayı bizi dışladı. Daha sonra sanırım 1978 yılıydı. Okul başkanımız Mehmet Güney, Akıncılar Genel Başkanlığı için Ankara’ya çağrıldı. O da okul başkanlığını bana devrederek Ankara’ya gitti. Bizim grup da bu şekilde Akıncı kimliğine girmiş oldu. 

Ziya Yavuz: Bilindiği üzere Akıncılar derneğinin kuruluşundan önce MTTB adlı öğrenci derneği 1960’lardan sonra İslami bir kimlik kazanmış olarak faaliyette idi. Şahsım ilk olarak 1975 yılında lise öğrencisi iken amcam vasıtasıyla (kendisi Konya Yüksek Tahsil Talebe Birliği başkanı idi) bu dernekle tanıştım. Akıncılar derneğini kuran ilk neslin büyük bir çoğunluğu zaten MTTB’nin faaliyetlerine katılmaktaydı. Ayrıca MSP gençlik kolları ve bazı cemaatlerdeki gençler dernek kurulduktan sonra Akıncılar çatısı altında toplanmışlardı. Tercih nedenimize gelince, sahada İslami hareketlere karşı farklı cephelerden baskının bu dönemde giderek artmış olması ve karşı tavrın gösterilmesinin zorunlu hâle gelmiş olmasıdır. 

 

S: Sizce Akıncılar’ı diğer gençlik örgütlerinden ayıran temel unsurlar nelerdi?

Ali Bakaner: Akıncılar; İslami düşünceyi savunan, milletimizin temel, kültürel değerleri ile örtüşen bir yapıdır. Beşerî ideolojilerden uzak, insanımıza hayat verecek olan kutsal değerleri savunması en önemli özelliklerindendi. Sivrisinekleri yok etmekle bataklığın kurumayacağını bilen ve sivrisineklerle değil, bataklığı kurutmak için çaba sarf eden bir özelliği vardı. Diğer gençlik örgütlerinden ayıran en temel unsurlardan bazıları bunlardı diyebilirim.

Dursun Özcan: Akıncılar Derneği’ni diğer gruplardan ayıran temel özellik, İslam'ı temel ve hareket noktası olarak alması.

Toplumun tümünü kapsayan bir tutum içinde olmasıdır. İslam dışı diğer gruplarla olan mücadelesinde geri adım atmaması, göze göz, dişe diş mücadele etmekten çekinmemesi temel özellikleri arasındadır.

Muhammet Emek: Akıncılar’ı diğer teşkilatlardan ayıran en büyük özellik, o günün Türkiye’sinde gençlik üzerinde etkili olan iki gençlik örgütü mevcuttu. Birincisi sosyalizmi savunan sol örgütler, diğeri milliyetçi akımlardı. Biz bunların düşünce tarzlarının dışında İslami bir dünya düzeninde yaşamak, tek kurtuluşun İslam’da olduğunu inanan ve savunan pırıl pırıl bir gençlik grubuyduk.

Seracettin Karayağız: Akıncı gençler, İslam inancını yaşayan, tebliğ eden ve bu uğurda şehadet dahil her türlü mücadeleyi göze alan bir gruptu. Hiçbir zaman kavgadan yana olmadık ama karşımıza geldiğinde de sırtımızı dönüp kaçmadık. Bu uğurda birçok şehid de verdik. 

Ziya Yavuz: İslamcı gençlik örgütleri açısından değerlendirdiğimizde (sağ ve sol grupları dışarda tutarak) Akıncıların ilkin bir öğrenci hareketi olarak daha çok sahada (eylem planında) olmaları ve giderek toplumun diğer kesimlerinde de örgütlenmeleridir. Bununla birlikte her türden İslami anlayışa açık bir yapıda olmalarıdır denilebilir.

 

S: Bu teşkilat içinde idari bir vazife yüklendiniz mi? Bu süreçte ne tür faaliyetler yaptınız? Bu vazife ne kadar sürdü? 

Ali Bakaner: Bu teşkilat içinde genel merkezde vazife aldım. Genel merkez olarak Konya, Sivas, Yozgat, Adapazarı gibi şehirlerde halkın da iştirak ettiği çok kalabalık mitingler gerçekleştirildi. Halkımızı İslami çizgide buluşturacak seminerler, konferanslar, açık oturumlar, mahalle sohbetleri, basın-yayın faaliyetleri gibi etkin çalışmalar yapılırdı. İnsanımızın sosyal, kültürel, fikri gelişimine katkı sağlayan tüm faaliyetlerin içindeydik. Akıncıların faaliyetleri 1980 İhtilali'ne kadar sürdü.

Dursun Özcan: Akıncılar derneği içinde görev almam,  bizim Yıldız İDMM Akademisi içindeki mücadelemiz Türkiye sathında ses getirince Akıncılar Derneği genel merkezindeki arkadaşlar bize grup olarak İstanbul Akıncılar Derneği şube yönetimi almamız teklif edildi. Biz Yıldız’daki arkadaşlar, istişare ile bu görevi kabul ettik. Mehmet Güney bey arkadaşımız Yıldız’da da başkanımız olarak İstanbul Akıncılar Derneği başkanı olarak atandı. Ben de onun yönetim kurulu üyesi olarak görev almış oldum. Daha sonra Mehmet Güney genel başkan olunca, arkadaşlar beni İstanbul şube başkanı olarak görevlendirildiler. Sıkıyönetim komutanlığı tarafından dernek kapatılıncaya kadar ,yaklaşık altı ay, başkanlık yapmış oldum. 

Akıncılar Derneği şubeleri haftalık seminerler yaparlar, üyelerin fikri siyasi ve kültürel gelişimini ilerletmek üzere çalışırlardı. Bunun dışında üyeler mümkün olduğunca okuma alışkanlığı kazandırmak için yönlendirildi. 

Muhammet Emek: 1976-1979 Akıncılar Derneği Erzurum il başkanlığı görevinde bulundum. O günün şartlarında gençleri fikri bazda geliştirmek için konferanslar, seminerler, kitap ve dergi okumaları olmazsa olmazımızdı. İkincisi ve daha önemlisi Akıncılar Derneği’nin düzenlediği mitinglere iştirakti. En önemlisi ise sokak ve şehir hâkimiyetini kurmaktı. Bunun için de duvar yazıları ve afişleri olmazsa olmazımızdı.

Seracettin Karayağız: Okul başkanlığından sonra 2 yıl kadar İstanbul Akıncılar başkanlığını gayriresmi olarak yürüttüm. İstanbul’da o dönemde Sıkıyönetim olduğu için resmi dernek açmak çok zordu. 12 Eylül 1980 de darbe olunca faaliyetleri durdurmak zorunda kaldık. Önceki süreçte üniversitelerin birçoğunda örgütlendik. Kitap okumaları, konferanslar, tebliğ çalışmaları, ayrıca yürüyüş ve mitinglerle geniş kitlelere tebliğ yapmaya çalıştık ve kısa zamanda ilçeler dâhil Türkiye’nin birçok yerinde yapımızı oluşturduk. Yurt dışında aynı inanca sahip IIFSO, WAMY gibi kuruluşlarla irtibat kurduk. 

Ziya Yavuz: Hatırlanacağı üzere Akıncılar lise düzeyinde AK-LİS adı altında örgütlenmişlerdi. Bendeniz de o dönemde Konya Karatay Lisesinde okul bitene kadar AK-LİS temsilciliği görevinde bulundum. Faaliyetlerimiz genellikle eğitim alanıyla ilgili çalışmalar olarak öğrencilerin derslerine yardımcı olmak kitap, dergi gibi yayınların takibi ve seminer konferans gibi genel toplantılar şeklindeydi. 

 

S: O dönemde İslamcı bir gençlik hareketinin mensubu olmanın zorlukları nelerdi? Bunlardan bahsedebilir misiniz?

Ali Bakaner: O dönemde İslamcı bir gençlik hareketinin mensubu olmak, rejimin zihniyeti açısından zorlukları da beraberinde getirdi. Mesela 163. madde, Demokles'in kılıcı gibi Müslümanların üzerinde sürekli bir baskı oluşturuyordu. Müslümanlar İslami faaliyetlerinden dolayı sık sık takibe uğruyor ve cezaevlerine atılıyordu. Kılık kıyafetlerine, giyim kuşamlarına müdahale ediliyordu. Bunları aşmak için çeşitli platformlarda mücadele veriliyor, rejimin baskısı ve zulmü ile karşılaşılıyordu.

Dursun Özcan: O dönem zorlukları, öncelikle örgütlenme ve yaygın çalışma açısından, önümüzde örnek alınacak İslami çalışma bulmakta çektiğimiz zorluk ilk sırada sayılabilir. İkinci olarak imkânsızlık çok ciddi bir sorundu ve köylü bir altyapı ile toplumun önüne geçip önderlik yapmaya çalışmak, başlıca sorunlarımızdan sayılabilir. Düşün ki yirmili yaşlarda bir üniversite öğrencisisiniz, 400 kişilik bir yurtta öğrenci temsilcisi olmuşsunuz ama ne yapmanız gerektiği konusunda fikir alabilecek bir kişi veya kuruluş bulamıyorsunuz. El yordamı ile gençlik yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Yani hem kendinizi hem de arkadaşlarınızı geliştirmek zorunda kalıyorsunuz.

Muhammet Emek: Elbette ki en etkili özelliklerin başında kapitalizm, sosyalist fikir ve akımlara karşı durmak en ağır duruş ve bedel ödemeyi gerektirmiştir. İkincisi İslami bir düzene talip olmak, mevcut sistemi karşınıza almaktı. Milliyetçilerin ağırlıklı olduğu bir şehirde, milliyetçi akımın karşısında durabilmek sahada zor bir hadiseydi. Her şeye rağmen zor ama güzel bir hareketin içinde bulunmak ve mücadelesini vermek, zevkli ve güzel bir hareketti.

Seracettin Karayağız:  Maddi yönden sıkıntı çekiyorduk. Evlerin masraflarını dahi zor karşılıyorduk. Yurt sayısı çok azdı. Cezaevinde bulunan arkadaşlarımıza avukat bile tutamıyorduk. İhtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorduk. Kıt imkânlarına rağmen yardımcı olan esnaflar da vardı. Hepsini hayırla yâd ediyoruz. Allah onlardan razı olsun.

Ziya Yavuz:1970/80 li yıllar arasında dünya, kabaca bir genelleme yapacak olursak kapitalist/liberal, komünist/sosyalist bloklar olarak Amerika ve Rusya’nın güç savaşlarının yaşandığı bir savaş alanına dönmüştü. Bu durumun bir yansıması olarak Türkiye’de gençlik, ilkin üniversitelerde, mevcut sistemi ve devleti korumak isteyen milliyetçiler buna karşılık devletin yapısını komünist bir modele dönüştürme çabasındaki solcu gençler olarak ikiye bölünmüş silahlı çatışmalar çıkmış, cinayetler işlenir olmuştu. Böyle bir ortamda kendi kültürel, tarihi ve siyasi kodlarına geri dönmek amacında olan üçüncü bir grup olarak ortaya çıkan İslamcı gençlik diğer iki gençlik örgütü tarafından taciz edilir olmuştu. Ayrıca bu duruma devleti yönetenlerin basiretsizliğini de eklemek gerekir. (Ör: Bir yayınevinin satış reyonuna mesture bir bayan afişi asmamızdan dolayı Konya 2. Ağır ceza mahkemesinde idamla yargılanmışızdır). Akıncılar bu ve benzeri birçok baskıya maruz kalmışlardır. O dönemde baskılardan kurtulmak için sindirilme, yok sayılma ve ezilmeye karşı sahada adeta toplumsal bir varoluş mücadelesi verilmiştir.

 

 

S: Akıncılar Derneği 5 yıl kadar bir süre yaşadı; ancak büyük ilgi ve alaka gördü. Bu kadar kısa zamanda gördüğü bu teveccühü sizce nasıl yorumlamak lazım?

Ali Bakaner: Evet, Akıncılar 1975’te kuruldu ve 1980’deki ihtilalden önce kapatıldı. Akıncılar’ın halkın büyük çoğunluğunun katılımıyla gerçekleştirdiği faaliyetler rejimin dikkatini çekiyor ve yakından izleniyordu.

600’e yakın şubeleşmenin bütün ülke çapında yaygınlaşması ve halkımız tarafından teveccüh görmesi rejimi rahatsız etmesine rağmen faaliyetlerin devam etmesi kesintisiz bir şekilde sürdürülmüştür. Akıncılar’ın, halkımızın da içinde olduğu medeniyetimizin değerlerini savunması, teveccühü de beraberinde getirmiştir.

Dursun Özcan: Akıncılar Hareketi, 5 yıl gibi bir ömre sahip gibi görünse de etkisi hâlâ sürmekte olan bir harekettir. Bazı hareketlerinin etkisi kendisini aşmaktadır. Bunun temel sebebi toplumun ona olan ihtiyacı dolayısıyla ve o gün hareket içinde olan kişilerin ve yöneticilerin samimi bir ihlâsla çalışmaları ve inanmalarıdır.

Muhammet Emek: Türkiye'de Akıncılar’ın kısa zamanda teveccüh görmesi normal bir eylemdi. Arz ve talep meselesiydi bu. Dün olduğu gibi bugün de mütedeyyin insanlar hakkın ve adaletin egemen olduğu bir düzende yaşamak ister. Adil bir düzenin hâkim olmasını ister. Her insanın mal, can, namus, inancını yaşama özgürlüğünün olduğu bir sistemde hayatını devam ettirmek ister ve bu düzenin gelmesi için uğraş verir.

Sosyalist ve milliyetçi bir düzen bizim arzu ettiğimiz bir düzen değildi. Bu iki sisteme alternatif bir düzendi bizim mücadele verdiğimiz düzen. İhtiyaca binaen ve toplumun arzu ettiği ve özlediği sistemi Akıncı Gençlik hem savundu hem de yaşadı. İşte kırmızı çizgimiz buydu; söylem ve amel birlikteliği.

Seracettin Karayağız: Akıncılar Derneği, Mehmet Güney abi başkanlığı devralıncaya kadar fazla bir varlık gösteremedi. Devraldıktan sonra Ülkenin değişik illerinden, davaya gönül vermiş ve bunun gereğini hakkıyla yerine getiren grupları, liderleri yönetimde olmak üzere yapı içerisinde topladı. İstanbul, Sakarya, Ankara, Malatya, Erzurum, Samsun gibi illerin yöneticilerinden bir Yönetim Kurulu oluşturdu. Ve her türlü riski göze alarak harekete başladı. Yaptığı yürüyüş ve mitingler ses getirip, taraftar topluyordu. En önde devasa pankarta yazılı Kelime-i Tevhid’le yaptığımız Sakarya yürüyüş ve mitingi akşamı, Genelkurmay olağanüstü toplanmıştı. Hiçbir hesap yapmadan inandığımız dava uğrunda yolumuza devam ediyorduk. Bu arada bazı kardeşlerimizi şehid verdik; birçok kardeşimiz cezaevine düştü, işkenceler gördü, ancak durmaksızın yolumuza devam ettik. Ankara’ya sıkıyönetim gelip Dernek kapanıncaya kadar faaliyetleri sürdürdük. Genel Merkez kapanınca, bağlı olan bütün şubeler de kapandı. Mehmet Güney dahil birçok yönetici içeriye alındı. Biz gene de gayri resmi olarak faaliyetlerimizi sürdürdük. 

Ziya Yavuz: Evet Akıncıların ülke çapındaki örgütlenmeleri çok hızlı gerçekleşti. Bunun en önemli nedeni hak mücadelesinin o günün geçerli metotlarıyla sahada birebir savunulması olmuştur. Ayrıca baskı altında tutulan halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olmaları açık, kucaklayıcı, kuşatıcı bakış açıları ve buna uygun davranış biçimleri sergilemeleri de bu teveccühün başka bir nedenidir denilebilir. 

 

S: Bugünden geriye dönüp baktığınızda Akıncılar Derneği, Türkiye’deki gençlik hareketleri içinde nerede duruyor? Dernek neleri yapabildi, neleri yapamadı? Bir özeleştiri yapsanız ne söylersiniz bu bağlamda?

Ali Bakaner: Akıncılar Derneği beşerî ideolojiden uzak, insanımıza hayat verecek gerçekleri savunduğu için diğer derneklerden çok farklıdır. Şu anda bile çok güçlü bir mirası gelecek nesillere taşımıştır. Hâlihazırda faaliyet gösteren mevcut derneklerin, vakıfların, STK'ların vizyon ve misyonuna hâlen öncülük etmekte ve örnek oluşturmaktadır. Bunu, içinde bulunduğumuz sosyal, kültürel ve siyasal gelinen nokta ortaya koymaktadır.

Dursun Özcan: Bugün de aynı iman ve aşkla çalışmak. Allah'ın rızasını kazanmak arzusunu taşımak gerekir.

Muhammet Emek: Hadiseleri o günün şartlarına göre değerlendirmek gerek. Akıncılar’ın o dönem, üzerine düşeni yaptığı kanaatindeyim. Şimdi ise çeşitli sivil toplum kuruluşları mevcut. Kesintiye uğrayan hareketi devam ettirmek onlara düşer.

Seracettin Karayağız: Geriye dönüp baktığımızda Akıncılar Derneği, ülkede milli ve manevi değerlere önem veren, Allah’ın davasını yüceltmek için, bu uğurda şehit olmak dahil, her türlü riski göze alarak mücadele eden bir gençlik yapılanması görürüz. Dernek İslam’ı savunmanın bedel ödenmesi gerektiği bir dönemde, hiçbir şeyden çekinmeden bunu savundu. Davayı ülke çapına yaydık. Yanımızda bize yol gösterecek, sosyolog, psikolog, toplum mühendisleri falan yoktu ancak, il, ilçe hatta köylere kadar mesajımızı ulaştırdık. Ve büyük bir fikri dönüşüm sağlandı. İdealimiz olan İslami nizamı getiremedik ama siyasi noktada bugün bir yere gelmişsek, bunda da Akıncıların önemli bir payı vardır.

Ziya Yavuz: Geriye yönelik bir değerlendirme yapacak olursak; Akıncılar derneği o günün şartlarında yönetim açısından iyi organize olmuş bir gençlik örgütüydü. Devletin hâkim olamadığı alanlarda (kültür, eğitim, siyaset vs.) hak mahrumiyeti yaşayan insanların haklarını yüksek sesle kanunlar çerçevesinde savunmuştur. Bu sayede binlerce genç kültürel çalışmalar yapabilmiş ve eğitimlerini tamamlayabilmişlerdir. Yüksek bir dayanışma ruhuyla toplumsal varoluşlarını gerçekleştirmişlerdir. O dönemin şartlarında düşündüğümüzde dernek yapması gerekenleri yapmıştır. Onlarca şehit vermiş, işkence görmüş, sürgün yaşamış (Ör: şahsım yurtdışına çıkmak zorunda bırakıldım ve yıllarca (14) yurda dönemedim) zoru başarmıştır. Bu günkü (son 20 yıl) siyasi, ekonomik ve kültürel yapılanmalarda o dönemin mücadelesinin izlerini görmekteyiz. Bu durumu o dönemin bir kazanımı olarak görüyorum. O nedenle derneğin şöyle yapsaydı veya böyle yapsaydı diyebileceğim herhangi bir olumsuz çalışması yoktur. Ancak Akıncılar hareketi süreklilik ve güncellik konularında yeteri kadar başarılı olamamış bu nedenle de güçsüz kalmıştır. O dönemde Akıncılar derneği milletimizi millet devletimizi devlet, bayrağımızı bayrak yapan değerlerimizin ana ekseninde duruyordu. Aynı şekilde bugün de dava hissiyatını yitirmemiş arkadaşlarımız çalışmalarında aynı çizgiyi farklı yapılar içinde sürdürmektedirler.

 

Soru: Akıncılar kendilerini fikri, siyasi, dini açıdan geliştirmek için ne tür faaliyetler yapardı? Fert ve grup olarak gelişim için neler yapılırdı? 

Seracettin Karayağız: Bizler yurtiçi ve yurtdışında bulunan İslam düşüncesine sahip bütün yazarların kitaplarını okurduk. Dini ibadetleri yerine getirirdik. Üniversite ve İmam Hatip Liselerinin yaz kamplarında hem spor, hem de kültürel anlamda yoğun bir faaliyet yapardık. Siyasi olarak da dini değerlere kıymet veren, ülkenin önemli ihtiyacı olan ağır sanayi ile ilgili, yerli Devrim otomobilinin modelini yapan, yerli Başak Traktör fabrikasını kuran Milli Selamet Partisi liderine destek verip, seçimlerde gruplar hâlinde değişik şehirlerde çalışmalar yapardık. 

Ziya Yavuz: Akıncıları faaliyetleri açısından üç farklı yapı içinde değerlendirmek gerekmektedir. Buna göre fikri çalışmalar büyük oranda Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Kadir Mısıroğlu gibi üstatların eserlerini okumak ve konferanslarını takip etme şeklinde olmuştur. Bunun yanında Necmettin Erbakan’la başlayan siyasallaşma süreci ve Mehmet Zahit Kotku, R. Mahmut Sami, Mahmut Efendi gibi tarikat önderlerinin telkinleri İslamcı gençliğin hareket alanlarını genişletmiştir. (Bu isimleri ilk akla gelenler olarak zikrettim daha birçok isim anılabilir elbette) Gençlik bu yapılar içinde dernek tarafından oluşturulan programları takip etmiş belirli bir amaç doğrultusunda geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde dergi çalışmaları ön plana çıkmış, gazete ve dergi abonelikleri teşvik edilmiş, makale, şiir yarışmaları, tiyatro gösterileri, parti propaganda faaliyetleri, tefsir, hadis okumaları gibi faaliyetlerin yanında tatil dönemlerinde gençlik kampları düzenlenerek gençlerin bedensel gelişimlerine de destek olunmuştur. 

 

Soru: O dönemde İslamcı bir gençlik hareketinin mensubu olmanın zorlukları nelerdi? Bunlardan bahsedebilir misiniz? Bunları aşmak için neler yapılıyordu? 

Seracettin Karayağız:  Maddi yönden sıkıntı çekiyorduk. Evlerin masraflarını dahi zor karşılıyorduk. Yurt sayısı çok azdı. Cezaevinde bulunan arkadaşlarımıza avukat bile tutamıyorduk. İhtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorduk. Kıt imkânlarına rağmen yardımcı olan esnaflar da vardı. Hepsini hayırla yâd ediyoruz. Allah onlardan razı olsun.

Ziya Yavuz:1970/80 li yıllar arasında dünya, kabaca bir genelleme yapacak olursak kapitalist/liberal, komünist/sosyalist bloklar olarak Amerika ve Rusya’nın güç savaşlarının yaşandığı bir savaş alanına dönmüştü. Bu durumun bir yansıması olarak Türkiye’de gençlik, ilkin üniversitelerde, mevcut sistemi ve devleti korumak isteyen milliyetçiler buna karşılık devletin yapısını komünist bir modele dönüştürme çabasındaki solcu gençler olarak ikiye bölünmüş silahlı çatışmalar çıkmış, cinayetler işlenir olmuştu. Böyle bir ortamda kendi kültürel, tarihi ve siyasi kodlarına geri dönmek amacında olan üçüncü bir grup olarak ortaya çıkan İslamcı gençlik diğer iki gençlik örgütü tarafından taciz edilir olmuştu. Ayrıca bu duruma devleti yönetenlerin basiretsizliğini de eklemek gerekir. (Ör: Bir yayınevinin satış reyonuna mesture bir bayan afişi asmamızdan dolayı Konya 2. Ağır ceza mahkemesinde idamla yargılanmışızdır). Akıncılar bu ve benzeri birçok baskıya maruz kalmışlardır. O dönemde baskılardan kurtulmak için sindirilme, yok sayılma ve ezilmeye karşı sahada adeta toplumsal bir varoluş mücadelesi verilmiştir.

 

S: Son olarak ilave etmek istediğiniz bir şey varsa buyurunuz.

Ali Bakaner: Nasıl Sol görüşlü kişiler 68 kuşağını idol olarak gösterirlerse ben de bizim Müslüman kesimin 70 kuşağını, eksiklerine rağmen idol olarak gösterebilirim. Bu kuşak hayattayken tecrübelerinden istifade edilebilir, mücadeleleri örnek gösterilebilir. Bu kuşağın ülkemizin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal hayatındaki başarıları izlenmelidir.

Muhammet Emek: Akıncılar hareketi, İslami bir hareketin Türkiye'deki gönül erleriydi. Akıncılar hareketi söylemleri ile yaşamları asla çatışmayan yiğit ve mert insanların hareketiydi. Akıncılar bedel ödemiş ve hâlen ödemeye devam eden erlerin hareketiydi. Bu yolda mücadele vermiş şehitlerimize Allah'tan rahmet, vefat edenlere Mevla’mdan af ve mağfiret, hayatta olan mücahit ve Akıncı kardeşlerime sıhhat ve afiyetler dilerim.

Seracettin Karayağız: O zamanlar üzerimizde büyük bir baskı vardı, eziliyor, horlanıyorduk. Haklarımız elimizden alınıyor, bu da bizi biliyor, mücadele azmimizi arttırıyordu. Şimdi ise rahata erdik ve bu rahatlık, rehavet getirdi. Ama bu sürekli böyle olacak diye bir garantimiz yok. Yarın şartlar değişirse, daha kötü şartlarla karşılaşabiliriz. Ayrıca Müslümanlar olarak Allah’ın adaleti yeryüzünde hâkim oluncaya kadar çalışmak bizim vazifeniz. Onun için gaflete kapılmayıp çalışmaya hızla devam etmek zorundayız.

Ziya Yavuz: Bu kısa söyleşide sorularınıza değini düzeyinde de olsa cevap vermeye çalıştım. Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Editörün Seçtikleri