S: Akıncılar isimli bir derneğin varlığından ilk nasıl haberdar oldunuz? Sizi bu teşkilatla kim tanıştırdı? Akıncılarla birlikte olmayı niye tercih ettiniz?
1972 yılında doğum yerim baba ocağı olan Hatay’dan üniversite tahsilimi yapmak üzere Ankara’ya gelmiştim. Her şey bana yabancı geliyor ve ben kendimi yıllarca yaşadığım ailemden ayrı kalmış yapayalnız hissediyordum. Daha önce hiç gelmediğim bir şehirdi. Bu nedenle daha çok zamanımı okulda geçirmeye çalışırdım. En azından sınıf arkadaşlarım vardı ve namaz vakitlerinde bodrum kattaki mescide iner orada zaman geçirmeye çalışırdım. Mescitte genelde aynı yüzleri görmeye ve âşinalık kazanmaya başlamıştım artık kendime daha yakın insanlarla sohbet ederek yakın bir kardeşlik ilişkisi kurmaya bağ oluşturmaya uğraşıyordum. Siyaset ve terör ürkütücü günler yaşatıyordu, okulumuz her gün bir siyasi görüş mensupları tarafından işgal ediliyor, dersler yaptırılmıyor ve olaylar tekrarlar zinciri şeklinde devam ediyordu. Bir gün X görüşlü öğrenciler ertesi gün Y görüşlü öğrenciler okulu işgal ediyordu. Bu görüşler arasında kendimi konumlandırmam mümkün olmuyordu. Bana aykırı geliyordu ben o görüşlere uygun bir profil değildim ve amacım okulumu bitirmek idi, kavga dövüş bana göre değildi. Nihayet 1975 yılında Akıncılar Derneği kurulduğunu duydum. Tarih, hoş bir duygu uyandırdı bende üçüncü sınıf öğrencisi olmuştum yine mescitte Neredeyse her gün görüştüğüm, konuştuğum arkadaşlardan biri sohbet ederken dedi ki: “Tam bizim düşünce, kültür ve inanç bütünlüğümüze hitap eden bir dernek kurulmuş arkadaşlar. Orada toplanıp birlik oluşturuyor, siyasi görüşlerden uzak, inanç çatısı altında eğitimli, nitelikli ve bütün toplumu kucaklayan bir yapılanma ve gençlik organizasyonu oluşturmuşlar. Tamamen milli ve manevi değerlere bağlı gençlerden oluşan ve toplumla kucaklaşan bir dernek, ben okul çıkışında oraya gitmeyi düşünüyorum sen de gelmek ister misin?” Benim ruhumu okşadı bana uygun bir mekan olacağını düşündüm ve memnun olurum gelmek istiyorum dedim. Oraya ders bitiminde birlikte gittik, derneği ilk kuran arkadaşlarla tanıştık ve bir miktar sohbet ettik. Tam olarak aradığımı bulduğumu düşündüm ve sürekli boş zamanlarımda oraya gitmeye başladım, Ankara Kızılay’da yer alan bu mütevazı ortam, ruhumun huzur bulduğu yerdi. İlk Genel Başkan Merhum Tevfik Rıza Çavuş yönetim kurulu oluştuğu sırada bana dedi ki “Kültür ve Eğitim Müdürü olarak bizimle beraber çalışır mısın?” Bu hak davada, bütün gücümle “Varım inşallah!” cevabını verdim ve aktif olarak dernek elemanı oldum. Daha sonra Genel Başkan Merhum Mehmet Tezel döneminde de önemli görevlerde yer aldım. Peşinden yapılan dernek kongresinde Genel Başkan Mehmet Tellioğlu döneminde ise yönetim kuruluna girdim ve genel sekreter olarak aktif görev aldım. O zamana kadar da kültür ve eğitim konusunda, dünya medeniyeti konusunda Türkiye’nin her yerinde açılmış şubelerimizde etkinlikler, seminerler, konferanslar hazırladım. Özet olarak derneğin kuruluşundan itibaren 3 farklı genel başkan döneminde dernek yönetiminde bulunmuş aktif bir üye oldum. Hiç ikbal peşinde olmadım, gönlümde sadece Allah (c.c.) rızası vardı bunun için üzerime düşeni yapmak vardı.
S: Sizce Akıncılar’ı diğer gençlik örgütlerinden ayıran temel unsurlar nelerdi?
12 Eylül 1980 öncesinin çatışmacı ortamında gençliğin ideolojik kamplara ayrılması ve kaos ortamını besleyici anarşik zemin üzerinde yapılanması karşısında Akıncılar; hiçbir ideolojik kesime mensup olmadan, ülkenin ve milletimizin değerlerinden kaynaklanan ilkelerle yeni ve yerli bir gençlik örgütü olarak ortaya çıkmıştır. Kurucularının tamamı Ankara’da üniversiteli olması, yeni ve yerli bir gençlik örgütünün ortaya çıkmasının gerekliliğini mecbur kıldı. Sağ ve Sol olarak iki kampa ayrılmış olan gençliğin, İslami temeller üzerinde bir gençlik yetiştirmek ve sokak çatışmalarıyla nemalanan örgütlerden tamamen ayrı ve farklı ilkeleri olan, ülkenin yarınlarında söz sahibi olacak gençlerin sağlıklı bir fikri bünye oluşturmaları için çaba göstermişlerdir.
S: Bu teşkilat içinde idari bir vazife yüklendiniz mi? Bu vazife ne zaman başladı, ne kadar sürdü? Bu süreçte ne tür faaliyetler yaptınız?
1978-1979 yıllarında Mehmet Tellioğlu’nun Genel Başkanı olduğu dönemde ben de genel sekreter olarak görev aldım. İcrai bir görevdi genel sekreterlik. Normal süre olarak görevim bir yıl kadar sürdü. Bu süreçte çeşitli eğitim faaliyetleri, yayınlar, sosyal faaliyetler, ülkemizin her noktasında toplantılar, mitingler, yürüyüşler ve gençlerin yetişmesi için benzeri faaliyetler yaptık.1975-1976 Genel Başkan Tevfik Rıza Çavuş, 1977-1978 Genel Başkan Mehmet Tezel dönemlerinde de daha önce belirttiğim gibi kültür ve eğitim işlerinden sorumlu müdürlük görevi yürüttüm.
S: Akıncılar kendilerinin fikri, siyasi ve dini açıdan geliştirmek için ne tür faaliyetler yapardı? Fert ve grup olarak gelişim için neler yapılırdı?
Bir önceki soruda ana başlıklarını verdiğim gibi; her şubemizde hiç aksatmadan fikri, siyasi, dini içerikli konferanslar, seminerler, paneller gerçekleştirilirdi. Ayrıca değişik sanat dallarında çalışmalar, eğitim amaçlı kamplar gençlerin gelişimi için başvurulan vasıtalardı. Ayrıca, o dönemin fikir ve sanat adamlarından, Akıncılar’ın fikri beslenmeleri için faydalandık, yayınlanmış kitaplarından, dergilerinden istifa ettik. Şimdi rahmetli olmuş Üstad Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Mustafa Yazgan, Kadir Mısıroğlu, Mustafa Müftüoğlu, Zübeyir Yetik, Salih Mirzabeyoğlu gibi fikir adamları bizim düşüncelerimizin gelişmesine, olgunlaşmasına zemin hazırlamıştır. Hatta, hiç unutmam: Üstad Necip Fazıl Büyük Doğu dergisini yeniden çıkarmaya başlayacağını duyurduğunda ben Akıncılar Genel Sekreteri olarak kendisine telgraf çekmiştim. Üstad da bu telgrafı Büyük Doğu’da yayınlamıştı.
S: O dönemde İslamcı bir gençlik hareketinin mensubu olmanın zorlukları nelerdi? Bunlardan bahseder misiniz? Bunları aşmak için neler yapılıyordu?
O dönem gerçekten çok zor bir dönemdi, meşakkatli bir dönemdi. Yani 12 Eylül öncesi dönem oldukça sıkıntılı, her an ölümle karşı karşıya gelebileceğiniz bir dönemdi. Üniversiteler adeta yabancı ideolojilerin işgal alanı haline gelmişti. Yüksek öğrenim için büyük şehirlere üniversiteye gelen gençler, aynı görüşte olmadıkları üniversitedeki ideolojik işgalden dolayı okullarına gidemiyorlardı. Böylesine zor bir zamanda mutlaka üniversiteyi bitirmek ve hayata donanımlı başlamak için çaba gösteriliyordu. Güvenlik kuvvetlerinin bile bu tür üniversite işgallerini önlemekte zorlandığı bir anarşi ortamı vardı. Akıncılar, bütün bunlara rağmen hem okullarına devam etmek, hem de ideolojik çizgisini sürdürmek için gayret sarf ediyordu.
S: Akıncılar derneği 5 yıl kadar bir süre yaşadı ancak büyük ilgi ve alaka gördü. Bu kadar kısa zamanda gördüğü bu teveccühü sizce nasıl yorumlamak lazım?
Evet 1975-1980 arası 5 yıl gibi kısa sürmesine rağmen ülkemizin her şehrinde, her ilçesinde, hatta kasabalarında bile teşkilatlanmasını sürdürdü. Söylediğiniz gibi büyük teveccüh görmesinin temel sebebi; milletimizin değerleri ile aynı değerleri paylaşması, bu değerler öncülüğünde faaliyetlerini yürütmesiydi. Yani, milletten kapmadan, millete aykırı yabancı ideolojilerin peşine takılmayan, tam aksine yerli ve milli bir çizgiyi takip etmesi kısa zamanda teveccühe mazhar oldu. Türkiye’de başta Sol olmak üzere anlamadıkları gerçek şudur: Milletimizin değer ve gelenekleriyle örtüşmeyen hiçbir ideolojinin, akımın başarılı olma şansı yoktur. Akıncıların en büyük avantajı, daha doğrusu içerisinden geldikleri toplumun değerlerini paylaşması Anadolu sathında büyük teveccüh görmesine neden olmuştur.
S: Bugünden geriye dönüp baktığınızda Akıncılar derneği, Türkiye’deki gençlik hareketleri içinde nerede duruyor? Neleri yapamadı? Bir özeleştiri yaparsanız ne söylersiniz bu bağlamda?
Önceki sorularınıza verdiğim cevaplarda da kısmen ifade ettiğim gibi, Akıncılar’ın temel fonksiyonu; gençliği anarşik ortamdan uzak tutması, onların yüksek tahsil hayatına devam etmesini sağlamak ve fikri ve ahlaki gelişimlerini sürdürmek olmuştur. Bugün geriye baktığımızda, ne kadar gerçekçi, doğru ve isabetli bir gençlik örgütlenmesi olduğunu söyleyebiliriz. “Neleri yapamadı?” sorusu oldukça detaylı cevaplandırılması gereken bir sorudur. İmkânları nisbetinde faaliyetler gösterdi. Gençliğin sınırlı imkân ve fikri bünyesiyle yapması gerekenleri yerine getirmiştir diye düşünüyorum.
S: Son olarak ilave etmek istediğiniz bir şey varsa buyurunuz?
Gençlik oldukça kıymetli, önemli ve mutlaka boşa geçirilmemesi gereken bir yaş dilimidir. Bugünkü gençliğin, Akıncıların o kısa 5 yıllık gençlik örgütlenmesi tecrübesini iyi analiz etmesi, bugünden yarına uzanan çizgide bugünün gençliğine kodlar çıkarmasını tavsiye ediyorum. Geçmiş sadece yaşanmış değil, yarın için bir sıçrama tahtasıdır diye düşünüyorum.