Deneme

Asya Pasifik’te Güç ve Güvenlik

Yumuşak Güç araçlarına sahip olmadığından ve uluslararası diplomatik etki ve global askeri etkisi henüz tam yerleşmiş bulunmadığından Çin’in Doğu Asya’da iri, agresif ancak tam anlamıyla bir bölgesel güç olarak adlandırılması daha uygundur. Nitekim Doğu Asya ülkeleri ile Kuzey Atlantik ülkelerinin kurumsal diplomasi, stratejik ortaklıklar ve işbirliği etkinlikleri ile inşa ettiği ittifaklar Çin’in Asya’da dilediği tasarrufta bulunmasının önüne geçmektedir.

Kenneth Organski “Güç Geçiş Teorisi” ile göreceli güç kapasitelerinin eşitlenmesi henüz mümkün olmayan iki ülkenin gerek bölgesel gerekse küresel ölçekte güç mücadelesine ilişkin bazı varsayımlarda bulunmuştur. Özellikle Güç Geçiş Teorisi’nde yükselen bir gücün yerleşik güç ile eşit olmaya yaklaştığı dönem uluslararası konjonktür açısından dengelerin sarsıldığı, krize yakın bir dönem olarak nitelendirilmiştir. Çin’in burada bir ekonomik güç olarak ABD’ye rakip olması ile başlayan Asya Pasifik dalgalanması bu teori bağlamında pek çok kez incelenmiştir. Ancak Çin’in hala gelişmekte olan bir ülke olduğu kabul edildiğinde ekonomik, askeri, diplomatik ve yumuşak güç bağlamında bir “küresel güç” olarak görülmesi birçok açıdan mümkün görülmüyor. Bir “Asya Devi” olarak Çin’in ekonomik ilerleyişinin başka sektörel boyutlarda kendini göstermesi zaman alacak.

 Ünlü siyaset bilimci Robert Dahl bir ülkenin bir başka ülkenin karar almasındaki etkinliği ölçüsünde o ülkenin güçlü olduğuna kanaat getirir. Bu noktada Çin, ekonomik gücüyle Doğu Asya’daki diğer devletlerin bilhassa deniz ticareti dolayısıyla yürüttükleri ticareti küçük ölçeklerde etkileyebilmektedir. Çin sahip olduğu finansal yatırımlar ve ticari ortaklıklar ile dünya sahnesinde büyük ölçekte, süreklilik arz eden ciddi bir ekonomik projelendirme yapacak kapsamlı bir kapasiteye sahip görülmüyor. Bu nedenle Doğu Asya ülkeleri içerisinde hala bir “Kısmi Güç”tür. Yumuşak Güç araçlarına sahip olmadığından ve uluslararası diplomatik etki ve global askeri etkisi henüz tam yerleşmiş bulunmadığından Çin’in Doğu Asya’da iri, agresif ancak tam anlamıyla bir bölgesel güç olarak adlandırılması daha uygundur. Nitekim Doğu Asya ülkeleri ile Kuzey Atlantik ülkelerinin kurumsal diplomasi, stratejik ortaklıklar ve işbirliği etkinlikleri ile inşa ettiği ittifaklar Çin’in Asya’da dilediği tasarrufta bulunmasının önüne geçmektedir.

ABD’nin Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti-Kore Cumhuriyeti arasındaki gerilimi Çin ile dengeleme girişimleri Doğu Asya’da Çin merkezli bölgesel bir istikrar olarak yorumlanmıştır. Bunun tam tersine Çin anakarasına bağlı üniter bir devlet olan Tayvan’ın uluslararası toplumda sürekli kriz yaratması Çin’in Doğu Asya’daki militer gücünü artırmasına yönelik kaygıları her geçen gün artırmaktadır. Yanı sıra Çin’in Doğu ve Güney Çin Denizleri’nde tartışmalı denizcilik iddiaları nedeniyle silahlı çatışma tedbirleri alan Japonya-Filipinler-ABD ittifakı, Asya Pasifik’te salt bir Çin üstünlüğü de istememektedir. Nitekim Mearsheimer’ın da ifade ettiği gibi “Çin’in güçlendikçe bölgesinde hegemon bir güç olmak isteyeceğini ve ABD’yi bölgeden çıkarmaya çalışacağını” düşünen bölge devletleri için bu tedbirlerin alınması kaçınılmaz. Zira bölgedeki güç dengesi açısından Çin’in çevrelenmesi elzem.

Bu noktada asıl sorun Çin’in ekonomik ve askeri bir güç olarak bölgede varlık göstermesinin gerek fırsatlar gerekse tehditler nezdinde Doğu Asya ülkeleri için uzun vadeli bir projeksiyon gerektiriyor olması. Güney Çin Denizi'nde devam eden problemler ve Tayvan’la ilgili hususlar Çin’in zaman zaman komşularına karşı daha agresif bir diplomasi geliştirmesine yol açmıştır. 

1990’dan bu yana askeri harcamalarını artıran ve 2004 sonrasında ağırlıklı olarak askeri güçlerini modernize etmeye girişen Çin, Kuzey Kore ile normalleşme hedefindeki Güney Kore’nin kendisiyle ilişkilerinde daha ılımlı olmasına zemin hazırladı. Burada Güney Kore’nin Çin’i Kuzey’den gelecek nükleer tehdit ve ABD ittifakının tek taraflı dezavantajlarından bir kaçış olarak gördüğü aşikar. Seul Yönetimi Çin’in gelişen askeri kapasitesini bir denge unsuru olarak benimsemekle milli bir hamle yapmış denilebilir zira güvenliğin salt Amerikan ittifakına devredilmesi birçok açıdan riskler barındırıyor. Çin’in bölgede ABD üstünlüğüne yönelik dezavantajlı ülkeler için denge mekanizması kurduğu söylenebilir. Doğu Asya için de durum bundan daha farklı değil.

Öte yandan Çin’in donanmasını geliştirme ve büyütme çalışmaları ve Güney Çin Denizi’nin tamamında egemenlik iddiasında bulunması bölge sularına komşu Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei, Tayvan, Endonezya gibi ülkelerle gerilimi giderek artırarak bu ülkeler için birer ulusal güvenlik tehdidi yaratıyor. Tıpkı Orta Doğu’nun revizyonist güçleri gibi Çin de Asya kıtasında ejderha neslinin eski kadim imparatorluğunu geri istiyor.

Son on yıldan beri yaklaşık % 8-9 civarında büyüme kaydeden Çin ekonomisi Çin’in de içerisinde yer aldığı Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) gibi örgütler açısından uygulanan sanayileşme stratejilerini bölgeye taşıması için büyük bir fırsat. Ayrıca Çin için “Kuşak ve Yol” gibi son derece büyük yatırım projelerinin güvenliği önem arz ettiğinden istikrarlı komşular edinmesi mevcut sistemde daha akıllıca. Böylelikle bilhassa COVİD-19 sonrası süreçte itibar kaybına yönelik yumuşak güç dinamikleriyle yola devam etmesi beklenen Çin’in komşularıyla daha iyi ortaklıklar peşinde olacağını söylemek mümkün. 

 

 

 

Editörün Seçtikleri