"Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim."(Mü'min Suresi 60)
Tarık Tufan'ın dediği gibi; "Biz her şeye esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna."
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başladığımız her işin bereketli, sağlam ve hayırlı olduğunu biliriz. Bazen isteklerimizin oluşuna şahitlik eder besmele, bazen hayal kırıklıklarımızla birlikte gözyaşlarımıza…
Her hâlimizin ve her durumun ortak eylemidir, dua ile sığınma. Dua ne demektir, Peygamberimiz (s.a.v.) dan öğrendik. Rabbe nasıl dua edilir, nasıl yakarılır O’ndan öğrendik. Dua ettikten sonra karşımızdaki muhatap kimdir, yine ondan öğrendik. Karşımızda duaları kabul eden El-Mucib, bağışlayıcılığı ile kendini tanıtan El-Gaffar, merhametiyle her yanımızı kuşatan Er-Rahim ve kullarını çok seven, iyilikleri için her şeyi yaratan El-Vedud olan bir Rab var. O’ndan öğrendik.
İlk insan ilk nebi, Hz. Adem yaratıldığında yanlışa düşüp Rabbinden af dilemiştir. O Allah ki Tevvab'tır. Bağışlanma dileyen, affedilmeyi uman herkes için mağfiret kapılarını sonuna kadar açmıştır. İnsana da kendi isimlerinin minicik tezahürlerini yerleştirmiştir. Bağışlayıcılığı çok olan bir Rab karşısında kodlarımızda affedilmeyi dilemek ve arzulamak var. Bu doğrultuda Mucib olan Rabbimiz kalbimize dua etme kodunu, fıtratını da yüklemiştir.
İlk peygamber Hz. Adem'den, son peygamber, kâinatın kendisinin hürmetine yaratıldığı Peygamberimiz (s.a.v.) 'a kadar geçen tüm peygamberler Rablerine başka başka dualar etmiştir. Kulun Rabbiyle iletişime geçerek, arada kimsecikler olmadan o yüce, Aziz olan Rable konuşması başlı başına bir rahmettir. Nitekim Peygamberler de beşer oldukları için kendi hayatlarında türlü zorluklarla imtihan olmuşlardır. Hepsi bu imtihanlardan Rablerine sığınarak, dua ederek kurtulmuşlardır. Kimisi affedilme arzusu ile kimisi şifa bekleyerek kimisi düşmanlarından kurtulma ümidiyle kimisi ise çocuk beklentisiyle türlü imtihanlara tabi tutulmuşlardır. Bu anlamda peygamber hayatlarında bizler için dehşet verici dersler ve öğütler vardır. Öyle ki her peygamberin imtihanı bizler için bir okul gibidir. Kalbi ve bedeni hastalıklar için Hz. Eyüp (as), imkânsız gibi görünen istekler karşısında çok yaşlı olan Hz. Zekeriya ve onun kısır eşi gibi her zaman ümitvâr olup, Rabbimizden ısrarla istemeyi unutmamak gerekir.
Tükenmiş, çaresiz hissettiğimiz anlarda Rabbimizin suya verdiği emir üzerine, Hz. Musa'yı minicik bir bebekken suyun üzerinde onu nasıl dikkatlice taşıdığını ve aynı Musa büyüdüğünde aynı suyun o zalim Firavun'u nasıl yuttuğunu hatırlamak gerekir. Gerekir ki sonucunda Rabbimiz tarafından "Ne iyi kul.." diyerek anılabilelim.
O güzel peygamberler karşılaştığı zorluklar için dua kapısına sığınmışlardır. Bizler de onların dualarıyla, önce taklit yoluyla sonra içselleştirerek onlara benzemek için uğraşmalıyız.
Peygamberler, Rabbimizin tüm isim ve sıfatları ile O'nu yakından tanıyabilen nadide kullardır. O'nu her detayıyla tanımak tam teslimiyeti peşine getirir. Peygamber kıssaları ise başlarına gelen her türlü durum için bu teslimiyetle Rablerine yakaranların sonunun nasıl mutlu olduğunu anlatır bize.
Hz. Süleyman gibi eşi benzeri görülmemiş ve görülmeyecek bir krallık istemek de mümkün, kulunun isteği ile emrine rüzgârı vermek, hayvanların dilini öğretmek de mümkün. Hz. Yunus gibi pişmanlığı vücudunun her zerresinde yaşayıp Rabbine teslim olmak ve özür dileyip affedilmeyi beklemek de mümkün, kulunu bir balinanın karnında yaşatmak da mümkün. Hz. Meryem gibi iffet abidesi bir kul olmak da mümkün, Rabbinin emri ve izniyle babası olmadan bir çocuk sahibi olmak da mümkün. Hz. Zekeriya gibi yıllarca çocuk sahibi olmak isteyerek ömür tüketmek de mümkün, yaşına ve eşinin kısır olmasına bakmaksızın evlat nimeti ile rızıklandırmak da mümkün. Hz. Muhammed(s.a.v.) gibi cahillerin içinde yaşarken doğmuş tüm erkek çocuklarının ölmesi de mümkün, arkasından söylenen 'soyu kesik' gibi ağır hakaretlere binaen Rabbinin gönlünü almak için Kevser suresi indirmesi de mümkün. Bu liste uzar, gider. Bütün istekler, kabul edecek güçte olan Rabbimiz için mümkün, vereceği her cevap yine kendisi için mümkün. Müthiş bir azamet. Müthiş bir güven kaynağı. Müthiş bir sığınılacak limandır bizim Rabbimiz. Böyle bir Allah'a dua etmeyeceğiz de kuldan mı bekleyeceğiz? Haşa!
Olmazları olduran Rabbimize hamd olsun.
Peygamber hayatından bahsederek onların nasıl dua ettiğini, dualarına Rabbimizin nasıl tecelli ettiğini harika bir üslup ve anlatma tarzı ile aktarıyor Prof. Dr. Halis Aydemir. Peygamberlerin hayat hikayesini anlatıp Rablerine yakardığı duaları, Rabbin geri dönüşünü ve kendi dualarımızı nasıl şekillendirmemiz gerektiğine karşın bir örneklik teşkil eden bu eser her evin kitaplığında mutlaka olmalı.
Her konu başında konu ile ilişkili herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir dua yazılmış ve konunun sonunda bir karekod verilmiş. Bu karekodu taratarak ilgili konunun YouTube videolarına ulaşabiliyorsunuz.
İstifade edeceklere şimdiden keyifli okumalar dilerim.