Güvenlik insan ve toplum hayatında merkezi bir yer tutar. Hatta bütün canlılar için güvenlik aynı ehemmiyeti taşır. Kendinizin, ailenizin, içinde yaşadığınız toplumun ve ülkenin huzur içinde yaşaması, güvenliğin mahiyetine ve derecesine bağlıdır. Güvenliğiniz kadar varsınızdır.
Kadim zamanlardan beri insanların içinde yaşamak için inşa ettikleri ev ve benzeri yapılar, aynı zamanda birer güvenlik vasıtasıdırlar. Bunlar, içinde yaşayanları sıcaktan soğuktan, zararlı hayvanlardan, kötü niyetli insanlardan muhafaza ederler. Dolayısıyla güvenlik, hayatın olmazsa olmazlarındandır.
İnsanlar kendilerini, bireysel olarak ev ve benzeri yapılarla korumaya çalışırken yaşadıkları şehri kale, hisar gibi daha muhkem, daha dayanıklı malzemelerden yapılan yüksek yapılarla korumaya çalışmışlardır. Toplumlar arasında sorunlar ve buna bağlı olarak çıkan çatışmalar, kavgalar, savaşlar hem savunma araçlarını hem de savunma konseptini değiştirmiştir. Anlaşmazlığın boyutu, derinliği, büyüklüğü saldırı türlerini ve savunma araçlarını geliştirmiştir. Bu sebepten saldırı ve savunma sürekli olarak birbirini beslemiştir.
Savunmada temel unsur, insandır. İnsan kendisini, ailesini, yakın çevresini, birlikte yaşadığı milletini, üzerinde hayat sürdüğü vatanını korumak için maddi ve manevi büyük gayretler göstermiştir. Tarih boyunca harp ve sulh zamanlarında insanlar kendi savunma ve güvenlikleri için muhtelif silahlar icat etmişlerdir. Ok ve yaydan kılıç ve kalkana, hendek kazmaktan sur inşa etmeye, gürz ve zırhtan top ve gülleye kadar geleneksel saldırı ve savunma araçları gelişip durmuştur. Batıdaki bilimsel gelişmeler uçakları, tankları, denizaltılarını doğurmuştur. Son yıllarda meydana gelen gelişmeler ise, bir yüzyıl öncesinin araçlarını neredeyse devre dışı bırakmıştır. Artık robot asker çağına intikal etmiş bulunuyoruz.
Bütün bu baş döndürücü gelişmeler olup biterken bir şey gözden kaçırılıyor: Kültür. İnsanı insan yapan kültür. Bir ferdi, bir toplumu kimlik ve kişilik sahibi yapan şey, kültürdür. Malumdur ki kültür tarih, örf, adet, din gibi unsurlardan meydana gelmektedir.
Siz ülkenizi, vatanınızı, milletinizi koruyacaksanız, bunun için kendi kültürünüzle mücehhez insanlara ihtiyacınız olacaktır. Bunları ancak aldığı eğitimle, sahip olduğu kültürle kişilik ve kimlik sahibi fertler koruyabilir. Eskiden olduğu gibi savaşlar er meydanında yapılmıyor. İnsanlar, kültürel asimilasyonla devşiriliyor; siz sizin için, ülkeniz ve milletiniz için savaşacağını, savaştığını zannettiğiniz genel manada insanlar özel manada askerler, emniyet güçleri sizi arkanızdan hançerlemişler de ruhunuz duymamış. Bunu en somut bir şekilde 15 Temmuz darbe kalkışmasında gördük. Kendi kültüründen, kendi değerlerinden kopuk, milletin değerlerine sırtı dönük, ülkesini iç işgale, kargaşaya iten, milletine silah doğrultan bir güruh, millet olarak hepimizi güvenlik konusunda yeniden düşünmeye sevk etmiş olmalıdır.
Vatanını, milletini, halkını, toprağını, insanını düşmanların masasında meze yapan, kişisel çıkarları için içinden çıktığı topluma mankurtlaşanların aldıkları savunma ve güvenlik eğitimleri, ne kadar üst seviyede olursa olsun, ülkelerini ve milletlerini yok saydıkları için anlamsızdır, kıymetsizdir, boştur.
Bize her şeyden önce milletini, insanını, ülkesini, vatanını seven insanlar lazımdır. Bu insanlar ancak bizim kültürel değerlerimizle, tarihi ve dini hassasiyetlerimizle yetişebilir. İster asker ister polis olsun güvenlik kuvvetlerine her türlü savunma bilgisini, stratejisini, araçlarını öğretmek ülke savunması için kâfi değildir. Bunları uygulayacak, bunları kullanacak milletimizin öz değerleriyle, öz kültürüyle yetişmiş insanınız yoksa, bu öğretilenlerin hepsi bir gün size dönebilir, size yönelebilir.
Türkiye yüz yılı aşkın bir süredir ne yöne gideceği konusunda yanlışlıklar içinde boğulmuştur. Artık ne Birinci Dünya Savaşı ne de İkinci Dünya Savaşı şartlarında yaşıyoruz. Dünya yeniden yapılanırken, yerleşik anlayış ve stratejilerden bambaşka bir âleme evrilirken ülke olarak yapmamız gereken ilk değil TEK şey, kültürümüzle mücehhez insan kaynağımızı çoğaltmak ve güçlendirmektir. Bu toprakların havasını önemsemeyen, bu ülkenin havasını solumayan, dününden ve bugününden gafil olan, insanının ve milletinin istikbalini kendi geleceğinden daha mühim görmeyen bir güvenlik anlayışından, bir güvenlik mensubundan memlekete zarardan başka bir şey gelmez, gelemez, gelebilemez.
Her şeyden önce kültür, sonra kültür, sonra yine kültür. Sağlıklı ve kuşatıcı bir kültür inşası, savunmamız ve güvenliğimiz için, evvelen ve ahiran, olmazsa olmazdır.