Deneme

Eminlikten Müminliğe

İnsanların şahitliğine nazar eyleme, onların şahitliğini tertip etmek için çaba sarf edilmişse ciddi bir imani zaafiyete delalet eder. Ama böyle bir dertleniş yoksa, insanın insan hakkında şehadeti önemli bir kayıt biçimidir.

“Monsenyör Bienvenu: Ah siz miydiniz? diye haykırdı Jean Valjean’a bakarak. Sizi gördüğüme sevindim. Ama size takımların yanı sıra gümüş şamdanları da almanızı söylemiştim, böylece iki yüz franga satabilecektiniz. Onları da takımla birlikte neden götürmediniz?”
Victor Hugo, Sefiller, s. 125

Şimdinin evladı olan bizler, belki de insanlık tarihinin güvenliğe en çok önem verdiği ve güvenlik enstrümanlarının bu kadar çok katmanlı ve çeşitli olduğu bir dönemde yaşamamıza rağmen kendimizi güvende hissetmekte zorlanıyoruz bazen. Güvenlik, güvenliği sağlayan aparatlarla sağlanır evet, ama bu aparatlar güvende hissetmek için yeterli olmuyor herhalde. Çokça şifrelenmiş olması, bilmem kaç kuvvetinde tesir gücüne sahip silahlar olması, birkaç adımla doğrulanarak geçilebilen aşamalar olması da insanı emniyette hissettirmekte yetersiz kalıyor.

Emin ile iman aynı kökten gelen kelimeler. Yaratıcıya yani el-Mü’min olana yani mutlak emin olunana iman etmeyen yani güvenmeyen bir benliğin kendine de ötekine de güven duyması mümkün değildir. Emin olmak yani güvenilir olmak Efendimiz Aleyhisselam’ın kendisine elçilik vazifesi verilmeden taşıdığı bir vasıf: Güvenilir Muhammed: Ne aziz bir bilinme biçimi! İmanın tebyini olan şehadet cümlesinde müslümanlar önce Efendimizin Allah’ın kulu olduğuna iman ettiklerini ifade ederler sonra da Allah’ın resulü olduğuna… Bu sıralama nasıl ki kulluk zemininin ehemmiyetine atıf ise civarı tarafından kendisine emin denmesinin de Resul olmasının öncesinde ciddi bir hikmeti olduğunu düşünüyoruz. Buradan ilhamla şu iddiamızı ifade etmeye cesaret edebiliriz: Civarının emini olmadan Allah’ın mümini olunmaz. 

İnsanların şahitliğine nazar eyleme, onların şahitliğini tertip etmek için çaba sarf edilmişse ciddi bir imani zaafiyete delalet eder. Ama böyle bir dertleniş yoksa, insanın insan hakkında şehadeti önemli bir kayıt biçimidir. Mesela cenaze namazları bunun en berrak fotoğraflarındandır geleneğimizde: Hz. Peygamber Aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman öldüğünde yakın komşularından dört hane halkı kendisi için ‘Bu adam hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz’ diye şehadet ettiklerinde, Allah şöyle buyurur: ‘Ey müminler! Sizin bildiğinizi, bu ölü hakkındaki şehadetinizi kabul ettim, sizin bilmediğiniz kusurlarını da ben affettim.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/242 [13565]) Halkın nazarı Hakk indinde kıymetlidir ezcümle. Ama bu nazar sahici ve samimi bir nazar olmalıdır. Sahici ve samimi bir nazar manipüle edilmemiş bir nazardır. 

Güven aramak bir haktır. İnsanlar güven duyacağı birilerini ararlar. Ama mümin tavır güven aramayı değil güven inşa etmeyi önceler. Zira güven aramak pasif bir tavırken güven inşa etmek hem bireysel ilişkilerde hem de bunun neticesi olan genel yapıda ciddi bir emeği ve mesaiyi ister. Bu aksiyon imanın bir mesuliyeti olarak müminlerin asli vasıflarından biridir.

 

Bir güvenlik kalesi inşa etmeye çalışıyoruz çağın saldırılarından emin olmak için. Bedene ya da irkilip biriktirilene dair bir emniyet mümkün oluyor belki de. Ama insan bedeninden ve irktiği maldan ibaret olmadığı için insan yine de tekinsiz hissetmeye devam edebiliyor bunca güvenlik önlemine rağmen. İnsanın varoluşsal dinginliği varoluşunu teskin ve tatmin eden varlığın merkezi ile kurduğu hakiki ve sağlam irtibatla ikame edilebilir. Modern oyuncaklar ve avunma biçimleri, insanın hakikatle hakiki ve sağlam bir iletişimine müsaade etmiyor. Daimi maruziyet insanı ahmaklaştırıyor. Kedi videosuna gülerken indirimli İngilizce kursunun reklamına maruz kalıyor insan. Birilerinin acısına üzülürken birden komik bir düşme görseline gülmeye başlıyor. O denli hızlı oluyor ki geçişler insan artık insani tepkileri veremez hale geliyor. Dijital bombardımandan kurtulmak için oturduğu yerde kafasını ekrandan kaldırdığında bu sefer de ortamı kuşatan tabelalarla, afişlerle, bilbordlarla ve hiç olmazsa çağın bir başka uyuşturucusu olan müzikle boğuluyor. İnsanı insana bırakmayan bütün bu müzahrefat insanı tekinsiz ve güvensiz kılıyor. Artık insan güvensiz hissedince uyuşmayı bir kaçış olarak kendi rızası ile tercih ediyor.

 

Güvenli hissetmek ile güven vermek birbirini tamamlayan bir gerçeklik sanki. Zira insan güven verebildiği oranda bulunduğu gerçekliğe bir katma değeri oluyor. Bu katma değer nicelik ve nitelik olarak ne denli çok olursa o kadar güven mümkün oluyor. Emin olmak, emniyet için elzem oluyor. Emniyeti sürdürmek, bir karine olarak kabul edilen, varsa suçu ortaya çıkıncaya kadar, muhatabını emin bilmekle mümkün oluyor. Muhatabını emin bilmek, insanın her an savrulabileceği gerçekliğini ıskalamaya sebep olmamalı tabi. Daha makul ifade ile her birimizin her an savrulabileceği gerçeğini ıskalamaya sebep olmamalı karşımızdakini emin görmek. Tevbe de bu yüzden var değil mi? İnsan yanlış yapabilir, ardından da tevbe edebilir. Hatadan sonraki tavrıdır ona duyulan güvenin devam edip etmeyeceğini belirleyen. Yoksa hata yapmamak güvenin devamı için elzem olsaydı yeryüzünde en yakınlarımızdan başlayarak güven duyacağımız kimse kalmazdı. Bize de en başta güven olmazdı. Emin olmaya ve emin görmeye çalışacağız. Adına tecrübe denilen kirli bakışı herkesi aynı kefeye koyarak icra etmeyeceğiz. Emniyet için insanın çiğ süt emdiği gerçeği ile onun muhterem olduğu gerçeğini dengeleyerek bir tutum içinde yaşamaya vaziyet edeceğiz. Ama asıl işçilik alanımız kendimiz bunu da unutmayacağız. Değiştirmeye değil değişmeye çaba sarf edeceğiz. Kendi nefsimizi temize çıkarma çabası yerine yanlış yapma kuvvesini unutmayan bir adem olacağız. Bu bilme zaten önlemi, önlem de olabildiğince yanlıştan kaçmayı sağlayacak. İşte bu namuslu gayret civarımızca bizi emin kılacak. Amacımız civarımızın nazarını inşa etmek değil içsel tutarlılık için kendimizi ıslah etme gayreti olacak.

 

Güvenliğin imkanı için, fıkıhtan askeriyeye, yasalardan icracılara kadar pek çok alanda ve makamda eminlik şarttır. Bu eminlik kolektif bir bilinçle mümkün olabilecektir ama bizim asli mesuliyetimiz emin olmaktır. Emin olmak için önce kendimize karşı dürüst olmalıyız.  Dürüstlük için insanın kendisini bilmesi ve tanıması elzemdir. İnkar edilen zaaflar insanı çürütmeye devam eder. İhmal edilen ödevler insanın kendine hürmetini imha eder. Budanacak fazlalıkları budamada bir bahçıvan salih niyeti ve cerrah titizliği ile amel eylemeliyiz. Nakıs olanımızı ikmal ve itmam etmek için çaba sarf etmeliyiz. Hem tedris etmeli hem amel etmeliyiz.

 

Güvenli dünya emin olunan insanın inşası ile paralel bir imaldir. Emin olmak için konuşunca yalan söylememek, söz verince dönmemek ve emanete ihanet etmemek gerekir. Bu ahlakî zemin aynı zamanda imanî zemindir. Ahlâki eminlik, itikada takviye olunca insan Mümin olur. Bu imanın imkanı da amacı da ahlâki kemaldir. Bu kemal için iman edilen El-Mü’min’in öğretilerine ve O’nun elçisi, bizim rehberimiz olan El-Emin’in temsiliyetine güven duyup itimat etmek gerekecektir. Bu itimada erip lezzet bulanlar, olandaki hayra talip olup her durumda ve şartta Mümin kalırlar. Yaşarken de ölürken de tekrar dirilirken de…

 

 

Editörün Seçtikleri