Deneme

Saraybosna’da Filistinli Günler

Bosna’da seneler önce Balkanlardan göç eden atalarımın ruhunu buldum. Sürekli çalışan ve çalıştığı müddetçe kendilerine yer bulabilen muhacir atalarımın ruhu. O yüzden daha çok anlıyordum Filistinlileri. Duygusal olarak hep orada olduğum için bir sonraki aşamayı okuma ve paylaşma ihtiyacı hissediyordum. Ben bu duygular içindeyken, bir gün Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nden (IUS) akademisyen arkadaşım Zeynep üniversite öğrencilerine Filistin dersleri yapmayı teklif etti.

Yazar; https://balkandays.blogspot.com/

Kolaj: Zeynep Gökgöz

İnsicam Dergisi'nin 58. sayısında tefrika edilmeye başlanan Filistin Tarihi serisine, bu sayıda tarihi anlatıya kısa bir ara verip, Filistin tarihi çalışmalarıma başladığım güzel şehir Saraybosna’daki dört yıllık okuma ve yazma serüvenimle devam etmek istiyorum.

Saraybosna’ya geldikten sonra başlayan yazı maceramı, bu güzel topraklardan ayrılma vaktinin geldiği son ayda yazmadan gidemezdim. Filistin Tarihi makale çalışmamın da temelini atan bu süreç hayatımda önemli bir dönüm noktası oldu. Bu hikâyeyi buradaki son günlerimde yazmak ve hayatımdaki bu gelişime destek olan Saraybosna’ma vefa borcumu ödemek istiyorum. 

"Mâ hulika leh" (ما خُلِقَ لَه)[1] Ne için yaratıldın, sorusuna cevap arıyorum sanırım son on yıldır. Bu on yılın bir kısmı pandemide geçti. O dönem Ortadoğu okumaları ile tanıştım. Pandemi döneminde başlayan okuma serüvenimi İnsicam Dergisi ile tanıştığım ilk deneme yazımda uzun uzun anlatmıştım. Başlığı ise “Tam Zamanlı Anne ve Ev Hanımı Kudüs İçin Ne Yapabilir?” olarak yazdım bundan tam dört sene önce. Atılacak her adım sancılı olur hayatta. Bedeller ödetir size. O yazı da bazı bedeller sonucunda yazılmıştı. İlk hatırladığım, daha Kudüs’e gitmeden Kudüs’ü anlatacak olmamın çevrem tarafımdan yadırganmasıydı mesela. Nedense bazı zihinlerde bir işi sadece o işin ünvanına sahip olanlar yapmalıymış gibi bir algı var. Ben o gün onları dinlemiş olsaymış, bugün Bosna’dan huzur içinde ve birçok anı biriktirerek ayrılıyor olmayacaktım. Çünkü “yaşam anılarla ilgilidir” der, Sinan Canan Hoca.  Anı biriktirirseniz yaşarsınız. Bir senede üç beş anı hatırlıyorsanız demek ki bir sene değil, 3-5 beş gün yaşadınız demektir, diye de ekler. Bu zaviyeden bakınca Saraybosna’da hakkıyla dört sene yaşadım diyebilirim çok şükür. İlk yazma serüvenimi ve ilgili yazıyı merak edenler blog adresime bakabilir.[2] Ayrıca öğrenmenin duygusal bir süreç olduğunu da öğrendim Sinan Hocadan. Duygusal olarak orada olmadığımız anları unutuyoruz diyor. Yani aslında unutmak hafıza ve B12 eksikliğinin dışında, bir şeyi dinlerken duygusal olarak ne kadar orada olduğunla alakalı imiş. Sanırım bu yüzden Saraybosna’da çok anı biriktirdim. Çünkü burada durmayı ve kendimi dinlemeyi öğrendim. Neleri severek yaptığımı ve yaparken vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımı keşfettim. Bir de kim ne derse desin doğru bildiğim yolda ilerlemeyi. Eğer daha İnsicam için yazacağım o ilk yazıda geri adım atmış olsaydım, şu an iki sayı öncesinde tanıtımını yaptığım “Filistin Sözlüğü” yazarlarından biri olamayacaktım. Saraybosna’dan ayrılsam da “Filistin Sözlüğü” nün ardımdan Yunus Emre Enstitüsü’nün kütüphanesindeki raflarda yerini alacak olması bile başlı başına bir şükür sebebi benim için. 

Bosna’da seneler önce Balkanlardan göç eden atalarımın ruhunu buldum. Sürekli çalışan ve çalıştığı müddetçe kendilerine yer bulabilen muhacir atalarımın ruhu. O yüzden daha çok anlıyordum Filistinlileri. Duygusal olarak hep orada olduğum için bir sonraki aşamayı okuma ve paylaşma ihtiyacı hissediyordum. Ben bu duygular içindeyken, bir gün Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nden (IUS) akademisyen arkadaşım Zeynep üniversite öğrencilerine Filistin dersleri yapmayı teklif etti. Bu benim için hem çok heyecanlı hem de sorumluluğu büyük bir teklifti. Ardından IUS’un akıllı tahtalı bir salonunda slaytlar eşliğinde elimden geldiğince önce genel bir Ortadoğu Tarihi ve devamında Filistin özelinde dersler vermeye başladım. Bir senenin sonunda yeni yılda katılımcılarla Ortadoğu alanında kitaplar okumaya karar verdik ve iki buçuk yıl boyunca temel Ortadoğu ve Filistin Tarihini genel hatlarıyla kavramaya yönelik eserler okuduk. On beş günde bir, her türlü havada, yağmur demeden, kar demeden toplandık. Saraybosna’yı gayretimize ve okumalarımıza şahit kıldık.  Bana bu yolculukta eşlik eden tüm öğrenci arkadaşlara ve Saraybosna yol arkadaşım olan dostlarıma bu yazı ile bir kez daha teşekkür ediyorum. Onlarsız bunu yapamazdım. Bu süreçte neler okuduk derseniz:

  1. Modern Ortadoğu Tarihi- William L. Cleveland
  2. Siyonizm Düşünden İşgal Gerçeğine Filistin – Zahide Tuba Kor
  3. Toprağımızın Kokusu- Filistin ve İsrail'in Sesleri- Kenize Mourad
  4. Bir Hakikat Şehri Kudüs- Semiha Karahan
  5. Dil ve İşgal- Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu- Taha Kılınç
  6. Filistin Uğruna- 1948'in Tarihini Yeniden Yazmak- Avi Shlaim, Eugene Rogan
  7. İsrail Mitler ve Terör- Roger Garaudy
  8. Dört Suikast- Filistin'i Sarsan Kurşunlar- Taha Kılınç
  9. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi- Taha İ. Özel
  10. Kudüs Yazıları- Ortadoğu'ya Dair Yirmi Tez- Taha Kılınç
  11. Kısa Türkiye Tarihi 1800-2012- Prof. Dr. Kemal H. Karpat
  12. İsrail Hakkında On Mit – Ilan Pappé
  13. Elimden Ne Gelir – Fatma Bayram
  14. İzzeddin El Kassam; Suriye'den Filistin'e Bir Direniş Öyküsü- Peren Birsaygılı Mut
  15. Sınır Kapısındaki Deniz Kızı- Afganlar Türkiye'ye Neden Geliyor? - Erhan İdiz
  16. İslam'ın Ortaçağ Avrupası Üzerine Etkisi- W. Montgomery Watt
  17. Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi- Taha Kılınç
  18. İlk Bahar- Hz. Peygamber (sav)'in Hayatına Dair Stratejik ve Siyasi Bir Okuma- Wadah Khanfar
  19. Gazze: Geçmişten Günümüze Direnişin Toprağı- Zahide Tuba Kor
  20. En Güzel Kıssa- Fatma Bayram
  21. Beni Yemen'de İtalyana Benzetirler- Samet Doğan
  22. Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı- Mustafa Armağan
  23. Elmalılı Hamdi Yazır ile Kur'an Sohbetleri- Fatma Bayram

Her kitap zihnimizde ufuk, gönlümüzde yaralar açtı. IUS Rektörlük ofisinin yanındaki odada gerçekleştirdiğimiz tahliller bazen hararetli tartışmalara ev sahipliği yaptı. Grubumuzun en küçük üyesi ise bebekken aramıza katılan ve şimdilerde yürüme hızına yetişilemeyen Zehra Elif oldu. En büyük zevki hala defter ve kitaplarla oynamak. 

Yine temayülü bozmayalım ama bu sefer yazarın değil arkadaşının notu ile devam edelim. Tüm kitapların ayrı bir izi oldu hayatımızda. Ama içlerinden bir tanesi vardı ki duygularımızı yazma ihtiyacı yaşadık. O da Taha Kılıç’ın Dil ve İşgal eseri. Bu eseri ilk okuduğumda çok etkilenmiş, üzerine Almanca ve sonra Türkçesi de yayınlanan bir makale yazmıştım.[3] Şimdi sizlerle kitabı ve dört yıllık okuma sürecimizi bir arkadaşımın gözünden paylaşmak istiyorum.

Yazarın Arkadaşının Notu

“7 Ekim 2023’te Hamasın İsrail’e saldırılarını bahane ederek İsrail’in Gazze’ye savaş açmasının üzerinden bir yıldan fazla geçti. Savaşı 7 Ekim’de Hamas başlatmamıştı şüphesiz. Ama tüm batı medyası ve dünya bu bariz gerçeği görmezden gelerek İsrail’in çoluk çocuk, sivil demeden hunharca katlettiği insanları görmüyor ve duymuyorlardı. Halen katliamlar, bombalamalar ve soykırım devam ediyor. İslam dünyası maalesef bir yaptırım uygulayamadı. Sadece kınıyoruz, İsrail Gazze’yi masumların üzerine yıkmaya devam ediyor. “Bu savaş 7 Ekim ile başlamadı” dilimizden düşmüyor ama nasıl başladı o zaman? 1800’lü yıllarda Yahudilere uygulanan baskıların Rusya’da ve Avrupa’da artmasından tutun da Osmanlının zayıflamasına kadar bir sürü yakın ve uzak tarihi gerçekler vardı. Özellikle Osmanlının o bölgeden çekilip İngiliz mandasının hakimiyeti ile başlayan Filistinlilerin çektiklerini nasıl olur da dünya görmezden gelir ve her şey 7 Ekim 2023’te başlamış gibi davranırdı. Peki ya biz bunları biliyor muyduk? Okuyor muyduk? Kendimi bildim bileli Filistin ve Ortadoğu sorunu var, mitinglerde bağırmaktan, kermeslere yiyecek yapmaktan daha fazla yapılacak bir şey yok muydu? Bunları asla küçümsemiyorum ancak bunun olayların çözümüne bir katkısı olmayacağını, işin temelinde farklı çabaların olması gerektiğini düşünüyordum. 

Bir grup arkadaş, kendini Ortadoğu araştırmaları yapmaya adayan arkadaşımız Elif Atabaş’ın önderliğinde Filistin özelinde Ortadoğu okumaları yapmaya karar verdik. Biz tarihi bilmeden, olanların üzerinde düşünmeden nasıl olacak da çözümün bir parçası olacaktık. Alanları farklı olsa da bu konuyu anlamak isteyen bir grup arkadaş olarak okumalar yapmaya başladık. Bu konuda uzman olmak gibi bir amacımız yoktu. Bu okumaların ve tarihi gerçekleri kısmen de olsa öğrenmemin ufkumu çok farklı alanlarda açtığını söylemem gerekiyor. Zira konu Ortadoğu ve Filistin de olsa seçilen kitaplar konuyu çok farklı uzmanlık alanlarında değerlendiriyordu.  Bu da kendimle ilgili farklı pencereler açılmasına vesile oldu. 

Eliezer-Ben-Yehuda, unutulmuş ve sadece dini metinlerde kullanılan İbranicenin günlük dil olarak kullanılması konusunda insan üstü çaba vermiş bir Siyonist. Kitapta beni en çok etkileyen nokta Eliezer-Ben-Yehuda’nın İbranicenin yeniden kullanılması fikri birçok insana çılgınca hatta Yahudi dinine göre yasak ve lanetlenmiş gelse de yılmadan bu inandığı gerçek için ömrünü feda etmesi. Bu süreçte yani İbranicenin kullanılması için başladığı yolculukta karşılaştığı diğer Yahudilerin dünyanın her yanında çok farklı uzmanlık alanlarında ve işlerinde oldukça iyi yerlerde olmaları. Sanattan tarihe ekonomiden pozitif bilimlere… Eliezer-Ben-Yehuda yılmadan usanmadan bu insanlara büyük hayalini anlattı ve onları ikna etmeye çalıştı… Asla pes etmedi ve inandığı şey uğruna insan üstü bir çaba gösterdi. Ve ikna ettiği bu insanlardan çalışmaları için bir sürü maddi fon aldı. Onlar da İsrail devleti ve İbranicenin tekrar konuşulması için Yahuda’yı eğitimden kültüre ve sanata birçok alanda destekledi.  Dil okulları açtılar, edebiyat dergileri ve gazeteler çıkardılar. Tüm seviyelerde eğitim kurumlarını İbranice müfredat için ikna ettiler…Tek kişinin başlattığı bu hareket birkaç 10 yıl içinde bir milletin dili olmuştu…Gördüm ki eğitime önem vermek, üzerinde çalışmak ve müfredatı verimli hale getirmek derin bir gayret ve çaba gerektiriyor. Ama bir toplumu bir kere bir şeye ikna edip eğitebilirsen onun önünde kaderden başka bir engel kalmıyor.” (B.Akçeşme)

 

Bir sonraki sayıda Ankara’da görüşmek üzere. Hoşça kal Saraybosna. 

 


[1] "Amel edin (çalışın); çünkü herkes ne için yaratıldıysa ("Mâ hulika leh" (ما خُلِقَ لَه) ) o iş kendisine kolaylaştırılır."
(Buhârî, Tefsîr, 92/1; Müslim, Kader, 6)
[2] https://balkandays.blogspot.com/2023/06/tam-zamanl-anne-ve-ev-hanm.html
[3] https://www.entelekya.org/index.php/review/article/view/2/5





Editörün Seçtikleri