Deneme

Sendeki Ben

İnsan kendi içindeki derinliği doğrudan sezebilecek, görebilecek bir bakışa sahip değildir. Yüzünü görmek için bir aynaya ihtiyaç duyduğu gibi, varlığının hakikatini anlamak için de bir “öteki” ne muhtaçtır.

        İnsanın kendisini doğrudan görememesi, kendisine ve iç dünyasına ancak bir “öteki” üzerinden tanıklık edebilmesi önemli bir ihtiyaçtır. İnsan bir diğerinde kendini görmeyi, muhatabında kendi anlamını okumayı, varlığının ondaki temayülünü görmeyi hep isteyecektir. Fıtri bir ihtiyaç olarak bir diğerinde var olduğumuzu, önemli ve değerli olduğumuzu dünyadaki ilk muhatabımız olan annemiz ile tecrübe ederiz. Ondaki varlığımız bize güç verir; sarar, sarmalar. Varlığımızın başka bir varlığa meyledişi, ona olan temayülü insanın yalnız doğup, yalnız ölme korkusuna karşı geliştirdiği fıtri bir arayıştır.

  İnsan kendi içindeki derinliği doğrudan sezebilecek, görebilecek bir bakışa sahip değildir. Yüzünü görmek için bir aynaya ihtiyaç duyduğu gibi, varlığının hakikatini anlamak için de bir “öteki” ne muhtaçtır. Bir başkasında kendi aksini aramak, yalnızca bir benzerlik sevdası değil, varlığın doğasından gelen ezeli bir tamamlanma duygusudur. İnsan kendi hakikatini, bir başka ruhta aksini, yansımasını gördüğünde ancak tam anlamıyla var olduğunu hisseder. 

      İnsanoğlu bir diğerine, bir başka insana her zaman muhtaçtır. Görülmeye, sevilmeye, bilinir olmaya ihtiyaç duyar. Sesine bir ses, gönlüne bir akis olsun ister. Yüzündeki anlamı birileri görsün, onu okusun, içlerinde saklı gizli ne varsa ona âşikâr kılınsın, meramını birileri anlasın diye bekler. Dünyanın zorlu, sarp yokuşlarında, insanın hayat serencamında birilerine tutunmadan yapamayacağı, yoluna devam edemeyeceği vakitler,  demler bulunur. Böyle zamanlarda bir omuzda ağlayabilmek, bir nasihate sarılmak, bir sohbette kaybolmak, bir ses ile iyileşmek, bir eli tutuvermek iyi gelir. İyi gelir; anlaşıldığın yerde biraz soluklanmak, sevilip, serpilmek. Yeşermek, filizlenip, tomurcuklanmak, orda neşvünema bulmak iyi gelir. İnsana hayatı boyunca bir diğeri her zaman iyi gelmiştir.

    Aksini bulduğu insanda sadece kendini görebilme ihtiyacı bencil bir yansıma ve görme ihtiyacı olarak kalacaktır. Onun varlığında kendi özünü bulabilmek, tamamlanabilmek esas olmalıdır. Birbirini beslemek, yolculuğu anlamlı kılar. Dünya yolculuğunda bu akış ve yansımanın her iki muhataba kazandırdıkları işte bu yönüyle anlamlıdır.

   Bazen bu umutlu bekleyiş mucibince karşılık bulmaz. Tam tutunduğunu sandığı el boşlukta  kalabilir. Aldanmak, aldanışlar, sukûtuhayale uğramak da insanoğlu içindir. Bu saikle  “Şükür ki insandan insana fark var” der şair.

      Kalbinin şarkısını birilerinin duyması fikrinden vazgeçildiği belli zamanlar da olur. O eşik aşıldığında yalnız kalma duygusunun cazibesi içerisinde olunur artık. Zaman, kendi kabuğu içerisinde kalma isteğini şiddetle bize fısıldar.

   İnsanın elbette aldandığı, canının yandığı, artık sükûn bulmadığı yerler olur. Kendinden vazgeçmeden, bırakıp gitmenin erdemini gösterebilmek de insana dairdir. Dünyaya dair tüm kederler gibi bu keder de geçidir. Hiçbir acı kalakalmaz, her acı gibi o acı da vaktine esirdir. Vakti geldiğinde tecrübeden saydığımız hakikatlere dönüşürler.

   Savrulmadan, yıkılıvermeden vazgeçmeyi bilmek de insana dairdir. Yeniden baharları beklemek, yeniden bir dosta inanabilmek, onu sevebilmek, ona güvenebilmek duygusu kendinde bir yer bulana dek sabır yoldaş edilecek, dünyalık tüm dertler gibi bunun da bir şekilde üstesinden gelmenin yolları bulunacaktır. Gün elbette kararıp kalmayacak, yeniden umuda şans verilecektir. Fakat her yeni inanışın eskiye dair umudu eksiltmesinin önüne geçilemeyecek, bir daha eskisi gibi inanmak arzusu hissedilmeyecektir.

   Her ne olursa olsun; yeniden inanmaya, sevmeye, birine tutunmaya meyyal hâlimizi kaybetmemeye ihtiyacımız var. İnsanın birine aldanması, insana olan inancını kaybetmesinden daha kötü olmasa gerek. Biz sevmenin gücüne inanmaktan vazgeçecek değiliz. Bivefa olanlara aldanıp, içimizdeki şarkının sesini susturmayacak, birlikte yürümeye, beraber büyümeye, hep beraber daha güçlü olmaya, dünyanın yalnız olmak için çok büyük ve yaşanması epey zor bir yer olduğuna inananlardanız.

    Hakikat şu ki; dostlarımıza dair yaşadığımız acı tecrübeler, elbette bir başkasının vefasızlığı ile boy ölçüşemez. “Şu ellerin taşı hiç bana değmez. İlle dostun gülü yâreler beni” der Pir Sultan Abdal. Dosttan gelen bizi elbette çok yaralayacak, biz de dostluk gereği sinede biriktirmeden, affedeceğiz. Affetmenin, unutmanın, büyüklük olduğuna inananlardansak eğer, bekleyip sabredecek, umudu yitirmeyeceğiz.

   Birbirimizde bize dair olanın peşine düşmeye, kendimizi aramaya, bulmak için çabalamaya, bulduğumuz yerde tamamlanmaya inanmayı bırakmayacağız. 


Editörün Seçtikleri