Zeyyat A. Bey anlatıyor:
“Gezi olayları başladığında bir okulda öğretmendim. Öğretmenlerin de yönlendirmesiyle öğrenciler bu olayların içerisine çekilmeye çalışılmış ve okulda olaylar çıkmıştı. Okula müfettişler çağrılmış ve öğretmenlerin ifadesi alınmıştı. Teftiş yapan üç müfettişin üçü de dini hassasiyetlerini her fırsatta dışarıya vurmaktan çekinmiyorlardı. Soruşturma bittiğinde bu olaylara sebebiyet veren kişilerin ceza alacağı konusunda hiç şüphemiz yoktu. Fakat sonuç hiç düşündüğümüz gibi olmadı. Soruşturma sonucu olaylara sebep olan kişiler değil olayları engellemeye çalışan kişiler disiplin cezalar aldılar.” Teftiş esnasında namaz arası verecek, konuşmalarda salat-u selam getirecek kadar dini bütün bu şahısların kendilerine verilen vazifeleri nasıl bu denli ustalıkla yerine getirdiklerini şimdi daha iyi anlıyorum.”
Zeyyat Bey’in şimdi daha iyi anlıyorum dediği şey FETÖ karakterinden başka bir şey değildi. Hayat bu tipler için maskeli balo gibidir. Çoklu ilişkilerinde sosyalleşme kılıfı altında saklambaç oynarlar ve ilginç bir şekilde kolay kolay yakalanmazlar.
FETÖ’cü karakterler dini kimlik biçimini bedenlerine kazınmış bir dövme gibi taşırlar. Bıyıklarından boyunlarına, alınlarından şahadet parmaklarına kadar bu dövmeyi görmek mümkündür.
FETÖ karakterini anlayabilmenin kodlarından biri de “Maklube” kelimesidir. Her ne kadar mideye hitap eden bir sözcük gibi dursa da asıl yerleştiği yer kafa, yani beyindir. Zira maklube kelimesinin anlamı ters çevrilmiş, alt üst edilmiş demektir. Kavramları tersyüz ederek körpe dimağlara sunma işlemi de bir maklube geleneğidir. Nasıl maklube pişirirken haşlanmış kuşbaşı et tencerenin en altına dizilir, üzerine kızarmış patates, patlıcan ve biber gibi sebzeler yerleştirilir ve onun da üzerine yıkanıp baharatlanmış pirinç eklenirse insan yetiştirme tarzları da böyledir. Bütün hedef en alttakilerin en iyi ve en özel şekilde yetiştirilmesidir. Abi-abla sisteminin tabakaları da bu tarzda şekillenir. İlkokul, lise, fakülte…Maklube tepsisi ters çevrilir ve İlkokul (En iyi şekilde, en ideal ısıda pişirilen kesim) en üste çıkarılmış olur.
“Hizmet” kelimesi de anlamı sonradan çözülecek özellikte bir sözcük. Hadim değil hizmetçi yetiştirmeye işaret olsun diye sanki. Bu kelime öylesine insanların-özellikle gençlerin ve çocukların-gözünün içine sokulur ki hizmet gören insan kendini hep borçlu hisseder. Zamanla bu his minnet duygusuna, minnet duygusu da mihnete evrilir. Minnet duygusu şahsiyetini tam oluşturmamış kişilerde ait olduğu bütünün parçası olup orada yok olmaya kadar gider. Farkında olmadan en muhtaç zamanlarınızda elinizden tutan kişinin hakimiyeti altına girmiş olursunuz. Aile ikinci ya da üçüncü plandadır artık. İçten içe bir anneye ve bir babaya ihtiyacınız olmadığına inandırılmış olursunuz.
Ümmet hiç telaffuz edilmeyen kavramlardandır. Ne okyanus ne deniz ne de göl ile tanışmanıza müsaade edilir. İlla havuz ve illa cemaat ve illa platform! Küçüldükçe büyüyeceğiniz telkin edilir. “Küçük olsun bizim olsun” sözü bu anlamda mücerret şeylerin mülkiyetleştirilmesi noktasında bir mottodur. Müfredatın özü şudur: “Gölü hafızanda diri tut denizi ve okyanusu unut” Kamplar bu amaca hizmet eden unutturma kurslarıdır.
Dinler Arası Diyalog tek ayak üzerine ayakta durmaya zorlanan sehpa gibidir. Uzakta bir silüet vardır, ama insan mı, hayvan mı, eşya mı belli değildir. Dindarlar arası ya da inanan insanlar arası iletişim denilse anlarız. Fakat deve ile kuşu çiftleştirip deve kuşu üretmeye benzeyen bir garabet yukarıda sözünü ettiğim unutturma kursunun bir ünitesi olmaktan öteye geçmiyor.
Katalog Evlilikler: Evlilikler o kadar hissiz ve hızlı olmalı ki zamanı gelince boşanması da o denli kolay olsun için tanışarak, görerek evlenmenin yerine katalogdan seçme usulü yaygınlaştırılmıştır. Halbuki hiçbir kız ya da erkek katalogda durduğu gibi durmaz. Evlilik bir şirketleşme, dernekleşme ya da kulüpleşmeye dönüştürülür. Bir nesil yetiştirmekten ziyade bir çarkı çekip çevirmektir asıl maksat.
Tedbir: Kendini gizleme usulüdür. Bu o kadar ileri safhaya kadar gider ki kişi neredeyse kendi gerçekliğini bile unutur. Fetö tipi mankurtlaşma da diyebileceğimiz tedbir stratejisinin geldiği noktayı 15 Temmuz hain kalkışmasında net olarak görmüş olduk. Kimin aslında gerçekte kim olduğunu bu meşum atmosferde hayret ve şaşkınlıkla görebildik. İç yüz ile dış yüz arasında nasıl bir strateji oluşturduğunu ne yazık ki 250 şehit ve 2 bin 193 kardeşimiz gazilik mertebesine ulaştıktan sonra anladık.
İslam’ın şahsiyet libası üzerlerinde eğreti ve pejmürde duranlar inandıkları değerleri kendilerine benzetenlerdir. Selam olsun İslam’ın şahsiyet libası üstlerinde şık duranlara !