“İşittik ve itaat ettik” demişlerdi.
Yanlış anlaşıldılar.
Onların işittiği de itaati de başka bir şeydi.
Nereden bilecekler.
/Boyunlarında çenelerine dayanmış halkalar,
Önlerinde arkalarında
Çepeçevre kuşatan setler
Baksalar da göremezler/
Dediler ki; Bizi de işitince nasıl olsa itaat eder bunlar.
Hep öyle oldu yakın tarihte.
Düdük çaldı hayat durdu.
Seçilmiş Başbakan darağacına gönderildi.
İşkenceler, hakaretler.
Millete gözdağı verildi.
O gün bugün atıfta bulunurlar.
Birilerini hizaya getirmek istediklerinde.
Fakat bu başka bir geceydi.
İlk silah sesleri duyulduğunda Kudüs’te yankı buldu.
İsrail oğulları evlerinde duramadı.
Onları böyle pür heyecan sokaklara döken neydi?
Ağlama duvarında ağıtlara ara verildi.
Bu bir sevinç günüydü.
“Bir devir sona eriyordu.”
Kudüs’ün bekçileri evlerine çekildi.
Can kulağıyla dinlediler, Dersaadet’ten gelecek haberleri.
Hanzala Aksa avlusunda haykırıyordu;
“Hala 10 yaşındayım ve dünyadaki diğer çocuklar gibi büyümek istiyorum!”
Batı başkentleri heyecanla izliyordu;
“Bizim çocuklar sonunda başaracak!”
Bu ülkeyi tanımadıkları anlaşıldı.
Belki tanıdıkları ülke bu değildi.
İstanbul gecenin karanlığında mübarek bir sesle uyandı.
Salânın nuru durdukça bu topraklar karanlıkta kalamazdı.
Sokaklar doldu, caddeler taştı, mermiler uçuştu.
Tekbirler geceyi aydınlatan silah seslerine karıştı.
Ekranlarda bu topraklara yabancı olmayan ilanlar.
Ama işittikleri başka bir şeydi, itaat etmediler.
Aksine en değerli varlıklarını ortaya koydular.
Bir emanet olarak verilen canlarını.
Gencecik fidanlara ağıtlar düzenler ortalarda yoktu.
Çiçekleri koparmayınız, gençleri öldürmeyiniz diyenler
Kim bilir hangi kuytularda uygun zamanı kolluyordu.
Genci yaşlısı kadını erkeği meydanlardan sabah namazlarına koşarken,
Ufukta fecrin ışıkları şehirlerin üzerindeki manevi tül perdesini kaldırırken,
Yüzlerce yıldır şehit kanlarıyla sulanan bu toprakların
Yalnız olmadığı anlaşıldı.
Minareler anladı, kubbeler anladı, hazirelerde mahzun kabirler anladı.
Evlerin çatıları anladı, sokaklar, meydanlar anladı.
Ankara’da ay yıldızlı uçaklarla bombalanan Meclis anladı.
Vatan evlatlarıyla kucaklaşan tanklar anladı.
Dünyanın gözü kulağı üzerlerindeyken,
Birden içlerindeki kahramanlık ruhu çıktı ortaya.
Bıçak kemiğe dayanmıştı.
Şehzadebaşı, Fatih, Kocatepe
Saraçhane, Taksim, Boğaziçi kucakladı insanları.
Sabahın ilk ışıkları bir müjde gibi yayıldı yeryüzüne.
Bu kez Kudüs sokaklarında Filistinliler vardı.
Coşkuyla, sevinçle haykırdılar.
İşgalciler büyük bir hayal kırıklığıyla karanlığa çekilirken,
Filistin bayrakları, Hanzala resimleri kapladı her yanı.
İstanbul’un umudu Kudüs’ün umuduydu.
Bunu böyle bildiler.
Kudüs’ün umudu, Şam’ın, Kahire’nin, Cezayir’in umuduydu.
Bunu böyle bildiler.
15 Temmuz evet Türkiye’de yaşandı.
Ama Kudüs’te, İslam âleminde, Batı başkentlerinde çok yakından izlendi.
Belli ki önemli beklentiler vardı.
“Onların çocukları” başaramadı.
Bizim çocuklar, camiden, kahvehaneden, evden, sokaktan
Neredelerse oradan çıkıp geldiler.
Silahlara karşı durdular.
Sokaklar destan kıvamındaydı.
Onlara bir isim bulmak da
Ebubekir Eroğlu’na nasip oldu.
Bir şaire de bu yakışırdı doğrusu;
Nevri dönmüş sade insan!
Bu insanın neler yapabileceğini tarih gördü.
Dünyanın sade ve karmaşık insanları gördü.
Bazıları bunca zaman sonra görmekte hala zorlanıyor.
Belki de görmezden geliyor.
Ama inançlı ruhlar elinde kalem
Tarihe yeni notlar düşmeyi bekliyor.