Deneme

Merhamet ve Sorumluluğun Bir Durağı: Sokak Hayvanları

İnsan yeryüzünde emanet bilinciyle yaşayan bir varlıktır. Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de insanın yeryüzünde halife olarak yaratıldığı bildirilir. Halifelik kavramıyla kastedilen yalnızca insanlarla olan iletişimimizdeki sorumluluklarımız değil; tabiata, çevreye ve hayvanlara karşı olan sorumluluk alanımızı ifade eder. Günümüzün güncel meselelerinden olan sokak hayvanları konusu hem bir güvenlik hem de vicdan, ahlak ve kulluk meselesidir.

Bir toplumun medeniyet seviyesi neyle ifade edilir? Konfor vadeden binalar, geniş yollar ya da teknolojik imkânlar bu seviyeyi ölçmek için yeterli midir?

Meşhur tarihçi, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adamı İbn Haldun’a göre, medeniyetlerin çöküş süreci, refahın ve lüksün artışıyla açıklanır. Ona göre, bir medeniyet kurulurken yaşanan zorluklar ve mücadeleler fertler arasındaki dayanışmayı güçlendirir. Ancak zamanla elde edilen refah insanları tembelleştirir, lükse ve rahatlığa düşkün hale getirir. Bu da mücadele ruhunun ve üretkenliğin zayıflamasına yol açar.

Medeniyet bir sorumluluktur. Medeniyet aynı zamanda güçsüzlere, sahipsizlere ve kendini ifade edemeyen canlılara karşı gösterilen şefkatle de ölçülür. Sokaklarda yaşayan hayvanlar, insanlığın merhamet sınavının sessiz tanıklarıdır. Konuşamazlar, haklarını talep edemezler, açlıklarını, korkularını ve ihtiyaçlarını yalnızca bakışlarıyla anlatmaya çalışırlar.

İnsan yeryüzünde emanet bilinciyle yaşayan bir varlıktır. Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de insanın yeryüzünde halife olarak yaratıldığı bildirilir. Halifelik kavramıyla kastedilen yalnızca insanlarla olan iletişimimizdeki sorumluluklarımız değil; tabiata, çevreye ve hayvanlara karşı olan sorumluluk alanımızı ifade eder. Günümüzün güncel meselelerinden olan sokak hayvanları konusu hem bir güvenlik hem de vicdan, ahlak ve kulluk meselesidir.

Allah katında merhametin küçüğü büyüğü yoktur. 

Kur’an-ı Kerim hayvanlar Allah’ın ayetlerinden biridir:

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar.” (En’âm, 6/38) Bu ayete göre hayvanlar da kendilerine özgü bir düzen ve değer içerisinde yaratılmıştır. İnsanlar Allah’ın kulu, hayvanlar da Allah’ın yarattığı canlılardır. Dolayısıyla Allah’ın yarattıklarına karşı göstereceğimiz tutum, Yaratan’a karşı tavrımızın bir yansımasıdır aynı zamanda.

Her hususta rehberimiz Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) hayvan hakları konusunda da insanlık tarihine yön vermiştir. Bir hadis-i şerifte susuz kalan bir köpeğe su veren kişinin Allah tarafından bağışlandığı (Buhârî, Müsâkât 9; Müslim, Selâm 153) haber verilir. Başka bir rivayette ise bir kediyi aç bırakarak ölümüne sebep olan kadının cezaya uğrayacağı (Buhârî, Bed'ü'l-Halk 17; Müslim, Birr 151) bildirilmiştir.

Bir yolculuk esnasında, yavruları alınan bir kuşun telaşlandığını görünce yavruların derhal yerine bırakılmasını istemiştir (Ebû Dâvûd, Cihâd, 112, Edeb 163-164). Bir devenin açlıktan ve aşırı yükten dolayı inlediğini fark edince sahibini uyarmış ve “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkunuz.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44) buyurmuştur.

Öyleyse merhametin küçüğü büyüğü yoktur Allah katında. Bazen bir yudum su cennete vesile olabilirken, ihmal edilen bir canlı da ağır bir sorumluluğa dönüşebilir.

Merhamet ve sorumluluk arasında bir denge vardır.

Merhamet, sorunları görmezden gelmeyi gerektirmez. Zira merhamet, güvenliği terk etmek anlamına da gelmez. Aksine güvenlik tedbirlerini almak, Allah’ın yarattığı tüm canlılara gösterilen merhametin anlamlı bir yansımasıdır. Dinimizin temel ilkesi de hem insanların hem hayvanların hakkını korumaktır. Nitekim bir canlının diğer bir canlıya zarar vermesi ihtimali bulunan durumlarda gerekli tedbirlerin alınması meşrudur. Şefkat ve merhamet kavramlarına sığınılarak toplumun güvenliği asla yok sayılamaz. Ancak alınacak tedbirler zulüm, işkence veya toplu yok etme anlayışına dönüşemez. Çünkü İslam’da amaç, sorunu çözmektir; öfkeyi tatmin etmek değildir. Merhamet ve sorumluluk arasında bir denge vardır.

O halde, sokak hayvanları konusunda kalıcı çözümler üretmek ve toplumun bilinçlendirilmesi önem taşımaktadır. Merhametle aklı, vicdanla tedbiri bir araya getirebilmek çözüm yolları noktasında bizlere yol gösterecektir. 

“Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü.”

Medeniyetimizin hafızası, hayvanlara gösterilen derin şefkat örnekleriyle doludur. Osmanlı döneminde kuş evleri inşa edilmiş, vakıflar aracılığıyla yaralı hayvanların tedavisi sağlanmış, kış günlerinde aç kalan kuşlar için yem bırakılmıştır.

Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde, bazı vakıfların sahipsiz hayvanlara hizmet etmek amacıyla kurulduğu anlatılır. Geçmişimizdeki bu örnekler, sadece hayvan sevgisinden değil; Yüce Allah’ın yarattığı her canlıya duyulan saygıdan kaynaklanır. Yunus Emre’nin diliyle, “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü.” Hayvanlara yaklaşımımızın özünü oluşturmaktadır bu söz. Çünkü merhamet yalnızca sevdiklerimize gösterdiğimiz bir duygu değil, yaratılmış olanlara duyduğumuz saygının adıdır.

Susuz kalmış bir hayvana su vermek, kışın aç kalan bir canlıya yiyecek bırakmak veya yaralı bir hayvanın tedavisine vesile olmak geçmişten gelen bu merhamet mirasını yaşatmak anlamına gelir.

Bilimsel yöntemleri kullanırken dinin zemine yerleştirdiği “merhametli olmak ve sorumlu olmak” öğretisini unutmamak gerekir.  

Araştırmalar, hayvanlara karşı olumlu tutum geliştiren fertlerde empati becerisinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Gözümüzün nuru çocuklarımızın hayvan sevgisiyle yetişmesi, onların merhamet, sorumluluk ve paylaşma duygularıyla bezenmesine vesile olmaktadır. 

Tüm bunlarla birlikte kontrolsüz hayvan popülasyonlarının hem insanlar hem de hayvanlar açısından çeşitli sorunlar oluşturabileceği de bilinmektedir. Bu nedenle bilimsel yöntemleri kullanarak tedbirler almak ve toplum düzenini sağlamak büyük önem taşımaktadır. Bilim bize neyi nasıl yapacağımızın yöntemini, din ise amacını öğretir. Bilimsel yöntemleri kullanırken dinin zemine yerleştirdiği “merhametli ve sorumlu olmak” öğretisini unutmamak gerekir.  

Sonuç yerine…

Allah’ın sessiz varlıkları olan hayvanlar, toplumun merhamet aynası gibidir. Camımızın önünde kanat çırpan bir kuşta, sevgimizi hissetmek için ayaklarımıza dolanan bir kedide, bahçemizde bakımızı üstlendiğimiz bir köpekte aslında insanlığımızı da görürüz. Hayvanlarla bağ kurmak bize kendimizi iyi hissettirir. 

Merhamet, güçlü olanın güçsüze uzattığı eldir. İslam medeniyeti, merhameti sadece insanlara değil, bütün mahlûkata yöneltmiştir. Bugün bizlere düşen görev, bir taraftan merhameti kuşanırken diğer taraftan sorunları görmezden gelmemektir. Yapılması gereken; insanların güvenliğini, hayvanların yaşam hakkını ve toplumun huzurunu birlikte koruyan çözümler üretebilmektir.

“Konuşamayan, derdini anlatamayan canlılara karşı nasıl davranıyorum?” sorusuna vereceğimiz cevap, insanlığımıza dair bir cevap olacaktır. 

Editörün Seçtikleri