Deneme

Sokak Hayvanları Üzerine Bir Medeniyet Tecrübesi

İslam medeniyetinde hayvanlar, Allah’ın yarattığı, kendilerine özgü hakları bulunan canlılardır. Kur’ân-ı Kerîm, hayvanları yalnızca insanın hizmetine sunulmuş varlıklar olarak değil, aynı zamanda Allah’ın kudretini ve hikmetini gösteren canlı ayetler olarak beyan eder. Bu sebeple İslam düşüncesinde hayvanlara yönelik yaklaşım, merhamet, adalet ve sorumluluk esasları üzerine kurulmuştur.

İslam medeniyetinde hayvanlar, Allah’ın yarattığı, kendilerine özgü hakları bulunan canlılardır. Kur’ân-ı Kerîm, hayvanları yalnızca insanın hizmetine sunulmuş varlıklar olarak değil, aynı zamanda Allah’ın kudretini ve hikmetini gösteren canlı ayetler olarak beyan eder. Bu sebeple İslam düşüncesinde hayvanlara yönelik yaklaşım, merhamet, adalet ve sorumluluk esasları üzerine kurulmuştur.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onların hepsi Rablerinin huzurunda toplanacaktır.” (En‘âm Suresi;38)

Müfessirler, ayette geçen “ümmetler” ifadesinin hayvanların da kendilerine mahsus bir düzen, hayat ve topluluk yapısına sahip olduklarını gösterdiğini belirtmişlerdir. Bu bağlamda Ebrehe’nin ordusunu yenilmiş ekin yaprağı gibi yapan ebabiller de, Hazreti Süleyman’ın kuşlardan meydana gelen ordusu da, karınca vadisindeki karıncanın “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; aman, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!” diye seslenmesi de hayvanlar arasındaki iletişim ve toplumsal organizasyona dikkat çeken son derece çarpıcı örneklerdir.

İnsanın yaratılış üstünlüğü ona hayvanlara zulmetme hakkı vermez; aksine insana bir emanet ve sorumluluk yükler. İslam'a göre insan, yeryüzünün mutlak sahibi değil; Allah'ın emanetini taşıyan halifesidir.  

Nahl Sûresi’nin 5-8. ayetleri ile Mü’minûn Sûresi’nin 21. ayeti, insanların hayvanlardan meşru ölçüler içerisinde yararlanmasının Allah’ın bir nimeti olduğunu bildirirken, aynı zamanda onların Allah’ın kudretinin delilleri olduğunu da hatırlatır. Bu sebeple hayvanlar yalnızca ekonomik bir kaynak değil, ilahî rahmet ve hikmetin tecellileridir. Varlıklarının pek çok faydası yokluklarının ise telafi edilemez zararları vardır ve karada ve denizde fesat ortaya çıkar. Nitekim müminler, kâinattaki bu muazzam nizamı ve hiçbir canlının sebepsiz var edilmediğini görerek şöyle dua ederler: 'Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın. Seni noksanlıklardan uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru.'"

En‘âm Sûresi’nin 38. ayetinde yer alan “Sonra onların hepsi Rablerinin huzurunda toplanacaktır.” ifadesi, müfessirler tarafından hayvanların da ilâhî adaletin tecellisi için mahşerde toplanacakları şeklinde yorumlanmıştır.

Bu husus, Hazret-i Peygamber’in (SAV) şu hadis-i şerifiyle de açıklık kazanmaktadır:

لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ، حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ

“Kıyamet günü haklar mutlaka sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyunun, boynuzsuz koyuna vurmasının karşılığı bile alınacaktır.” (Müslim, Birr, 60; Hadis No: 2582)

İslam hukukunda hayvanlar yalnızca bir mal veya eşya olarak görülmez. Onlar can taşıyan, acı hisseden ve korunması gereken varlıklardır. Klasik fıkıh eserlerinde bu konu özellikle “Nafakatü’l-Hayevân” başlığı altında ele alınmıştır.

 Yaşama ve Bakım Hakkı

Hayvan sahibinin, hayvanının yem, su ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılaması hukuki bir yükümlülüktür. Hayvanını ihmal eden kimseye kadı tarafından müdahale edilir; gerekli durumlarda hayvanın satılması veya bakımının sağlanması emredilir.

Sahipsiz ve terk edilmiş hayvanların korunması ise kamu otoritesinin sorumluluğu kapsamında değerlendirilmiştir.

 Bedensel Bütünlüğün Korunması

İslam hukuku hayvanlara eziyet edilmesini kesin olarak yasaklamıştır. Taşıyamayacakları yüklerin yüklenmesi, dövülmeleri  yüzlerine vurulması, kulak ve kuyruklarının keyfî şekilde kesilmesi, Eğlence amacıyla dövüştürülmeleri, yasak fiiller arasında sayılmıştır. Yine süt emen yavruların hakkının korunması amacıyla, annelerinin sütlerinin tamamen sağılması uygun görülmemiştir.

 Dinlenme Hakkı

Hayvanların çalışma süreleri ve dinlenmeleri de hukukî düzenlemelere konu olmuştur.

Hazret-i Peygamber (SAV) insanların hayvanları uzun süre üzerinde oturulan birer “kürsü” gibi kullanmalarını yasaklamış, çalışan hayvanların dinlendirilmesini ve ihtiyaçlarının karşılanmasını emretmiştir.

 Kesim ve Avlanma Hukuku

İslam hukukunda kesim ve avlanmada temel ilke “ihsan”dır. Hayvanın gözü önünde bıçağın bilenmesi, kesim yerine sürüklenmesi veya gereksiz acı çektirilmesi hoş karşılanmamıştır. Avlanmanın meşru amacı ihtiyaçtır; sırf eğlence ve zevk için hayvan öldürmek ise Müslüman ahlakıyla bağdaşmaz.

Evde Kedi Beslemek

Medine toplumunda kediler günlük hayatın doğal bir parçasıydı. Hazret-i Peygamber (SAV), kedilerin bandığı suyun temiz olduğunu belirtmiş ve onları insanların arasında serbestçe dolaşan canlılar olarak tanımlamıştır.

Hazret-i Peygamber'in (SAV) kediler hakkında meşhur hadis şöyledir:

إِنَّهَا لَيْسَتْ بِنَجَسٍ، إِنَّهَا مِنَ الطَّوَّافِينَ عَلَيْكُمْ وَالطَّوَّافَاتِ

"O (kedi) necis değildir. O, sizin etrafınızda dolaşanlardan (sizinle iç içe yaşayanlardan) biridir." (Ebu Davud; Sünen, Hadis No: 75)

Rasulullah (SAV)’nin Ashabından: Abdurrahman b. Sahr’a (ra), kedilere olan ilgisi sebebiyle “Ebu Hureyre” (Kedicik Babası) lakabının verilmesi de bu yaklaşımın dikkat çekici örneklerinden biridir.

Evde Kuş ve Balık Beslemek 

Evde kafeste kuş veya akvaryumda balık beslemek belirli şartlarla caiz (uygun) kabul edilmiştir. Hayvanın doğal ortamından koparıldığında strese girmemesi, kafesinin/akvaryumunun temiz olması, yeminin ve suyunun zamanında verilmesi şarttır. Hz. Peygamber'in, evinde "Nugayr" adlı küçük bir kuşu besleyen çocuk yaştaki sahabe Ebu Umeyr'i kuşunun ölümü üzerine ziyaret etmesi ve kuşuyla ilgilenmesi, evde kuş beslenmesinin meşruiyetine en büyük delil olarak kabul edilir.

Evde Beslenmesi Yasak Olan Hayvanlar

Ev ortamında beslenmesi haram veya tahrîmen (harama yakın) mekruh olan hayvanlar şunlardır: Zehirli ve Tehlikeli Canlılar: Yılan, akrep, tarantula gibi insana doğrudan zarar verme riski taşıyan zehirli hayvanların evde beslenmesi caiz değildir.

Yırtıcı Hayvanlar: Aslan, kaplan, kurt, timsah gibi evcilleştirilmesi fıtraten mümkün olmayan ve yırtıcı sınıfına giren hayvanların evde tutulması hem insanın canı için tehlike arz ettiği hem de hayvana eziyet olduğu için yasaktır. Domuz: İslam dininde necis-i ayn (kendisi tamamen pis) kabul edildiği için hiçbir şekilde evde veya bahçede beslenemez.

Evde Köpek Beslemek 

İslam fıkhında ev içinde köpek beslenmesi, hijyen ve ibadet alanlarının temizliği için sınırlandırılmıştır.  Köpeğin salyası ve tüyleri necis (pis) kabul edildiği için, köpeğin yaşam alanının evin içi olması mekruh ya da haram sayılmıştır. Zaten ev köpek için doğal yaşam alanı da değildir. Hadislerde, içinde köpek bulunan eve rahmet meleklerinin girmeyeceği belirtilir.

 Bahçe ve İhtiyaç Durumu: Evin içinde olmamak kaydıyla; bahçede, çiftlikte veya müstakil alanlarda güvenlik, bekçilik, avcılık veya sürü koruma amacıyla köpek beslenmesinde hiçbir dini sakınca yoktur. 

 Köpekler; Can ve Kamu Güvenliği

İslam’ın ilk dönemlerinde köpekler Medine’de serbestçe dolaşabiliyor, hatta Mescid-i Nebevî çevresinde görülebiliyordu ancak halk sağlığını tehdit eden durumlarda kamu otoritesinin tedbir alma yetkisi bulunmaktaydı. Özellikle saldırgan veya hastalık taşıyan hayvanlarla ilgili uygulamalar bu çerçevede değerlendirilmiştir.

Bununla birlikte Hazret-i Peygamber (SAV), köpeklerin de Allah’ın yarattığı bir ümmet olduğunu ifade ederek onların bütünüyle yok edilmesini doğru bulmamıştır. Bu yaklaşım, kamu güvenliği ile canlıların yaşam hakkı arasında kurulan dengeyi göstermektedir.

 Kuşlar ve Yabani Hayvanlar

Hazret-i Peygamber (SAV) Medine’yi harem bölgesi ilan etmiş, bu sınırlar içerisinde yaşayan yabani hayvanların avlanmasını ve yuvalarının bozulmasını yasaklamıştır. Kuş yavrularının annelerinden ayrılması, yuvaların tahrip edilmesi ve hayvanların sebepsiz yere rahatsız edilmesi ahlaki ve hukukî büyük bir kusur kabul edilmiştir.

Su ve Beslenme İmkânları

Medine’nin sıcak iklim şartlarında hayvanların su ihtiyacının karşılanmasına özel önem verilmiştir. Kuyuların ve su kaynaklarının hayvanların da yararlanabileceği şekilde düzenlenmesi teşvik edilmiş, sahipsiz hayvanların beslenmesi bir hayır ve sadaka vesilesi olarak görülmüştür. Günahkâr bir kadın, çölde susuzluktan dili sarkan ve neredeyse ölmek üzere olan bir köpek görünce, hemen ayakkabısını çıkarıp, suyla doldurdu ve köpeğe su verdi. Bu sebeple Allah onu bağışladı. Nitekim Hazret-i Peygamber (SAV): "Her canlı (yaş ciğer) sahibi varlığa yapılan iyilikte bir sevap vardır.” buyurarak, hayvanlara gösterilen merhamet ve şefkatin Allah katında mükâfatlandırılan bir davranış olduğunu bildirmiştir

Vakıflar ve Kamu Denetimi

İslam medeniyetinde hayvan hakları yalnız teorik düzeyde kalmamış, kurumsal yapılara da dönüşmüştür. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde;

Yaralı kuşların tedavisi, yaşlı yük hayvanlarının bakımı, sokak hayvanlarının beslenmesi, amacıyla vakıflar kurulmuştur.

Çarşı ve pazarları denetleyen muhtesiplere (ticaret ve kamu ahlakı denetleyen zabıtalar) de hayvanlara eziyet eden kişilere müdahale etme yetki ve görevi verilmiştir.

Bir gün pazarda aşırı yük yüklenmiş bir deve gören Hz. Ömer, devenin sahibini buldurmuş ve yükün bir kısmını kendi eliyle indirmiştir. Ardından sahibine sert bir şekilde: "Allah’tan korkmuyor musun? Bu hayvana taşıyamayacağı yükü yüklüyorsun!" diyerek ihtar etmiştir, develere belli bir kilonun üzerinde yük vurulmasını ve hayvanların dinlendirilmeden yürütülmesini yasaklamıştır. Hz. Ömer, zayıf düşmüş veya sahipsiz kalmış hayvanlar için özel alanlar tahsis etmiştir. Medine yakınlarındaki Rebeze mevkiini devlet koruluğu (hımâ) ilan etmiş, burayı özellikle fakirlerin, kimsesizlerin ve zayıf/hasta binek hayvanlarının ücretsiz otlaması ve barınması için ayırmıştır. Medine yakınlarındaki bu koruluk tecrübesi, sonraki yüzyıllarda İslam coğrafyasında (Selçuklu ve Osmanlı) görülen "hasta ve göçmen hayvanlar için mera/otlak vakıfları" modelinin doğrudan hukuki ve tarihi temelini oluşturur.

Sonuç olarak; İslam’ın hayvanlara bakışı, merhamet adalet ve sorumluluk ilkelerinin birleştiği dengeli bir anlayışa dayanır. Bununla birlikte İslam hukukunda kamu düzeni ve insan güvenliği de korunması gereken temel değerler arasındadır. Bu sebeple İslam, bir yandan hayvanlara eziyeti ve keyfî öldürmeyi yasaklarken, diğer yandan halk sağlığını ve güvenliğini tehdit eden durumlarda kamu otoritesine gerekli tedbirleri alma yetkisi vermektedir. Şüphesiz ilahî dengede her varlığın kendine has bir yeri vardır ve hiçbir hayvan insan yerine ikame edilemez. Esas olan, merhamet ile adaleti, hayvan hakları ile kamu yararını birlikte koruyan bir dengeyi tesis etmektir. Zira dengesizlik karmaşaya fesada can ve mal güvenliğinin ortadan kalkmasına sebep olur. İşte bundan dolayı "zarar giderilir" (الضرر يزال) ve "kamu yararı gözetilir" (المصلحة العامة) ilkeleri de bu dengeyi kurmaya yöneliktir. 

Dengeli olan insan şunu iyi bilir ki; ‘Allah Alemlerin Rabbidir, Merhametlilerin en merhametlisidir ve canlıların (mahlukatın) rızkını vermeyi, hiçbir zorunluluk altında olmadan, tamamen kendi lütfu, keremi ve merhameti sebebiyle kendi üzerine vacip kılmıştır.

Editörün Seçtikleri