Prof. Dr., Bursa Uludağ Üni. İlahiyat Fakültesi
“Sâat-i vâhiddür ömr-i cihân
Sâat-i tâate sarf eyle hemân”
Fodlacızâde Ahmet Râsim Efendi, yukarıda zikrettiğimiz, beytinde bu dünya hayatının bir saatten ibaret olduğunu söylüyor. Ömür, madem bu kadar kısa diyor, o hâlde ibadet ve tâat ile onu bereketlendir. Manzum Nesâyih-i Şer‘iyye ve Mev‘ize adlı bir nasihatname de yazan Râsim Efendi, didaktik bir üslûp ile muhatabına sesleniyor: Hayat kısa!
İnsan, ne kadar uzun yaşarsa yaşasın, yine bir gün bu diyardan göçecek. Bunu biliyoruz; ama hakikate ilişkin pek çok meseleyi unuttuğumuz gibi, bunu da unutuyoruz. Ebedi kalacakmış zehabına kapılıyoruz. Oysa şu sonbaharda dökülen yapraklar, kendi lisanlarıyla bize sesleniyor, Râsim Efendi’nin beytiyle seslendiği hakikati yüzümüze haykırıyorlar. Lakin duyan kim? O çına yaprağının üzerine basa basa yol alıyoruz. Onun konuştuğunun farkında bile değiliz. Bizim aklımızda projelerimiz var, onları takip etmekteyiz. Bitmek tükenmek bilmeyen isteklerimiz, hayata dair hayallerimiz, yarına dair umutlarımız… Bir ötesi yok. Bir ötesi olsa, aklımızda bu dünya hayatının bir saatten ibaret olduğunu fehmedeceğiz. O basıp geçtiğimiz yaprağın ve yağan sonbahar yağmurlarının bize konuştuğunun ayrımına varacağız. Süleyman olacağız; varlığın lisanını çözeceğiz. Ama hayır; bu bize ağır geliyor. Yaşayıp gidiyoruz.
İnsan, bir yanıyla “ünsiyet eden”, öteki yanıyla “unutan” varlık. Ünsiyet etmek bizi varlıkla dost kılıyor. Hayat bu “dostluk” ile kemâle erip güzelleşiyor. Unutmak ise, bir yönüyle nimet, öteki yönüyle külfet… Nimettir; bunca derdi, tasayı, gamı ve kederi unutmak lütufların en hasıdır. Unutmazsak, sürekli dikiz aynasına bakıp önündeki duvara toslayan şoför gibi oluruz. Nedametler mezarlığıdır dikiz aynasından bakıp durduğun. Pişman ol, istiğfar et, ders çıkar ve unut. Kolay değil; ama unut ki, yol alasın.
Unutmak, öteki yanıyla külfettir demiştik. Evet, öyledir. İnsan, bu dünya hayatının cazibesine kapılır, dönüp dolaşıp asıl gideceği o anı unutur. O anın adı ölümdür. Soğuk kelimedir derler; lakin hayatı anlamak için bu “soğuk kelime” ile de ünsiyet kurmak icap eder. Çünkü ölüm vicdanı diri tutan iksirdir. O iksiri kaybeden kişi zalim ve gaddar olur. Ama ne kadar unutursak unutalım, ansızın kapımızı ölüm meleği çalıyor. A, diyoruz, daha dün birlikteydik… Nasıl oldu? İrkiliyoruz, üzülüyor, dertleniyoruz ansızın gel emrine muhatap olan dostumuzu uğurlarken. Fakat bu o kadar da uzun sürmüyor; serviler arasında sırladığımız dostumuzun huzurundan ayrılır ayrılmaz hayatın akışı içinde unutup gidiyoruz.
İnsan kolay unutan bir varlık. Bu lütuf penceresinden bakarsak, pek hoş bir haslettir. Fakat külfet penceresinden bakıldığında, tuzak. Hakikaten bir tuzak; yakın, çok yakın olan o ânı unutup sürekli daha çok kazanmanın, daha çok anılmanın ve daha çok alkışlanmanın yolunu yordamını arıyoruz. Bu özelliğimiz çokça meşhur olduğu için bilgeler bizi hep uyarıyorlar. Bizi uyaran bilgelerden biri de “şairler sultânı” Bâkî’dir. Şöyle sesleniyor:
“Zîr-i hâk olsa gerek menzilün âhir ni’delüm
Mâline mâlik imişsin tutalım Kârun’un”
“Ey unutan insan! Farzedelim ki, Kârun’un bütün mülkü sende olsun; sonuçta gideceğin yer toprağın altı olduktan sonra neye yarar?”
Evet, neye yarar? Bu soruyu sormak, zenginliğe, dünyayı imar etme idealine, iyilik ve güzellikleri ikame etmek için çaba sarf etmeye, iktidara gelmeye, mevki ve makam sahibi olmaya, bilimsel keşifler yapmaya ve projeleri hayata geçirmeye mani değil. Öyle sanıldığı gibi, dünya hayatını güzelleştirme idealinden uzağa düşmüş olmuyoruz. Burada bir dilemma aramanın manası da yok. Elbette çalışıp çabalayacak ve ideallerin için yol alacaksın; lakin bunu yaparken, sana verilen ömrün kısa olduğunun da ayrımında olacaksın. Biz, “Kıyametin hemen kopacağını bilseniz de ağaç dikin.” emrine muhatap bir medeniyetin çocuklarıyız. Ağaç dikmek dünyayı güzelleştirmek, hayatı zenginleştirmek ve varlığı sevmek demektir. Yarına dair daima umutlu olmak, hayaller kurmak, projeler geliştirmek ve sürekli çalışmakla memuruz. Lakin bütün bu çabaların bizi asıl görevimizden alıkoymamasına, unutulmaması gerekenleri unutmamıza ve yapmamız gerekenleri yapmamamıza sebep olmaması gerek. Dengeyi iyi kurmanın yolunu yordamını araştırmalı, büyük pişmanlıklara ve geri dönülmez hatalara düşmemek için gayret etmeliyiz.