İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi, teknolojik yeniliklerin etkisiyle üretim biçimlerini köklü bir şekilde değiştirmiş; endüstriyel faaliyetlerin genişlemesine ve yeni sanayi dallarının ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Dünyanın seyrini değiştiren bu devrim, zamanla kendi sanat akımını doğurmuş ve 20. yüzyılın başlarında İtalya’da Fütürizm akımının doğmasına zemin hazırlamıştır. Fütürizm, geleneksel değerleri ve klasik sanat anlayışını reddederek, hız, makine, teknoloji ve endüstriyel yaşamı yücelterek modern bir sanat ve düşünce hareketi olarak gelişmiştir.
Makineyi, hızı ve modernleşmeyi merkeze alan Fütürizm, yalnızca Avrupa sanatını değil, Cumhuriyet'in ilk yıllarında modernleşme sürecini yaşayan Türkiye'deki edebiyat çevrelerini de etkiler. Bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri, Nâzım Hikmet'in 1923 yılında Materyalist ve Marksist dünya görüşünün etkisiyle Sovyetler Birliği’nde yazdığı “Makinalaşmak İstiyorum” adlı şiiridir.
Trrrrum,
trrrrum,
trrrrum!
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!
beynimden, etimden, iskeletimden geliyor
bu!
her dinamoyu altıma almak için çıldırıyorum!
tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,
damarlarımda kovalıyor oto-direzinler lokomotifleri!
trrrrum,
trrrrum,
trak tiki tak
makinalaşmak istiyorum!
mutlak buna bir çare bulacağım
ve ben ancak bahtiyar olacağım
karnıma bir türbin oturtup
kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!
trrrrum
trrrrum
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!
Dolayısıyla materyalizm, 19. yüzyılda önemli bir gelişim göstermiş ve başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede düşünce dünyasını derinden etkilemiştir.
19. yüzyılın sonlarına doğru Endüstri Devrimi'nin hızlandırdığı seri üretim anlayışının sosyal, kültürel ve estetik açıdan doğurduğu olumsuz sonuçlar daha görünür hâle gelmeye başlamıştır. Seri üretim nedeniyle özellikle el sanatlarına dayalı ürünler yeniden tasarlanarak fabrika üretimine uyarlanmış, bu durum söz konusu ürünlerin sıradanlaşmasına ve özgün değerlerini yitirmesine yol açmıştır. Niteliğini yitiren bu estetik anlayışına tepki olarak, geleneksel el sanatlarına ve onların estetik değerlerine yeniden yönelişi savunan Arts and Crafts Hareketi Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Kısa sürede geniş bir etki alanı kazanan bu hareket, Türkiye’de de çağdaş sanat anlayışıyla birleşerek özellikle Çağdaş Türk Seramik Sanatının gelişiminde önemli bir yansıma bulmuştur.
Hızı merkeze alan Sanayi Devrimi, üretim kapasitesini, ulaşım hızını ve küresel iletişimi arttırarak, hayatın birçok alanında konfor alanı oluştururken, diğer yandan ortaya çıkan ürünlerin kalite ve özgün değerlerinin yitirilmesine sebep olmuştur. Standartlaştırıcı bir etkiye sahip olan seri üretim, bireysel zevk, emek ve ustalık bilgisini geri planda bırakırken; nesnelerin sadece işlevsel ve ekonomik değerlerinin ön plana çıkmasına ön ayak olmuştur.
Buna karşılık halıcılık, çinicilik, dokumacılık, nakış, oya, bakır işlemeciliği, telkari, hat sanatı, tezhip, bastonculuk, beşikçilik, dülgerlik, kaşıkçılık, çarıkçılık, karagöz imalatçılığı, koşumculuk, taş oymacılığı vb. geleneksel el sanatları, üretim sürecini yalnızca ihtiyaçlarımızın giderilmesini sağlayacak bir eylem olarak değil, aynı zamanda insanın kendisiyle kurduğu zihinsel ve duygusal bir ilişki olarak ele alır. El sanatlarında kişi, üretim sürecine aktif olarak katılırken, diğer yandan da kişisel zevkini ortaya koyma, sabır, dikkat, özveri ve ustalık gerektiren uzun bir öğrenme sürecine girer. Geleneksel el sanatları bu yönüyle, insanın yavaşlamasını, odaklanmasını, üretimden haz almasını, estetik ve el becerilerini geliştirmesini, zihnen ve ruhen derinleşmesini güçlü bir şekilde desteklerken; diğer yandan içinde bulunduğu toplumun geleceğine yön veren kültürel mirasın korunmasına, yaşatılmasına ve gelecek nesillere aktırılmasına olanak sağlar.
Sanayi Devrimi ile hız kazanan modernleşme sürecinin günümüze yansımalarından biri, yaşamın giderek artan temposu karşısında bireyin kendisini zihinsel ve duygusal baskı altında hissetmesidir. Diğer yandan gelişen iletişim teknolojileriyle birlikte sosyal medyanın yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi, bireyin devamlı uyaranlara maruz kalmasına neden olmakta ve bu durum kişinin kendisiyle baş başa kalmasını güçleştirerek kişilik gelişim sürecini olumsuz yönde etkilemektedir.
Modern yaşamın hızlı temposu, bireyin zihinsel ve duygusal dünyasında çeşitli baskılar oluşturur. Öncelikle zihin gelişiminin egzersizi olarak görebileceğimiz el sanatları hafızayı güçlendirerek odaklanma becerisini artırarak zihinsel becerilerin gelişmesine olanak sağlar. Dolayısıyla odaklanma zihinsel uyarım sağlayarak kişide duyusal ve motor becerilerini destekler. Diğer yandan herhangi bir el sanatı ile ilgilenmek kişiyi rahatsız eden zorlayıcı düşüncelerden ve olumsuz içsel monologlardan uzaklaştıracağı için stresin azalmasına ve kişinin kendisini daha huzurlu hissetmesine sebep olur.
Kişilik gelişiminin en önemli temel taşlarından biri sabırdır. Sabır, kişinin öz disiplinini, duygusal kontrolünü sağlamasında ve insanlarla güçlü ve sağlıklı ilişkiler kurmasında yaşamı boyunca en büyük destekçidir. Hızı ve aceleyi kabul etmeyen el sanatları kişiye aylarca süren bir kilim ya da büyük bir titizlikle işlenen bir tezhip karşısında beklemeyi dolayısıyla sabrı öğretir. Çağımızı sarmalayan sabırsızlık virüsüne karşı geleneksel el sanatları insanın zihin ve gönül dünyasına ilmek ilmek işlenen bir huzurun ve tefekkürün kapılarını açar.
El işiyle uğraşmanın önemli faydalarından biri de insana özgüven kazandırmasıdır. Kişi el işi ile ilgilendiği takdirde süreç içerisinde yeni teknikler öğrenip becerileri geliştirdikçe ve üzerinde çalıştığı eserini tamamladıkça kişide oluşan yetkinlik hissi özsaygının dolayısıyla özgüvenin oluşmasına tesir eder.
İnsanları bir araya getirmesi el sanatlarının başka bir önemli yönünü bize gösterir. Kurslarda, atölyelerde ya da geleneksel üretim ortamlarında bir araya gelen kişiler deneyimlerini paylaşırlar. Herkesin birbiriyle, hatta çoğu zaman en çok da kendisiyle yarış hâlinde olduğu bu hız çağında insan, giderek yalnızlaşmakta ve toplumsal bağlarından uzaklaşmaktadır. Buna karşılık, birlikte üretmenin sağladığı sosyal etkileşim kişinin ruh sağlığını desteklerken, aynı zamanda kendisini toplumun değerli ve anlamlı bir parçası olarak hissetmesine olanak sağlar.
Geçmişten günümüze kültürel hafızayı aktarma hususunda Geleneksel El Sanatları ayrı bir öneme sahiptir. Çini, ebru, hat, ahşap, telkâri, bakırcılık, oyacılık, taş oyma vb. geleneksel el sanatları estetik değer taşımanın ötesinde kültürel hafızanın canlı kalmasını sağlar. İnsan el işini öğrenme sürecinde sadece teknik bilgi ile kalmaz aynı zamanda geçmiş kuşakların inanç, bilgi ve birikimini kişisel dünyasına ve yaşadığı topluma taşır. Böylelikle el işi üretimi kişisel bir uğraş olmanın çok ötesinde kültürel sürekliliğin bir parçası haline gelir.
Sonuç olarak günümüzde teknolojinin ulaştığı son noktada hızın, insan bedeni ve ruhunda bıraktığı olumsuz etkinin aksine insanın üretme ihtiyacını en güzel şeklide karşılayan Geleneksel El Sanatları, insan psikolojisini dolayısıyla toplum psikolojisini olumlu yönde etkiler. Elbette ki içinde bulunduğumuz ileri teknolojiden uzak durmayı önermek ne mümkün ne de gerçekçi bir yaklaşımdır. Önemli olan, teknolojiyi insan yaşamını kolaylaştıran bir araç olarak görülmesidir. Bu bakış açısının yerleşmesi ise, teknolojik gelişme ve insani değerler arasında sağlıklı bir denge kurarak ve makineleşmek yerine makineyi bilinçli bir şekilde kullanmasını bilen, üretme kabiliyetini ve becerisini koruyabilen kişiler yetiştirmekten geçer. Çünkü insanı insan yapan yalnızca tüketmesi ya da hızla üretmesi değil; sabırla gayretle emek vermesi, üretirken iç dünyasına doğru yaşadığı yolculuğun sonunda kendine bir nebze daha yaklaşarak eseriyle kendini ifade edebilmesidir. Geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü oluşturan geleneksel el sanatları, modern çağın baş döndürücü hızına karşı insanı yavaşlatan; dikkatli ve rikkatli olmaya yönelten, ruhunu makineye kaptırmamasına vesile olan değerli bir kılavuzdur.
Kaynak: https://iyiolusplatformu.com/el-isi-ve-psikoloji-tarihten-gunumuze-aralarindaki-iliski/.