İbnü’l Arabi’ye göre insan dinamik bir varlıktır. Ona göre insan fıtratı gereği yolcudur. Sürekli hareket hâlinde ve değişim içerisindedir. Arabi bu sebeple yolcu olma halini insanın hakikate ulaşma süreci olarak addeder.
O; yolculuğun dış yolculuk ve iç yolculuk olarak iki türlü gerçekleştiğinin altını çizer. Dış yolculuk mekânsal ve fiziksel hareket halinde olmayı ifade ederken, iç yolculuk insanın kendine olan içsel yolculuğunu tanımlamaktadır.
Ona göre dış yolculuk; Mevla’nın yeryüzündeki tezahürlerini, onun aleme muazzam şekilde yansımasını görmeyi, görebilmeyi mümkün kılar. İnsanın hayat yolculuğunun bir parçası olan dış yolculuk arayış, tefekkür ve ibret nazarından bakabilmeyi sağlarken, yeryüzü üzerinde yaratıcının izlerini, mucizelerini okumayı gerektirir.
İbnü’l Arabi’ye göre içe yolculuk insanın kendine olan yolculuğudur. Kendini bulma ve hakikat arayışını içerir. Mikro düzeyde kendini anlamayı, bilmeyi ve dünyayı anlamlandırmayı kapsar. Bu yolculuğun sonunda macro alemin minik bir parçası olduğunu görebileceği mertebeye erişebilmesi ise yolculuğun en güzel ve olması beklenilen halidir.
Yolculuğu ve yolu bu minvalde değerlendirdiğimizde; yolun ve yolda olma halinin ancak bu şekilde anlam kazandığını görebiliyoruz. Yine buradan bakıldığında yolculuğun, seyahatin, insanın kendiyle olan macerası, mekanla, alemle kurduğu ilişki onu farklı bir boyuta taşıyıp, anlamlandırmakta.
Modern insan ruhunu besleyecek seyahatleri, yolculukları, yolu küresel kapitalist sisteme kurban ettiğinde, bırak kendini bulmayı, kaybetmeye mahkum olmayı baştan kabullenmiş sayılır.
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.” (Al-i İmran 190)
“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken her vakit Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: Rabbimiz ! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru” (Al-i İmran 191)
Yaratıcının dünyada anlam bulma ve kendini anlamlandırmaya dair insandan beklentileri olduğunu ayetlerde apaçık müşahede etmekteyiz. Yolda olma durumu, anlam inşa etme süreci ve kendini bulma yolculuğu Mevla’nın kudretini aşikar eden, onun tecellisi olan ayetleri, izleri, işaretleri, yeryüzünde bir mucize olarak bulunan nimetlerinin üzerinden okumayı biz kullarından beklemektedir.
Yaradan, insanın yolculuğunu hayatının sonuna dek devam edeceği bir yürüyüş olarak görmektedir. Kulundan bu yolculukta beklentisi ise her zaman kendini geliştirebileceği, anlamı arayıp, kendinin en güzel haline erişebileceği, dönüşebileceği bir kul olabilmemizdir. Kadim kültürde insandan beklentiler bu minvalde olagelmiştir. Kendini arayan, kendinin en güzel haline ulaşma noktasında merhaleler yaşayacaktır. Bu kulluk yolculuğunun beraberinde getirdiği merhaleler tefekkür, denge ve şükür hali ile bir yürüyüş ve yolculuk olabilirse kulluk ancak anlam kazanabilir.
İnsanın insan-ı kamil olma yolundaki bu sancılı yolculuğu, alemi bütünüyle tefekkür ediyor halde olması, olan biteni hayretle gözlemlemesi, alemdeki gizleri doğru şekilde okuyuşu onu Mevla’sına yaklaştıracaktır. Bu yakın olma gayreti, rıza arayışı alemde bir zerre olduğunun kabulü ve aczini bilip haddini bilişi, içindeki hakikat yolculuğunun doğru bir rota üzerinde olduğunun göstergesi olabilir.
Bütün bu hakikatler ışığında insanın zaman zaman uzaklara gitme arzusu ve hayali anlam kazanabilir belki. Gitmeyi neden sever insan? Neden ister, neden arzular? Uzaklaşmak belki de var olan o halden beri olup, kendini dışarıdan görmeyi, dinlemeyi ve o hal ile yeniden konuşabilmeyi, sorgulayabilmeyi belki de yüzleşebilmeyi mümkün kılar.
Şairin “Seyahatler çekiyor içim” sözü insanın gitme isteğine, yolda olma hissine, arzusuna tercüman oluşu; insanoğlunun gitmeye, yola meftun olması halinin elbette yersiz olmadığının bir göstergesi olabilir. Dünyada kendi yerini bulabilme arzusunu fıtraten içimize yerleştiren rabbimizin bir hikmete binaen bu ihtiyacı yaratılışımızda var ettiğine iman ediyoruz.
Allah gökyüzünün renginin her gün farklı coğrafyalarda başka bir tonda insanoğluna çatı olduğunu, suyun her yerde farklı bir tadının olduğunu, kıvrıla kıvrıla akışının, heyecanının, coşkusunun bile ayrı olduğunu, yeşilin her tonunun her yerde başka olduğunu, çiçeğinin her bölgede bambaşka çeşitte ve güzellikte olduğunu, bölgelere has meyvelerinin ve farklı tatlarının olduğunu, rüzgarın bazı bölgelerde hırçın, bazı yerlerde tatlı bir meltem olarak estiğini, insanın kimi yerde daha sakin, kimi yerde coşkun akan ırmaklar gibi delifişek bir tabiata sahip olduğunu, denizinin mavisinin her yerde başka olduğunu, taşının, yücelerdeki dağlarının her yerde türlü türlü olmasını insanoğlu olarak bizim görmemizi, müşahede edip iman etmemizi ve tecellisine teslim olmamızı, şükür makamında olmamızı ister, bekler.
Yol ve yolda olmak bizi ona yaklaştırır. Büyütür, besler fani yanımıza iyi gelir. Yolda olmak, hareket halinde olmak insan ruhuna iyi gelir. İnsan ruhunun daima yolculuk halinde olması, kemalat yolculuğu da kul olmaklığımıza iyi gelir, şifa olur vesselam.