Deneme

Suriye İç Savaşında Âlimlerinin Rolü

Suriye iç savaşında din âlimlerinin rolünü tek bir çerçevede açıklamak mümkün değil, çünkü tek bir blok değildiler. Kimi rejime meşruiyet sağladı, kimi muhalefete dini çerçeve ve organizasyon sundu, kimi bölgesel/küresel düzeyde cihat çağrılarıyla savaşı uluslararasılaştırdı, kimi radikal örgütlere karşı çıktı, kimi ise çatışmayı azaltmaya ve uzlaşmayı teşvik etmeye çalıştı, kimi de doğrudan silahlı grupların ideolojik omurgasını oluşturdu. Dini otorite, savaş boyunca hem siyasi meşruiyet oluşturmak hem de toplumsal mobilizasyon için farklı aktörler tarafından müracaat edilen en önemli merci oldu.

İslam dünyasında Şam Ulemasının yeri bir başkadır. Yüzlerce sahabenin medfun bulunduğu bu topraklarda yetişen İslam bilginleri hem kendi toplumuna hem de İslam ümmetine kılavuzluk yapmıştır. Alimler toplumların kutup yıldızları gibidir. 13 yıl süren Suriye iç savaşında ulemanın rolü büyük olmuştur. Farklı mezhepler, siyasi görüşler ve bulundukları bölgelere göre farklı tutumlar sergilemiş olsalar da genel anlamda Alimler Suriye Devriminin manevi önderleridir. 

Baas rejimi ve Beşşar Esed yönetimi, halkın baş kaldırmasından önce de kontrolündeki dini kurumları kendi meşruiyet aracı olarak kullandı. Birtakım kanaat önderlerinin rejimi savunması muhaliflere katılımın gecikmesine neden oldu. Konuştuğumuz bazı insanlar, rejim taraftarı kişilerin fetvaları nedeniyle 6-7 yıl muhaliflere geç katıldıklarını ifade ettiler. Ancak gelişmeleri doğru okuyan, Kur’an ve Sünneti gerçek anlamda kavrayan alimler ve kanaat önderleri hiç tereddüt etmeden daha başlangıçta direnişe destek vererek gençlerin önünü açtı.

Özellikle devlet kurumlarında görev yapan bazı Sünni ve birçok Alevi (Nusayri) din adamı, Beşşar Esed yönetimini destekledi. Bu kişiler, devlet otoritesini korumanın iç savaşın daha da büyümesini önleyeceğini iddia ederek rejim onaylı fetva ve vaazlarla hükümete bağlılığı teşvik ederek kaybeden tarafta yer aldılar. 

Öte yandan aldığı eğitimin ve bulunduğu makamın hakkını veren bazı alimler ise protestoların ardından hükümetin güç kullanımını eleştirerek muhalefeti destekledi. Kimileri barışçıl gösterileri savunurken, kimileri daha sonra silahlı direnişi dini açıdan meşru gördüklerine, “cihad” ilan ettiklerine şahit olduk. Kendileri de ülkeyi terk ederek sürgünde faaliyet gösterdi. 

Verdikleri fetvalarla çatışma kurallarını, sivillere yönelik davranışları ve grup içi disiplinin oluşmasını sağladılar. İlim ve irfanı tam kavrayamayan bazı vaizler şiddeti teşvik ederek DEAŞ ve türevi grupların yaygınlaşmasına önayak oldu. Gerçek alimler terör ve şiddete asla müsaade edilmeyeceğini net bir üslupla dile getirdiler. Bunun üzerine DEAŞ ve diğer terör örgütleri onlarca İslam alimini hunharca şehit etti. 

“Bel’am” Kılıklı İnsanlar Esed’e Destek Verdi

Halkı Müslüman olmasına rağmen, faşist askeri darbeyle ülkeyi ele geçiren küçük bir azınlık olan Nusayri grubu Suriye’yi yönetiyordu. İslam’la alakası olmayan bu azgın ve sapık grup ne yazık ki bir takım “alim” sıfatı taşıyan insanları kendine meşruiyet kazandırmak için kullandı. Mişel Eflak isimli Yahudi, bir zibidi, tarafından oluşturulan Baas rejimi, Arap Milliyetçiliğini önde tutan İslam karşıtı tuhaf bir sosyalist rejimdi. Bırakın alim olmayı normal bir Müslüman böyle sapık ve din dışı rejimin savunucusu olmaz.  Gerçek “alim” unvanını alacak kişide aranan en belirgin özelliğin başında “basiret” gelmektedir. Önündeki çukuru göremeyenden kılavuz olmaz. 

Baas rejiminin savunucusu ve Esed ailesinin “din adamı” görüntüsü verenlerden ölenler oldu. Kalpleri ancak Allah bilir. Ama zahiren söz konusu bu kişiler için halkın sempati duymaması gayet normaldir. Baas tarafından 2013’te öldürüldüğü iddia edilen ülkenin önde gelen, tanınan alimi bir televizyon kanalı kurma ve Suriye ulema birliğini oluşturma arzusundaydı. Buna karşılık halkını kurşuna dizen, kadınlara tecavüz eden çapulcu sürüsünün yaptıklarını bile kutsamak zorunda kalan bu kişi, ne yazık ki, sadakatle rejime bağlıydı. Esed ona istediğini vereceğini vaat etse de hedefine ulaşamadan öldürüldü. Sonra da rejim onu “şehit” ilan etti.  

Esed’in ölüm fetvacılarının bir kısmı yargılanıyor. Bunların başında eski Suriye Başmüftüsü Ahmet Bedrettin Hassun gelmektedir. Geçici makam, mevki hırsıyla gafillerin, cahillerin ve bebek katili Esed’in kuklası olan Hassun rejimin katliamlarına dini kılıf uydurmak için bu makama atanmıştı. “Varil Bombası Fetvacısı” diye anılan sözde din adamı Hassun, Sednaya hapishanesindeki mahkumların ve rejim karşıtı muhaliflerin katledilmesi için utanmadan ahkam kesiyordu. Lübnan’a kaçarken yakalanan Hassun şimdi Şam’da bağımsız hakimlere hesap veriyor. Sosyalist, Nusayri, ırkçı ve dinsizler bunun gibi birçok andavalı kullanarak Rusya, BAE, Avrupa ve ABD’ye kaçtı. İlim olmadan makama tav olanlar şimdi zelil bir şekilde ortağı olduğu katliamların hesabını veriyor. 

Tarihin her safhasında Hassun gibi ihtiras sahibi cahillerin din adına fetvalar verdiklerine şahit olduk. Hepsi ibretlik vaka olarak anlatılır. İslam literatüründe bu türlere, ilmini dünyaya satan din adamlarına, “Bel’am” denilir. İnananlar için bu çok kötü ve asla benimsenmeyecek bir unvandır. Ne yazık ki Suriye’de olduğu gibi İslam dünyasında “Bel’am” sıfatı taşıyan bazı kişiler hâlâ varlığını sürdürmektedir. 

2011 sonrası ülkeyi terk eden pek çok şeyh ve alim, sürgünde Suriye İslam Konseyi gibi yapılar kurarak halkla bağlarını sürdürdü. Özellikle 1980'lerde sürgünde kurulan Suriye Ulema Birliği’nin verdiği fetvalar ve destekler savaşçılar üzerinde oldukça etkili oldu. Ülkemizde de geniş bir kitlesi bulunan merhum Muhammed es-Sabuni Hoca Efendi, muhalif gruplarla temasa geçerek dini ve insani yardım faaliyetlerinde bulundu. Bu destek rejim karşıtlarına çok önemli katkı sağladı. Kafası karışık olanların aydınlanmasına ve Baas rejiminin yıkılmasına ön ayak oldu.  

Şeyh Karadavi, Sabuni ve Rifai Gibi Alimler Cihat Fetvası Verdi

Öte yandan dünyanın en etkili din alimlerinden biri kabul edilen merhum, allame Yusuf el-Karadavi'nin, Müslümanları Baas rejimine ve onun yanında bulunan devlet ve gruplara karşı savaşmaya çağırması en önemli fetvaların başında gelmektedir. Bu açıklamanın ardından haftalar içinde bölgedeki ve İslam dünyasındaki üst düzey alimler art arda cihat çağrıları yaptı. Fetvalarda özellikle terör örgütlerine dikkat edilmesini İslam’ın terörle yan yana gelemeyeceğinin altını çizdiler.  

Suriye’ye yaptığımız ziyarette şimdiki Suriye Başmüftüsü olan Şeyh Usame er-Rifai ile yaptığımız görüşmeden büyük feyiz aldık. Gerçek bir alimle sohbet etme lezzetine erdik. Bir alimi test edecek veya ona puan verecek konumda değilim. Ancak kendi alanında okuyan, sorgulayan ve düşünen biri olarak aldığım cevaplardan ziyadesiyle memnun oldum. Beşşar Esed’e ve Baas rejimine karşı tavır almasının sebebini anlamaya çalıştım. “Bazı popüler kişiler gibi rejim destekçisi veya sessiz kalarak hayatınızı rahatça sürdürebilirdiniz, bu yaşta mülteci olmazdınız. Neden devrimcilerin yanında yer aldınız?” diye sordum. 

Şeyh Usma er-Rifai’nin verdiği cevap gayet net ve açıktı. “Hayatım boyunca hiçbir zaman idarecilere, zalimlere ve diktatörlere meyletmedim. Onlara karşı hiçbir sevgi ve saygı hissetmedim. Ben her zaman Allah’ın emrettiği doğruyu ve hakikati eğip-bükmeden doğrudan söylerim. Dünyalık için Allah’ın emrini muhatabına söylememek acizlik ve korkaklıktır. Ben hiçbir zaman korkak olmadım” dedi. 

“Beşşar Esed ilk kez Devlet Başkanı seçildiğinde Cuma namazı için bizim camimize geleceğini haber verdiler. Normalde ben hutbemi 30 dakika ile sınırlı tutarım. Beşşar geldiği için hutbeyi bir buçuk saat uzattım. Bütün konu ona nasihatle geçti. Bunu yapmaya pek çok kişi cesaret edemezdi. Yapması ve yapmaması gerekenleri anlattım. Halkın devletten beklentilerini izah ettim. Eğer bu dediklerimi yaparsan bu devletin başı olursun, aksini yaparsan halkının nefretini kazanırsın” dediğini aktaran Şeyh Rifai, zaman zaman görmüş olduğu yanlışları Beşşar’a ilettiğini birçok kez kendisine cevap verdiğini, haber gönderdiğini ve şikayetçi olduğu konuları ortadan kaldırdığını ifade etti.

Olaylar kısmen başladıktan sonra gözaltına alınan veya haksız yere hapishanelere doldurulanlara insanlık onurunu zedeleyen, haram olan işkence yapıldığını, özellikle mahkumlara zorla “Lailahe illa Beşşar” dedirttiklerini duyunca durumu Esed’e ve yardımcısına haber verdi. Bunun kabul edilemez olduğunu ve bu yanlıştan derhal dönülmesi gerektiğini ısrarla söylemiş. Muhaberat Başkanı kendine gelerek bu işin münferit olduğunu ve önüne geçileceğinin garantisini verdiğini söyledi.

“Ülkemden Çıkacaksam Türkiye’ye Giderim”

Şeyh Rifai, “Bir gün güvenlik birimleri, Der’a’daki şiddet olaylarını protesto eden sivil halkın üzerine otomatik silahlarla ateş ettiğine şahit oldum. Derhal bu katliamın durması için Esed’e ulaşmaya çalıştım, yardımcılarından birisiyle konuştum. Elinde bıçak, taş dahi olmayan halkın üzerine silahla ateş etmenin kabul edilemez olduğunu söyledim. “İşin aslını araştıracağız” dediler ardından başka yerlerde ayni tür devlet terörünün olduğunu duydum. Hutbede bunun kabul edilebilir olmadığını, idarenin meşruiyetini kaybettiğini, halkın haklı taleplerine cevap verilmesini, sorumluların adilce yargılanması gerektiğini, halktan özür dilenmesi gerektiğini ifade ettim.”

Bu hutbe üzerine Şeyhin etrafındaki devlet ricalinden olan kişiler 24 saat içerisinde ülkeyi derhal terk etmesini söylemişler. Hoca dirense de etrafındakiler bu işin ciddi olduğunu, suikast timinin hazırlandığını, Ürdün’e veya Suudi Arabistan’a karayoluyla gidilmesi gerektiğini söylemişler. Şeyh Rifai, “Eğer ülkemden çıkacaksam o zaman Türkiye’ye, İstanbul’a giderim” demiş. Öyle de olmuş. Ailesi, kardeşi ve sevenleriyle birlikte gelip İstanbul’a yerleşti. 

Daha önce 1982’de Hama katliamı yapıldığında 15 yıl Suudi Arabistan’da muhacir olarak kalmak zorunda kalmış. Aradan geçen kısa zaman içerisinde tekrar muhacir olarak başka bir yere gitmek zorunda kalan Şeyh Rifai verdiği fetvalarla Esed’e karşı savaşanların yol göstericilerinden oldu. Devamlı iman, itikat, amel, adalet, takva ve erdemlilik konularını öne çıkararak mücadelenin İslam’ı esaslara göre yapılmasını, teröre ve insanlık dışı yollara sapılmaması için hep yol gösterici oldu. 

Şeyh Usame er-Rifai gibi ülkedeki yüzlerce ulema aynı akıbeti yaşayarak başta ülkemiz olmak üzere başka ülkelere mülteci olarak gitmek zorunda kaldı. İlim erbabı olan ulemanın bir kısmı çok kötü ırkçı ve faşist muameleye tabi tutuldu. İş imkanı bulamadıkları için maddi sıkıntılar yaşamalarına rağmen derdini kimseye açamamışlar. Daha sonra bu mümtaz kişilerin ülkemizde oldukları anlaşılınca gül gibi etraflarına güzel kokular, ilimlerini yaymaya başlamışlar. 

Alimler Halkın Özgürleşmesinin Önünü Açtı

Genel anlamda Türkler, gönül coğrafyamız, Biladü’ş Şam ve diğer Arap ülkelerinden ülkemize misafir olarak gelenlere kapısını ve gönlünü açmıştır. İmparatorluk bakiyesi olan bu millet her zaman mazlumun yanında, zalimin karşısında durmuştur. Ekmeğini misafiriyle paylaşmıştır. Bu ruh ve duygu ortalama hemen her vatandaşımızda bulunmaktadır. İşin garip tarafı, Türk olmayan ama Türkçülük yapan faşistler özellikle Arap kardeşlerimize yönelik baskı kurmaya çalıştı. Bunun arkasında aslında İslam düşmanlığı, bir başka tabirle “gavurluk” yatmaktadır. Zamanla ülkemize sığınan bazı mülteciler vatandaşlık aldıktan sonra bir kısmının Müslüman, Arap ve muhacir düşmanı olması utanç vericidir. 

Suriyeliler 13 yıl boyunca büyük bedeller ödeyerek özgür ve bağımsız devletlerine kavuştular. Bu uğurda alimler, işçiler, memurlar, öğrenciler, esnaf ve tüccarların büyük kayıpları olurken 1 milyondan fazla şehit, milyonlarca mülteci ve yaralı oldu. Ama sonunda zaferi inananlar ve direnenler kazandı. Allah düşmanı Esed, süfli Baas rejimi ve onun artıkları ya öldü ya da utanç içerisinde kaçıp gitti. Bu onurlu insanlara zulmeden, ikamet vermeyen, hakaret eden, rüşvet isteyen, ülkeden çıkmaları için siyasi ve yazılı beyanatlar verenler de yaptıkları yüz kızartıcı eylemleriyle baş başa kaldı.               

Suriye iç savaşında din âlimlerinin rolünü tek bir çerçevede açıklamak mümkün değil, çünkü tek bir blok değildiler. Kimi rejime meşruiyet sağladı, kimi muhalefete dini çerçeve ve organizasyon sundu, kimi bölgesel/küresel düzeyde cihat çağrılarıyla savaşı uluslararasılaştırdı, kimi radikal örgütlere karşı çıktı, kimi ise çatışmayı azaltmaya ve uzlaşmayı teşvik etmeye çalıştı, kimi de doğrudan silahlı grupların ideolojik omurgasını oluşturdu. Dini otorite, savaş boyunca hem siyasi meşruiyet oluşturmak hem de toplumsal mobilizasyon için farklı aktörler tarafından müracaat edilen en önemli merci oldu.

Yeni kurulmaya çalışılan Suriye’de alimler eskiden kaldıkları ilim ve bilim derslerini yaparak halkın aydınlanmasına, bir daha tağuti düzenin oluşmaması için gayret gösteriyor. Suriye genelinde halkın ilk kez devletine sahip çıktığını bizzat müşahede etmiş olduk. 

 

Editörün Seçtikleri