İstanbul havalimanından başlayan yolculuğumuz yaklaşık 4 saatlik bir uçuşun ardından İspanya’daki ilk ziyaret noktamız olan başkent Madrid’de son buldu. Akdeniz ile Atlantik okyanusu arasında kalan İber yarımadasının bu güzel ülkesini epeydir görmek istememin sebebi müslümanların 711 yılında fethiyle başlayan ve yaklaşık 8 asır bu topraklarda İslam devleti ve medeniyeti kuran Endülüs tarihinin izlerini sürmekti.
Peygamber efendimizin (sav) “ seyahat ediniz sıhhat bulursunuz” hadisiyle de ( (bk. Ahmet b. Hanbel, 3/280; Aclunî, 1/445) tavsiye edilen seyahat hakkında “ tebdil-i mekânda ferahlık vardır “ diye bizde de darb-ı mesel vardır. Tarihten ders çıkarmak ibretler almak geleceğe yönelik görüş belirlemek için seyahatler faydalı olmaktadır. Tur gezilerinde belli kurallara ve disipline bağlı kalmak ve birlikte icra edilen programa uymak için koşturmaca yaşamak olsa da bizimki gibi kafa dengi bir grup ve iyi bir rehberiniz olduğu zaman bu tür grup gezileri daha tercih edilebilir durumda oluyor düşüncesindeyim. Hakikaten dilini bilmediğiniz kültürüyle uyuşmadığınız bir ülkede kaldığımız otellerden gezdiğimiz şehirlere kadar hassasiyetimize uygun rehberlik yapan yiyeceklerimizde helal sertifika hassasiyetine riayet edip olmayanlarından uzak kalmamızı sağlayan rehberimiz bu manada bize güzelce eşlik etti.
Turumuza Madrid’den başladık (nüfus: şehir merkezi olarak 3,5 milyon eyalet olarak 7 milyon ) şehir turu esnasında gördüğümüz düzenli ana caddeleri meydanları yeşilliğin korunduğu güzel bir şehir. İsabel meydanı bunlardan bir tanesi. Ortasında ilerleyen satırlarda detaylı bahsedeceğimiz Kirli İsabel’in heykelinin bulunduğu bu meydanın etrafında 3 abidevi bina var casa de america, Merkez bankası ve sibella (İsabel) sarayı. Yine Palaza de mayor (büyük meydan) adı gibi büyük bir meydan ve Endülüs’ün düştüğü son tarih olan 1492 den sonra yaklaşık bir yüzyıl daha egemenliğini kaybetseler de yaşamlarını sürdüren müslümanları 1609 da yakışıklı Filip nam kont sürmüş kalanlar din değiştirmeye zorlanmış kabul etmeyenler içinde bu meydanda Müslümanlara kıyımın (engizisyon) yapıldığını duymak içimizi burktu. Sol meydanı; meydana açılan ışınsal cadde ve sokaklar tepeden bakıldığında güneş görüntüsünü andırıyor Madrid sonradan gelişen bir şehir küçük bir kasaba iken modern bir şehir haline getiren ve tarihinin en iyi belediye başkanı olarak anılan 3. Karlos heykeli bu meydanın ortasında yer alıyor. Prada müzesi … Picasso’nun 7 metrelik dev tuvalinin de yer aldığı eserler burada…..ve futbol kulüpleriyle meşhur İspanya’nın Real Madrid takımının dev stadı Barnebeu…kimimizin forma alma hevesini karşılamaya çalıştığı dışından otobüsle geçtiğimiz stadın içine de ücretli girilebiliyormuş. Atoca; bir zamanlar tren garı şimdi içinde botanik parkı var 80 li yıllarda burası büyük bir terör eylemine maruz kalmış.
Toledo
İkinci uğrak noktamız ertesi gün Toledo oldu. Madrid-Toledo arası yaklaşık 1,5 saatlik bir karayolu mesafesi. Zamanın adeta durduğu bu şehir UNESCO kültür mirası korumasına alınmış. Müslümanların ilk ve en önemli kentlerinden biri. Müslümanlardan önce burada Vizigotlar yaşarmış 711 yılında Tarık bin Ziyad tarafından başlatılan İspanya’nın fethinde altından Taho (tojo) ırmağı geçen yüksek bir tepede kurulu şehrin fethi zor gibi gözükse de gönüllerin fethi ile zorluklar aşılmış. Şehrin adı da buradan geliyor (tuley tula: yüksek şehir) girişinde 2 yy. da Romalılar devrinde yapılan Alkastra köprüsü zaman içinde yapılan yenilemelerle hala ayakta. Toledo’da Müslümanlardan kalma yapılardan alkasar (kasır; saray) bugün askeri müze olarak kullanılıyor (Resim 1).
Resim 1
Resim 2
Şehrin meydanı Zoco do ver etrafında dar sokaklar (resim 2)ile bölünen tarihi müslüman mahalleleri…İslam devletinin hoşgörülü ikliminde 3 dinin mensubu buralarda yüzyıllarca huzur ve barış içinde yaşamış. Gezdiğimiz mahalle aralarında rastladığımız camiler bugün artık ya kilise ya müze maalesef toledo’da faal cami yok. Ve örneğini Endülüs’ün diğer şehirlerinde de göreceğimiz üzere Ulu camii katedrale çevrilmiş. Bu bölgede Temelde İslami mimari kalmak esasıyla üzerine Hristiyan anlayışıyla ekleme yapılan bir tür sentez mimari tarzına müdehhar (müdeccer) deniyor ve ispanya’da bunun örneğine sık rastlanıyor. Toledo aynı zamanda İslam medeniyetiyle tanıştığı demir-çelik atölyeleriye de meşhur ve burada hediyelik bıçak satışı oldukça yaygın (resim 3)
Resim 3
Resim 4
Gırnata (Granada)
Granada iki tepeli bir şehir. Tepelerin birisi Albayzin semti, tarihi Müslüman mahallesi, burada evlerin beyaz rengi dışında başka bir renge boyanmasına müsaade edilmiyor adı da oradan geliyor. Bu tepeden panoramik manzarada tarihi Al hamra sarayı görünüyor ve fotoğraf çekmeye uygun manzaralı (resim 4). Bu mahallede yine dar sokaklar ve İspanyolların karmen adını verdikleri evler var. İslami bir anlayış çerçevesinde bu evlerin sokağa bakan duvar ve kapıları dışında pencere hemen hemen hiç yok. Çünkü içeriye girince bir avlu ve bu avlunun etrafında duruma göre tek kat iki kat odalar ve diğer müştemilatı olan evler böyle tasarlanmış
Mizan kapısı; Endülüs yönetiminde pazardaki esnafın terazisi denetlenir ve terazisi bozuk olanın bu kapının girişine asılırmış hâlâ kapının üstündeki bu adı taşıyan levha duruyor. (resim 5)


(Resim 5) (resim 6)
Albayzin’den yürüyerek şehir merkezine indik 1 km uzunluğunda üzerinde tarihi neoklasik ve modern binaların bulunduğu Gran Via (büyük cadde) şehri bölüyor. Buralarda epeyce tarihi bir mekan var Birisi 1. Yusuf zamanında yapılan Yusufiye medresesi (1349) Şu anda içinde Hristiyanlığa ait ikonaların olduğu kültür evi olarak kullanılıyor Az bir yürüme mesafesinde yerine katedral yapılan tarihi büyük camii. Bu tür eklektik yapıları Endülüs kentlerinin tamamında göreceğiz Devasa camiler bir kısım değişikliklerle kiliseye çevrilmiş. Buradaki katedralin içinde meşhur Kirli İsabel’in mezarı bulunuyor. Hristiyanlıkta kiliseye defnedilmek bir şeref sayılıyormuş. Hristiyanlığa hizmeti geçmiş azizler, büyük insanlar kiliselere gömülürmüş. Bu büyüklük kilisenin büyüklüğü ile orantılı olurmuş. Serbest zamandan sonra buluşma yerimiz katedrale yakın meydan. Bu meydan yine maalesef Müslümanlara eziyetlerin edildiği kitaplarının yakıldığı bir meydan olarak tarihe geçmiş.
El Hamra Sarayı
Döneminin zirve medeniyetini oluşturan Endülüs Emevi Devleti’nin şaheser yönetim merkezi Önceden randevulu olduğumuzdan gezebildik. Müthiş bir kalabalık var. Rehberimiz bize yaklaşık 1 aya kadar biletlerin tükendiğini söyledi. Böyle bir güç merkezi olunca hakkında doğru yanlış pek çok rivayet olması kaçınılmaz gibi oluyor. Irwing Washington’un “ Al Hamra hikayeleri “adlı eserinde böylesine çoğu uydurma yakıştırma hikayeler yer aldığı söylenir. Al Hamra’yı çevreleyen sur duvarlarının içinde eski şehir kalıntılarını gördük önce. Ve Ulucami tabii yine katedrale çevrilmiş görkemli minareler ise çan kulesine. Taht odası aynı bizim Topkapı sarayındaki gibi ayetlerle bezeli, kundekâri tavan ve peyzajından rölyefine, havuzlu iç avlularından sütun başlığına, vitrayına kadar pek çok detayda ince bir sanat anlayışı ve teknik hakim. Mesela etrafında 12 aslan figürünün yer aldığı bir havuzlu avlu. Bu 12 saat esaslı bir zaman ölçeği imiş. Her saat başında aslanların birinin ağzından su akmaya başlarmış. İspanyollar sarayı ele geçirince bu mekanizmayı kurcalarken bozmuşlar bir daha yapılamamış (resim 6,7,8).


(Resim 7) (resim 8)
Kurtuba (Cordoba)
Sabah otobüsümüzle Granada’dan yaklaşık 2 saatlik bir yolculuğun ardından Cordoba’ya vardık. Vadiül kebir (Guadilquivir) ırmağının kenarında kurulu 711 yılında ilk fethedilen yerlerden birisi ve başta Şam merkezli Emevî Devletine bağlı valiler tarafından yönetilen bu şehir 1. Abdurrahman zamanında kurulan Endülüs Emevi Devleti’nin başkenti olmuş (756). Şehir içine otobüsler giremediği için dışında aracımızdan inerek bu büyük ırmağın üzerinde kurulu 1.yy da Romalılar tarafından yaptırılan 310 metrelik köprüyü yürüyerek geçip şehrin etrafında yıkılan surlardan kalan bir sembolik kapıdan geçerek şehre giriyoruz (resim 9). Kurtuba zamanının ileri bir bilim ve medeniyet merkeziydi. İbn Rüşd (batılılar Averroyd diyor doğumu 1126 Kurtuba vefat1198 Merakeş) İbn Meymun ( aslen Yahudi Müslüman olmamış ancak saray çevresinde Müslüman filozoflarla düşüncelerine danışılmış1138 Kurtuba-1204 Mısır) Burada doğan yetişen alimler. Yine burada doğup tıp öğrenimi gören tarihin ilk göz cerrahi Muhammed el Gaffakiy (resim 10). Şehrin değişik semtlerinde büstlerine rastlanıyor. İspanyolca gözlük kelimesi de onun adından geliyormuş. Yazdığı göz hekimliğine dair ilk renkli atlas olan “ el mürşid fi’l kühl” bugün Kanada’nın Montreal kentinde McGill Üniversitesinde sergileniyor. Binli yıllarda medeniyetin bu önemli şehrinde 1 milyon kişi yaşarmış şimdi ise nüfus 300 bin civarında.


(resim 9) (resim 10)
Ve meşhur cami katedral (mezquto katedral )ziyaretimiz…..Eş değerlerinde olduğu gibi Kurtuba’nın büyük ulucamisi katedrale çevrili ancak bu büyük caminin tamamı değil Bir kısmı cami olarak kalmış tabii ibadethane olarak değil de ziyaret maksatlı müze olarak içinde büyükçe bir kısım da katedral olarak faal (resim 13). Caminin içinde 850 civarında sütun var ki 300 civarı da tıraşlanmış. İspanyollar başta bir medeniyet düşmanlığı diyebileceğimiz saikle yıkmaya başlamışlar ancak sonra vazgeçip bırakmışlar Buna sebep de 5.Karl’ın (Şarlken) (1500- 1558) “ her yerde görebileceğiniz bir mabet inşa etmek için hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir mabet yıkıyorsunuz “sözü etkili olduğu söylenir
Resim 11
Resim 12
Resim 13
Benzerlerini Şam Emevi camii gibi yerlerde de görülebilen bu sütun ve kemer mimarisinin hikayesinden şöyle bahsedilir: Endülüs Emevileri kuzey Afrika ve sahra çölü bölgesinden geldikleri bu topraklarda kendilerine aslını hatırlatacak bir sembol olarak düşünülmüş bu sütunlar hurma ağaçlarına; dört bir yanından çıkan kemerler de hurma ağacının dallarına tekabül eder Sarı şeritler çölü kırmızılar da güneşi anlatır (resim11). Bugün yalnızca fotoğrafını çekebildiğimiz tarihte namaz kılınan mihrabın alınlığı ise Haşr süresi ile bezeli (resim 12).
(resim 14: Kurtuba Camii’nin şimdi çan kulesi olan minaresi)
resim 15
Cami katedralin içinde bir hazine odası var duvarında da bir tablo (resim15). Bu resim 1236 yılında düşen şehrin anahtarını galip Ferdinand’a teslim edilişini göstermekte. Aragonya kralı Ferdinand ve Kastilya kraliçesi Kirli İsabel evlilik yapmak suretiyle devletçiklerini ve güçlerini birleştirmişler sonra da 1236 da Kurtuba’yı ele geçirmişler Bu tabloda şehrin emiri kralın önünde diz çöküp mağlubiyeti kabul etmektedir. Yalnız resimde bir gariplik var. 18. yy. da yapılan resimde Ferdinand’ın önünde eğilen kişiyle katedilen fesiyle pala bıyığıyla Osmanlı’dır. Resmin anlattığı zamana göre değil de yapıldığı çağda İslam’ın egemen devleti olan Osmanlı’ya diz çöktürme arzusudur. Bu tablo aslında batının Osmanlı karşısındaki kompleksini resmeden bir eserdir.
Kurtuba’da gezerken müze haline çevrilen tarihi bir Müslüman evini gezmek de mümkün oldu. Birkaç yüzyıl öncesine ait el sanatları ve ziraatte kullanılan aletlerin sergilendiği, zamanın ev planı ve dekorunun görülebildiği bu müze-ev hakkında bizim için en büyük sürpriz Fransız Müslüman merhum düşünür Recai Ceradi (Roger Garaudy)’ nin Müslümanlıktan sonra evlilik yaptığı eşine ait olmasıydı. Kendisi de üst katta yaşayan Filistin asıllı hanımefendi bizim Türkiye’den geldiğimizi duyunca inerek yanımıza geldi ve tercümanımız aracılığı ile sohbet ettik merhum eşi hakkında sorular sorduk dualaşarak ayrıldık (resim 16).

(Resim 16)
(Resim 17)
Sevilla (İşbiliye)
Düzlük bir alanda kurulu düzenli caddeleri meydanları olan yeşillik güzel bir şehir. Özellikle büyük yeşil bir park alanı ile beraber olan Plaza de Amerika (resim 18) ve bugün bilim ve teknoloji fuarı olarak kullanılan Plaza de Espanya’dan söz edilebilir (resim 17).

(resim 18)

(resim 19)
Tarihi İşbiliye Cuma camisi (ulu cami) de yine maalesef Katedrale çevrilmiş, Bu arada bir fıkhi inceliği hatırlatmakta yarar var. Şehirlerde küçük cami/ mescitler olsa da Cuma namazı toplu kılınan bir namaz olduğu için her şehirde cemaatin toplanıp Cuma kıldığı büyükçe inşa edilen muazzam bir ulucami yapılmış. İşte bugün dünyanın en büyük katedrallerinden biri olduğu söylenen Sevilla’daki bu katedral de tarihteki bu ulucamidir (resim 19, 20) Çan kulesi olan Minaresi yaklaşık 35 katlı bir bina yüksekliğinde (105 m) içinde rampa var ve bir katında tarihte kullanılan işkence aletleri sergileniyor. Şehri reconquista hareketi ile Müslümanlardan geri alan 3. Ferdinand’ın cenazesi de buraya gömülüymüş. Caminin günümüze dek ulaşan ahşap kapısında “el mülk-i lillah” ( mülk Allah’ındır) detayı hâlâ göze çarpıyor. (resim 21)


Öğlen namazını şehrin merkezine yakın değilse de çok uzak olmayan mescidinde kıldık. Abdestimi aldım namazı beklerken içeriye giren biri bana "you look very familiar to me" diyerek yaklaştı, tanışınca Pakistan asıllı İngiltereli bir Müslüman olduğunu öğrendiğim kişiye ben de " right... because "innemel mü'minine ihvetün (Hucurat:10) Kuran says..." diyerek mukabelede bulundum kucaklaştık tanıştık sohbet ettik. Bir ayağı orada bulunan bu kardeşimiz akşam namazını müteakip mescitte yapılacak olan kuskus ikramının ardından sohbet ve zikir programına davet etti. İnanç ve duygu/ düşünce yoğunluğu insanları her türlü dilin üzerinde yaklaştıran bir unsur olduğunu bir kere daha müşahede etmiş olduk
Bizim bulunduğumuz günler Sevilla’da Feriye (festival ) günlerine denk gelmiş. Bu sebeple sokaklarda flamenko dansı kıyafeti ile dolaşan pek çok kadın görmek mümkün. Ayrıca şehrin içinden geçen vadi’ül kebir ( vüedal kibr) nehri üzerinde tekne turu yaparak şehri panoramik görmek de mümkün.
Ronda-Malaga
Son günümüzde sabah erkenden Sevilla’da otelden ayrılıp yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra Endülüs döneminin önemli şehirlerinden biri olan Ronda’ya geldik. Yüksek bir yayla bölgesinde kurulu. Buralı meşhurlar arasında Ebu Bekir er Rondi Feryatnameler üzerine mersiyeler yazan bir şair. ( Feryatname; Endülüs emirliklerinin teker teker elden çıkıp Müslüman ahalinin Hristiyan İspanyolların zulmüne maruz kaldıkları 14,15 yy da İslam ülkelerin sultanlarına bir kurtuluş ümidi olarak yazdıkları mektuplara deniyor) Abbas ibn Firnas: tarihte mekanizma takarak uçan ilk insan Ronda doğumlu Kurtuba’lı. Ayda bir kratere onun adı verilmiş. Şehrin bulunduğu yerden aşağıda 120 metrelik bir kanyondan akan ırmak ve müthiş bir manzara. İspanyollar tabii olarak korunaklı bu şehri ele geçirmenin zor olduğundan nehrin suyunu zehirleyerek şehrin direncini kırmışlar.
Şehrin içinde nehrin üzerine yüksekliği 98 m olan bir köprü var. 1936 -1939 yıllarında İspanya’da çıkan iç savaşta galip taraf muhaliflerini önce kurşuna diziyorlarken sonra infaz için buldukları başka bir yöntem olarak bu köprüden atmaya başlamışlar (resim 22). Atılan insanların çığlıkları şehrin sakinlerini rahatsız etmeye başlayınca infaz gerçekleşeceği zaman seslerini bastırmak için çanlar çalmaya başlarmış. Ernest Hemingway’ın “ Çanlar Kimin için Çalıyor” adlı romanı işte bu iç savaş dönemini anlatıyor. Şehir parkında Blase İnfante adlı bir edebiyatçının büstü var. Endülüs marşının yazarı ve halkına “bu medeniyetle
(Endülüs medeniyetini kastederek) barışın” diyen kişi.


(resim 22) (resim 23)
Ronda’dan da hareketle 1,5 saat sonra Malaga(Maleka). Bu iki şehir Kurtuba medeniyetinin öncüsü olduğu gibi maalesef düşüşü de olmuş. İspanyollar buraları ele geçirdikten sonra sıra Kurtuba’ya gelmiş. Malaga Akdeniz kıyısında bir sahil şehri. Tarihinin 3000 yıllık olduğu söyleniyor. Önce Fenikeliler kurmuş şehri sonra Vizigotlar sonra Romalılar yaşamış Romalılardan kalma bir anfiteatr var. Daha sonra Endülüs ve akabinde İspanyollar şehrin sahibi olmuş. Burada da yine katedrale çevrili ulucami var (resim 23).
İspanya - Endülüs gezisinden bazı dersler çıkardım. 10-15 gün önce İstanbul’umuzun fethinin 573. yılını kutladık. Yaklaşık 6 asır olmak üzere bu kadar zamandan sonra İstanbul artık bizimdir elimizden çıkmaz diyebilir miyiz? Gezdiğimiz topraklarda Müslümanlar 8 asır hükümferma olmuşlardı ancak gelinen nokta önümüzde bir örnek. Ayasofya’nın kubbesinin üstündeki hilali indirip yerine yine haç yerleştirme hevesi taşıyan bedbahtların olduğu bir dünyada hiç rahat olma gevşeme lüksümüz yok. Bu acı olayın özeti de şu: Endülüs Emevi devleti askeri, ictimai, siyasi, adli, fenni bakımlardan güçlü iken sorun yok ama ne zaman taht kavgaları benlik davaları ön plana çıkmaya başlamış birbirlerine düşmüşler parçalanmak kaçınılmaz olmuş ve ayette belirtildiği gibi güçleri ellerinden gitmiş (Enfal sûresi :46). O kadar ki birbirini yenmek için Hristiyan krallıklarla ittifaklar kurmuşlar. Buna mukabil ehl-i salibin birleşmesi birbiriyle çekişen Müslüman emirliklerinin yutulmasını kolay lokma haline getirmiş. Demek ki ayetin ışığında tarihin tecrübesiyle hareket etmek bir zarurettir.
Yazıyı bitirmeden belki oraları ziyaret etmeye niyetlenecek olan okuyucuya bir borç olarak şu uyarıyı yapmayı gerekli gördüm. Gezimizin başında rehberimiz daha Madrid’de iken çantalarımıza dikkat edilmesi gerektiğini hırsızlık olayının sık olduğunu bize ikaz etti. Başta abartılı bulduğum ikazın doğruluğunu maalesef yaşayarak gördük. Gezinin 2. gününde Granada’da gruptan bir arkadaşımızın çantasından pasaportu ve parası çalındı. Turist kaynayan böyle mekanlarda bu tür uyarılara kulak vermekte fayda var.