Deneme

Ali Haydar Haksal İçin 11 Basamak

Sanırım 1980  Mayıs ayı olmalı. Ali Haydar Haksal Mavera dergisine gelmiş ve Cahit Zarifoğlu ile görüşmüştü. Yanında kadim dostu Alim Kahraman var mıydı hatırlamıyorum. Sadece hatırladığım, siyah sakalları ile mahcup bir Anadolu genci, Ankara'nın orta yerinde...

Sanırım 1980  Mayıs ayı olmalı. Ali Haydar Haksal Mavera dergisine gelmiş ve Cahit Zarifoğlu ile görüşmüştü. Yanında kadim dostu Alim Kahraman var mıydı hatırlamıyorum. Sadece hatırladığım, siyah sakalları ile mahcup bir Anadolu genci, Ankara'nın orta yerinde ruh dünyamızın sesi olan Mavera dergisine geliyor ve ilerde kendisinin de varlığını yoğuracağı bir ünsiyeti başlatmış oluyordu. Hepimizin hikâyesinde nice kadim izler kaldığı gibi, bu kadim yolculuk da ezel kapılarından ebed kapılarına uzanan bir basamaktı işte.

"Söz uçar yazı kalır" demişler ya, Haksal için sözün yazılı kısmına inip biyografisini açtığımda, "16 Mayıs 1951, Hasköy/Kiğı/Bingöl doğumlu. Müderris İsmail Hakkı Efendi'nin torunu. 9 yaşında babasını kaybetti. Okuluna beş yıl devam edemedi, neredeyse 24 yaşında sınavları verip Elazığ İmam Hatip Mektebini bitirdi. Ardından hayatında nice ufuklara kapı açacak olan Erzurum Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 28 yaşında mezun oldu."

Yoksulluk hayatın içinde bir kemik gibiydi. Ne yana dönsek batardı. Haksal'ın biyografisindeki başlangıçlar hep bir hüznün nakşı gibi duruyor zihnimde.

 

3.

Mavera dergisinde ilk öyküleri  1980'den itibaren çıkmaya başladığında, aslında içindeki sesin ilk gençlik yıllarına dayandığını bir sohbetimizde şöyle anlatmıştı:

 - "24 yaşında İmam Hatip mektebini bitirdiğimde "Tıkırtı" adlı bir öykü yazmıştım ve o öyküm  o zaman elimden düşürmediğim Milli Gazete'nin kültür sanat sayfasında yayınlandığında içim içime sığmaz olmuştu"  O yıllardan itibaren devam eden sesi bir iç ses olmaktan çıkıp; hayatı, insanları, dünyayı kelimeler evreninde kuşatan bir berraklığa kavuşmuştu. Bu berraklığı anlamak için elbette Sezai Karakoç'un Rasim Özdenören'e ilk söylediği cümle gerekir:

-"Biz Müslümanız."

 

4.

 Zaman ırmağı hızla akıp durmuştu. Geçmiş zamanda Cahit Zarifoğlu bir mektubunda bana şöyle demişti: -"Kendimiz çalıp kendimiz dinlemeyelim."

Bu geniş yaklaşıma denk düşen bir çıkış ise 1987 yılında Yedi İklim dergisi olarak tezahür etti. Ali Haydar Haksal öncülüğü ile başlayan dergi, dünde kalmayan, bugünde yaşanan, yarında da tezahür edecek olan  vahyin kılavuzluğunun ipine tutunmuş olmanın bahtiyarlığından başka bir şey değildi.

Aslolan ve bize elzem olan da işte bu bahtiyarlıktı.

 

5.

Şartların getirdiği yokuşlar yüzünden Yedi İklim dergisi 1989-1992 arasında ara vermiş olsa da, şimdi dönüp, o geçmişe baktığımızda; nice yazı ehli imzanın  dergide yer alarak, edebiyat kumaşı içinde has bir yapıya büründüğü ortadadır. Bunun  da bereketini,  Ali Haydar Haksal'ın gönülleri incitmeyen duyarlılığına borçluyuz. 

 

6.

Haksal, her zaman akademik duruşu da önemsemişti.  Ancak, fiili olarak akademide yer almasa da, yıllar sonra Bingöl Üniversitesi bir kadirşinaslık göstererek kendisine fahri doktora unvanı vermişti. Bir yazar için, bu takdirin ruh dünyasında nasıl bir karşılığı olmuştu bilemiyorum. Lakin insan ilişkilerinde kadirbilirlik göstermenin alabildiğine ıssız hâle geldiği çağımızda, bu iltifatlar yerinde ve zamanındadır. Yayınladığı "Sesim Bana Yetmiyor" öykü kitabı da o ruh dünyasının zenginliği içinde bir yalnızlığı da gösterir gibiydi aslında.

 

7.

İsimler ruhun aynasıdır der, İbn Arabi. Bu hikmetin ışığında Haksal'ın öykü eserlerinin isimlerini yan yana sıraladığımda âdeta şiir gibi bir akış buluyorum:

Sesim Bana Yetmiyor, sarıldığım  Soğuk Bir Ceset, Evdeki Yabancı, Sokağın Adı Issız, Ay Işığında Vav’ın Odası, Zamanların Öyküsü,

Yalnızlık Sarkacı, Kuşkonmazda Konuşan Adam, İçim Su Berraklığında, Kapıda Bir Çift Ayakkabı,  Renklerin Dansı, Rüya Rüya İçinde, Ruh Denizi, Güneşe Koşan Adam.

Koşu bittikten sonra da koşan atlar olmanın enginliği hep aynı çizgiden geçmez mi zaten.  

8.

Haksal üzerinde en büyük emeği olan elbette şair Cahit Zarifoğlu idi. Yıllar sonra Zarif Şair Cahit Zarifoğlu adını taşıyan kitabı ile bu emeğe olan saygısını ortaya koyan Ali Haydar Haksal, bu çalışmasında Cahit Zarifoğlu ile olan edebiyat yürüyüşünü içtenlikle anlatmıştı. Mavera dergisinin mutfağında başlayan birliktelik sürecini, nice tanıklıkla ve yaşananlar ile Zarifoğlu’un şiirine, sanatına, dünyasına ve mücadelesine âdeta yeni bir kandil yakmıştı. Kitabın son bölümünde titizlikle muhafaza ettiği Haksal-Zarifoğlu mektuplaşmaları da ilk defa gün yüzüne çıkmıştı. 

 

9.

Sesim Bana Yetmiyor adlı öykü kitabını çıktığında imza edip vermişti. “Dergide beraber yürüdüğümüz kardeşime"  diye yazdığı ithaf, Ali Haydar Haksal’ın 1987 yılı TYB hikâye ödüllü kitabı. Yazar bu “düşünen değil eyleme geçen insandır" ilkemize de denk düşüyordu. Haksal bu kitabında bir dönem edebiyatımızda ruhsuz biçimde işlene gelen köyden kente göç olgusunu, modernizmle beraber yalnızlaşan bireyleri ve kuşak çatışması ekseninde işleyerek. Tabiattan kopan hikâye karakterlerinin, aynı zamanda öz benliklerinden de koptuğu için sadece kendilerine değil, eşyaya ve varlığa da yabancılaştığını dile getirmektedir.

 

10.

60 yaş armağanı olarak bir şiir ithaf etmiş idim kendisine. Yedi İklim dergisinde yayınladığında teşekkür etmiş ve hüzünlenmişti. Şiirde,

“Bingöl ufuklarında seni beklerdi kuşlar.” demiştim.

Şimdi o şiiri tekrar hatırlayıp burada, bir daha görünür kılmak istiyorum:

 

ARMAĞAN

-Ali Haydar Haksal’a 60 Yaş Hatırası-

Bingöl ufkunda seni beklerdi kuşlar
Gece boyu okunan Yunus’tan parçalar
Birikirdi bir derviş gibi suskun, çocukluğunda
Oysa hep aynı ırmağa aktı zamanımız
Kimdik neyin nesiydik fukaralığımızın hatırasında
Baktık bir aynada Erzurum’a kar yağmış
Ali Haydar, Ahmet Nedim bir de geçmiş günler
Üşüyen elleriyle tutmuşlar bir gülü
Hiç solmayan eskimeyen diriliş denen bahçede
Yürümüşler söz denizinin sonsuzluğundan
İşte bütün hikâye bu; dünyaya düştükçe
O melâli anlayan nesil çağırır bizi kapıya
Hâlâ seni bekler durur Bingöl ufkunda
Kanatları Simûrg gövdesi Memûzin kuşlar

 

11.
Ve fanilik gongu vurdu. Ali Haydar Haksal, 28 Ağustos 2026’da İstanbul’da bu dünya ömrünü tamam eyledi. 29 Ağustos 2026’da Üsküdar'da Şakirin Camisi’nde kılınan namazın ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda serin servilerin altına sırlandı. 1951 yılında Bingöl'de başlayan yürüyüş, 75 yıl sonra İstanbul'da durdu. Şimdi artık yedi iklim dört bucakta ruh dünyamızın sesleri onun yazdıkları ile devam ediyor.

 

beyit:

vardığın bütün yollar başlangıca dönünce

son ne yanda söylenmiştir adem yüzünde

Editörün Seçtikleri